Başkent Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü Pazarlama Profesörü Feride Bahar Işın, koronavirüs salgını değişen alışkanlıkları ve işletmelerin yeni normale uyum sağlama stratejilerini “Gelecek Geldi kitabında yer verdi.
“Salgın ile birlikte üreticiler ve satıcılar değişmek ya da yok olmak ikileminde kaldı”
“ Yeni normale uyarlanmış ve katma değeri yüksek hizmetler sunmayı başaran işletmeler kurdeleyi kucaklayanlar olacaktır”
Başkent Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İşletme Bölümü Pazarlama Profesörü Feride Bahar Işın, “Gelecek Geldi” kitabının hazırlık sürecini ve koronavirüs salgını ile işletmelerin stratejilerinde neler değiştiğini MAG okurları için anlattı.
Yeni normalde uyum sağlamak ve yeni normalde kazanan olmak isteyen işletmelere tavsiyelerde bulunan Bahar, “ Artık sürümden kazanmak mümkün değildir. Uyarlanmış ve katma değeri yüksek hizmetler sunmayı başaran markalar kurdeleyi kucaklayan olacaktır” diye konuştu. İnsanoğlu’nun bu salgın sınavını da ileriye giderek bitireceğine inandığını belirten Bahar, “Koşamıyorsak yürüyeceğiz, yürüyemiyorsak emekleyeceğiz, olmadı elimizi uzatacağız ama hep ileri gideceğiz. İnsanoğlu’nun fıtratında hep ileri gitmek var” diye konuştu.
Dillere destan güzelliği ve başarılı kariyeri ile isminden sıkça söz ettiren Nurgül Yeşilçay’ın kapak yıldızı olduğu MAG Nisan, dopdolu içeriği, 23 Nisan Çocuk Bayramı’na özel hazırlanan dosya konusu, röportajları ve yazarları ile www.magdergi.com.tr , Turkcell Dergilik, Google Play, Apple Store, Issue, Türk Telekom’da online olarak okurlarıyla buluşuyor. Keyifli içeriğimizi ve gündeme dair gelişmeleri @magdergi Instagram hesabından takip edebilirsiniz.
Yapımı oldukça basit olmasına rağmen dikkat edilmesi gereken püf noktaları da var tabii. Örneğin rendelemeden önce haşlayacağınız patateslerin çok fazla haşlanıp yumuşamaması gerekiyor. Dış kısmı hafif yumuşadığında rendelenmeye hazır demektir. Zaten rendelerken hafif yumuşak ve sert dokuyu hissedeceksiniz. Ayrıca tavanın ısısını da sürekli kontrol altında tutmak önemli. Çok yüksek ateş içinin pişmesini engelleyip, dışının yanmasına sebep olabilir.
Covid-19 enfeksiyonunun hem anne hem de bebeğin sağlığı açısından ailelerde endişelere neden olduğuna dikkat çeken Medical Park Çanakkale Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Levent Özçer, “Yapılan araştırmalar sonucunda Covid pozitif olarak doğuma gelen gebelerin yaklaşık yüzde 87,9’sinin hastalığı asemptomatik (belirtisiz) geçirdiği belirlenirken yüzde 12.1’inin ise semptomatik olabildiği gösterilmiştir” dedi.
Covid-19 enfeksiyonunun ileri yaştaki ve kronik rahatsızlığı olan bireylerde daha ağır seyrettiği bilinse de her yaş grubundan bireyde olduğu gibi gebelerde de etkili olabileceğini ifade eden Medical Park Çanakkale Hastanesi Kadın Hastalıkları ve Doğum Uzmanı Op. Dr. Levent Özçer, gebelerde Covid-19 enfeksiyonunun ateş, öksürük, boğaz ağrısı, kas ağrısı, yorgunluk gibi hafif semptomlardan zatürre, akut respiratuar distress sendromu, böbrek yetmezliği, çoklu organ yetmezliği gibi ileri yoğun bakım ihtiyacı doğuran ağır semptomlar şeklinde klinik belirti verebileceğini söyledi.
COVID’LI GEBELERDE ATEŞ VE ÖKSÜRÜK DAHA AZ
Covid geçiren gebelerde, gebe olmayan Covid hastalarına göre daha az oranda ateş, öksürük ve nefes darlığı semptomları oluştuğunu kaydeden Op. Dr. Levent Özçer, şu bilgileri paylaştı:
“Yapılan araştırmalar sonucunda Covid pozitif olarak doğuma gelen gebelerin yaklaşık yüzde 87,9’sinin asemptomatik iken yüzde 12.1’inde semptomatik olabildiği gösterilmiş. Asemptomatik vakalardaki gebelerin semptomlarının şiddeti ise gebe olmayanlarla benzer çıkmıştır. Gebelikte maternal bağışıklık sisteminin bir miktar baskılı olması, solunum mukozasında ödem, diyafram elevasyonu, oksijen tüketiminin fazla olması nedeniyle gebeler solunum yolu enfeksiyonlarına daha yatkındır fakat elimizdeki güncel verilere bakıldığında gebelerde Covid-19 enfeksiyonu normal popülasyonla karşılaştırıldığında klinik seyir açısından anlamlı bir fark saptanmamıştır.”
GEREKLİ GÖRÜLÜRSE AKCİĞER TOMOGRAFİSİ ÇEKİLEBİLİR
Burundan ya da ağız ve yutağa ait bölgelerden alınan sürüntüde ‘revers transkriptaz polimeraz zincir reaksiyonu (RT-PCR)’ ile Covid-19 virüsünün saptanabildiğinin altını çizen Op. Dr. Levent Özçer, “Mümkünse alt solunum yollarından alınacak örneklerle virüsü saptama ihtimali daha yüksektir. ELISA ya da IgM/IgG saptayan hızlı antikor testleri gibi serolojik testler de RT-PCR dışında kullanılan tanı yöntemleridir” şeklinde konuştu.
Gebelerde akciğer bulgularını değerlendirmek için ise akciğer grafisi ve düşük doz akciğer tomografisinin gerekli görüldüğü durumlarda kullanılabileceğini söyleyen Op. Dr. Levent Özçer, her iki yöntemin de batının kurşun plakalarla korunarak gebelikte kullanılabileceğini belirtti.
Gebelerde vakaların yüzde 85’inde akut dönemde akciğer bulguları olabileceğini, ağır olmayan vakalarda tomografide herhangi bir bulguya rastlanmayabileceğini vurgulayan Op. Dr. Levent Özçer, RT-PCR testi negatif olan şüpheli vakalarda tomografideki Covid-19 enfeksiyonunu düşündüren bulguların diğer viral enfeksiyonlarda da bulunabileceği hususunun da unutulmaması gerektiğini ifade etti. Op. Dr. Özçer, Covid-19 enfeksiyonundakine benzer akciğer tomografi bulguları ile kendini gösteren hastalıklara karşı ayırıcı tanı yapılması önerisinde bulundu.
DÜŞÜK RİSKİNİN ARTTIĞI KONUSUNDA BİR KANIT YOK
Hastalığın çok yeni olması ve konuyla ilgili literatürün kısıtlı olması nedeniyle verilerin yetersiz olduğunu belirten Op. Dr. Levent Özçer, “Covid-19’lu gebelerde düşük ya da erken gebelik kaybının arttığına dair herhangi bir bulgu yoktur. SARS ve MERS enfeksiyonlarının da düşük ve erken gebelik kaybı gibi komplikasyonlarla ilişki içinde olmaması bu hipotezi güçlendirmektedir” şeklinde konuştu.
BEBEĞİN DURUMU MÜSAİTSE SEZERYAN DOĞUM ERTELENEBİLİR
Op. Dr. Levent Özçer, sezaryen doğum planlanmış olup da Covid-19 pozitif olduğu bilinen gebelerde nasıl bir yol izlenmesi gerektiği konusunda ise şu bilgileri paylaştı:
“Bu hasta grubunda eğer anne karnındaki bebeğin durumu, doğumun geciktirilmesi için bir engel teşkil etmiyorsa ve doğum güvenli bir şekilde ertelenebiliyorsa, hastanın gerek doğum esnasında ya da sonrasında sağlık personeline gerekse yine doğum sonrası dönemde bebeğine olabilecek bulaştırıcılığı göz önünde bulundurarak doğum uygun bir zamana ertelenmelidir. Ancak belirtilen faktörler doğumun ertelenmesine izin vermiyorsa gerekli koruyucu önlemler sağlanarak doğum gerçekleştirilmelidir” dedi.
COVID HASTASI GEBENİN SANCISI GELİRSE…
Şüpheli ya da tanı almış Covid-19 gebelerin takibinin farklılık göstereceğini belirten Op. Dr. Levent Özçer, şunları söyledi:
“Şüpheli ya da olası vakalar izole odalarda, tanısı kesinleşmiş vakalar ise negatif basınçlı odalarda takip edilmelidir ve bu tedavi 3. basamak hastanelerde yapılmalıdır. Birçok sağlık kuruluşunda negatif basınçlı oda sayısı az olduğundan bu gibi durumlarda kritik olan hastalar için yoğun bakım ünitelerindeki negatif basınçlı odalar kullanılabilir. Sancı şikayeti ile başvuran şüpheli Covid durumlarında ise hasta izole odaya alınmalı ve Covid semptomlarının varlığı ve şiddeti enfeksiyon uzmanını da içerecek şekilde multidisipliner olarak değerlendirilmelidir. Bu gibi durumlarda annenin ateş ölçümü, dakika solunum sayısı, ve oksijen satürasyonu takip edilmelidir. Fetüs ise sürekli elektronik fetal monitörizasyonla takip edilmelidir. Eğer aktif doğum eylemi başlamışsa mümkünse hastanın takibi aynı izole odada devam etmelidir. Ancak takipler sırasında hastanın aktif doğum eyleminde olmadığı anlaşılırsa da hasta önerilerle eve gönderilebilir.”
GEBELİK TAKİPLERİ AKSATILMAMALI
Akut hastalık dönemindeki bir gebenin takip ve tedavisinin gebe olmayanlarla benzer olduğunun altını çizen Op. Dr. Levent Özçer, “Ancak her ne kadar bugüne kadar Covid-19’un fetüs üzerine belirgin bir etkisi gösterilmemiş olsa da, hastalığın doğal seyri ve gebelik üzerine etkileri henüz tam olarak bilinmemektedir” ifadelerini kullandı.
Op. Dr. Özçer, koronavirüs salgını boyunca gebelik takibinin hem annenin hem de çocuğun sağlığı açısından önem arz ettiğini ve gerekli önlemler alınarak kontrollerin aksatılmaması gerektiğine dikkat çekerek sözlerini noktaladı.
Ramazan’da tok kalmak için yumurta ve kefirin mutlaka sahurda tüketilmesi gerektiğini belirten Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Aslıhan Kara, “Yumurta proteinden en zengin besindir. 1 yumurta yaklaşık 35-40 gram ete eş değerdir. Yumurtanın ete göre iki önemli üstünlüğü vardır. Bunlardan birisi A vitamini içermesi, diğeri ise doymamış yağ içermesidir. Kefir ise yağ içeriği sebebiyle mide iç çeperini koruyucu bir katmanla sarar ve midenizi korur” dedi.
Ramazan ayının oruç tutanlar için beslenme ve yaşam şeklinin değiştiği bir ay olduğunu ifade eden VM Medical Park Pendik Hastanesi’nden Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Aslıhan Kara, yeterli, dengeli ve kaliteli beslenmenin sürdürülebilmesi için günün oruç tutulmayan bölümünde en az iki öğünü tamamlamak ve sahur öğününü atlamamak gerektiğini söyledi.
Ramazan ayında beslenirken sahur öğünü kahvaltının yerini alması gerektiğinin altını çizen Diyetisyen Aslıhan Kara, “Sahurda mutlaka proteinden zengin besinler ve tahıllı ekmek gibi kompleks karbonhidratlar olmalı. Sahur öğününde 1 bardak kefir,1 yumurta, bir miktar tam yağlı beyaz peynir, tam tahıllı ekmek, koyu yeşil yapraklı sebzeler (tere, roka gibi) ve bunlara ek olarak 1 orta boy taze mevsim meyvesi bulunabilir” diye konuştu.
SAHURDA KEFİR VE YUMURTA
Yumurtanın proteinden en zengin ve en ekonomik ve hazırlaması kolay olan bir besin olduğuna dikkat çeken Diyetisyen Aslıhan Kara, “1 yumurta yaklaşık 35-40 gram ete eş değerdir. Yumurtanın ete göre iki önemli üstünlüğü vardır. Bunlardan birisi A vitamini içermesi ve doymamış yağ içermesidir. Yumurtanın içeriğinde ‘lesitin’ olduğu için zihinsel işlevleri de geliştirir. Ayrıca yumurtanın üzerine çörekotu serpebilirsiniz, hem kan şekerini dengeler hem de bağışıklığı güçlendirir. Kefir ise yağ içeriği sebebiyle mide iç çeperini koruyucu bir katmanla sarar ve midenizi korur. Aynı zamanda tokluk hissi sağlar, probiyotik bir besin olduğu için sindirim sistemi için kefir tüketilmesini öneririm” ifadelerini kullandı.
1 AVUÇ İÇİ PİDE TÜKETİLEBİLİR
İftarda da besin tüketiminin abartılı olmaması gerektiğini kaydeden Beslenme ve Diyet Uzmanı Dyt. Aslıhan Kara, şu önerilerde bulundu:
“İftarda kontrolsüz ve abartılı besin tüketiminin en büyük dezavantajı kilo alımına sebep olmasıdır. Düzensiz beslenme sonucu metabolizmamız yavaşlayabilir. İftar sofrasında her besin grubundan besin bulunmasına özen gösterilmelidir. Başlangıç için un miktarı az baklagil ve bulgur içeren doyurucu çorbalar içilebilir. İftarda çorba ile ana yemek arasında mutlaka 10 dakika ara verin. Bu şekilde tokluk hissi sağlayarak daha az miktarda ana yemekle doyabilirsiniz. Çok yağlı olmayan özellikle balık ve derisiz tavuk, haftada 2 kez kırmızı et, tam tahıllı ekmek veya bulgur pilavı, ayran veya yoğurt, ek olarak sebze veya salata tüketilebilir. Ramazan ayında geleneksel pide tüketmek isterseniz, ortalama olarak 1 ince dilim ekmek yerine 1 avuç içi büyüklüğünde Ramazan pidesi tüketebilirsiniz.”
ORUÇ TUTARKEN KİLO VERMEK İÇİN…
“Kilo vermek için oruç tutulmaz ama oruç tutarken kilo verilebilir” diyen Diyetisyen Aslıhan Kara, Ramazan’da kilo vermeyi düşünenlerin dikkat etmesi gerekenleri ise şöyle anlattı:
“En önemli nokta sahuru atlamamaktır. Oruç tutarken sahur öğününü atlarsanız, hem metabolizmanız yavaşlar hem de zayıflama süreci yavaşlar. Çünkü vücudunuz kendisini korumaya alır. Birçok kişi oruç tutarken az yer, böylece günlük enerji alımı düşer, vücutları günlük enerji gereksiniminin altında enerji aldığını hissettiğinde de enerji alımını kontrol almak adına metabolizma yavaşlar. Buna bağlı olarak kilo alma yatkınlığı da artar. Bu nedenle oruç tutarken günlük enerji gereksinimine ulaşmalı, mutlaka sahur ve iftar öğünlerini atlamamalısınız. Oruç tutmanın anlamı unutulmamalı, aşırı besin tüketiminden kaçınmalıyız.”
METABOLİZMAYI HIZLANDIRAN VE TOK TUTAN 10 BESİN
Ramazan ayında en çok metabolizmamızı hızlandıran ve bir yandan da bizi gün boyunca tok tutacak besinlere ihtiyacımız olduğunu belirten Diyetisyen Aslıhan Kara, oruçta hem metabolizmanızı hızlandıran hem de bizi tok tutan 10 besini ise şöyle sıraladı;
“Yeşil mercimek, tam tahıllı ekmek, ev yapımı yoğurt, yulaf, yumurta, somon, muz, Chia tohumu, Maş fasulyesi, yoğurt.”
RAMAZAN AYINDA TATLI TÜKETİMİNE DİKKAT!
Ramazan’da en sık sorulan soruların başında tatlı tüketiminin geldiğini de sözlerine ekleyen Diyetisyen Aslıhan Kara, “Ramazan ayında tatlı tüketmek istiyorsanız, diyet programınızdan 1 su bardağı süt,1 dilim ekmek,1 orta boy meyve hakkınızı eksilterek; haftada bir gün, 1 porsiyon sütlü bir tatlı, 1 porsiyon meyve tatlısı veya 1 porsiyon güllaç tüketebilirsiniz. Çok fazla karbonhidratlı ve şerbetli tatlıları tercih etmeyin” dedi.
BOL SU TÜKETİMİ VE EGZERSİZ ÖNEMLİ
Oruç tutarken susuz kalınan sürenin uzamasıyla vücutta mineral kayıplarının meydana geldiğini de sözlerine ekleyen Diyetisyen Aslıhan Kara, “Sahur ve iftar döngüsü arasında günlük en az 10 -12 bardak su tüketilmelidir. Susuzluk hissini çay ve kahve ile gidermek yapılan en büyük hatalardandır. Ramazan boyunca iftardan sonra haftada en az 150 dakika yürüyüş ve egzersiz yapmak, metabolizmanızın hızlanmasına ve kas kaybı yaşamamanıza yardımcı olur. Özellikle gastrit ve reflü gibi rahatsızlıklarımız varsa, midemizi yormamak için çok fazla besin tüketmek yerine, daha çok tok tutan dengeli beslenme şeklini tercih etmeliyiz” ifadelerini kullandı.
Dünyada ve ülkemizde tek gündem maddesi olan Koronavirüs ile mücadele hız kesmeden devam ederken alınan tedbirler ile yaşam alanlarımızda geçirdiğimiz süre her geçen gün artıyor.
Evlerde geçirilen süre zarfında ise uzaktan eğitim ve çalışma şekli ile birlikte yemek, bulaşık gibi çoğalan rutin ev işleri tekrarlayan ve zorlayıcı el bilek hareketlerini de beraberinde getirdi. Bu durum travma etkisi yaptığı için tendinit görülme sıklığını arttırdığını belirten Romatem Fulya Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği Fizyoterapisti Yonca Köksal,” Uzun süre telefonu kulakta tutmak, gece dirseği kıvırıp baş altına koymak, dersleri bilgisayardan takip eden çocukların uzun süre dirsekleri ile masada el çenede oturması gibi birçok durum bu soruna neden olabilir. Günlük hayatta göz ardı etiğimiz ellerimizde oluşabilecek küçük bir yaralanma bile kişinin fiziksel ve duygusal dengesini etkileyip yaşam kalitesini düşürebilir.” ifadelerini kullandı.
1 Aralık 2019 tarihinde Çin’in Wuhan kentinde ortaya çıkan çağın felaketi Koronavirüsü önce uzaktan izledik, 11 Mart 2020 tarihi itibariyle ise Türkiye’de görülen ilk vaka ile bu tehlikeyi yakından hissettik. Virüsün yayılımını engellemek için alınan terbiler ile beraber evlerde geçirdiğimiz sürede bir hayli arttı. Bu süreçte telefon, bilgisayar ve tablet gibi teknolojik aletlerin kullanımınartmasının yanı sıra çoğalan rutin ev işleri de eklenince el ve kollarımıza daha çok yük bindi.
Ağrılar Vücudun Alarm Merkezi
Dirsek, el ve el bileği ağrılarının çok dikkate alınmadığını belirten Romatem Fulya Fizik Tedavi ve Rehabilitasyon Kliniği Fizyoterapisti Yonca Köksal,” Ağrılar bizim vücudumuzun alarm mekanizmasıdır. Günlük hayatta göz ardı ettiğimiz 19’u uzun olmak üzere 27 kemikten oluşan ellerimiz hem bir duyu organı hem de uygulayıcı organımız olduğu için hayatımızda önemli bir rol oynuyor. Özellikle de yaşadığımız bu zor süreçte kendimizi daha iyi dinlemeliyiz. Salgın günlerinde gerek ev işleri gerekse teknoloji kullanımı artınca ellerin tekrarlayıcı zorlayıcı hareketleri travma etkisi yaptığı için tendinit görülme sıklığı arttı. Ayrıca el bileğini ideal pozisyonu olan 30 derece havada tutarak kullanmalıyız” dedi.
El Rehabilitasyonu Birçok Sorunun Tedavisinde Yarar Sağlıyor
Bu gibi durumlarda el rehabilitasyonun öne çıktığını vurgulayan Köksal, sözlerine şöyle devam etti: “Bu rehabilitasyon programı elden omuza kadar olan bölgedeki sorunlarla ilgilenir. Elin çeşitli yaralanmaları, kırıklar, kopuklar, sinir sıkışmaları, sinir tendon kesileri ya da yanıklar doğumsal sorunlar gibi türlü durumlarda ameliyat sonrası ya da kimi zaman ameliyatsız tedavide de kullanılır. Fluidoterapi, ultrason, lazer, manyetik alan cihazı, elektrik stimulasyon cihazları, soğuk-sıcak paket uygulama, kuvvetlendirme-germe-mobilizasyon egzersizleri, traksiyon, duyu eğitimi, atelleme gibi uygulamalar hastanın ihtiyacına göre uygulanır”
Hyundai Assan, 2021 yılındaki model atağına Yeni ELANTRA modeliyle başladı. Yeni ELANTRA, markanın Türkiye’de 2021 yılında lansmanını yapmayı planladığı beş modelden ilki konumunda. Sedan segmentine farklı bir bakış açısı getirmesi hedeflenen otomobil, özellikle sıra dışı sert ve keskin çizgilerden oluşan tasarım diliyle rakiplerinden ayrılıyor.
30 yılda 250’den fazla ödül
Yeni ELANTRA’nın online basın toplantısında, açılış konuşmasını yapan Hyundai Assan Başkanı Sangsu Kim, şunları söyledi. “Hyundai’nin dünya çapında en çok tercih edilen modeli olan ELANTRA, 30 yılda 250’den fazla ödül ve övgü aldı. Son jenerasyon ise Ocak ayında kazandığı prestijli“Kuzey Amerika Yılın Otomobili” ödülüyle, iddialı olduğunu göstermeye başladı. ELANTRA, her nesliyle kendi segmentinde çıtaları yükselten ve çok sevilen bir model. Umarım Yeni ELANTRA, Türk halkı tarafından da sevilir ve dünya çapındaki milyonlarca mutlu ELANTRA sürücüsü gibi mirasını bu topraklarda da devam ettirir”.
Model atağının başlangıcı
Satışa sunulan yeni modelle ilgili görüşlerini dile getiren Hyundai Assan Genel Müdürü Murat Berkel ise, “Sedan Ruhu, Cazibesini Buldu” sloganıyla satışa sunduğumuz Yeni ELANTRA ile birlikte model atağımızı bugün itibariyle başlatıyoruz. Amacımız, Yeni ELANTRA ile sedan sınıfında fark yaratmak. Çünkü, geleneksel çizgilerden ve birbirine benzer modellerden sıkılan müşterilerimize daha farklı duruş sergileyen, hem cesur hem de modern bir otomobil sunmanın tam zamanı. Sadece ELANTRA değil, arkaya arkaya satışa sunacağımız sıradışı ve estetik modellerimizle iddiamızı artırıyoruz” dedi.
Hyundai’nin bugüne kadar en çok satılan modeli
İlk kez 1990 yılında tanıtılan ve akabinde satışa sunulan Hyundai ELANTRA, 30 yılda 15 milyon adetten fazla sattı. Bu önemli satış adetiyle beraber, markanın en çok satılan ve aynı zamanda en popüler modeli olan ELANTRA, yepyeni tasarım özellikleri ve ayrıştırıcı görünüşüyle oldukça dikkat çekici bir otomobil haline geldi. Hyundai ELANTRA, şimdi de yedinci nesliyle tüm zamanların en iyisi olarak lanse ediliyor. Öncelikli olarak Amerika, Kore, Çin ve diğer Asya pazarları göz önünde bulundurularak hazırlanan aracın Türkiye’deki hedefi, daha sportif ve aynı zamanda farklı bir tasarım çizgisine sahip sedan araç isteyen bireysel müşterilere ulaşmak.
Agresif ve sportif bir tasarım
CN7 model kodlu Yeni ELANTRA, sıradışı şekillere ve dokulara dayanan, Hyundai’nin Parametrik Dinamik adını verdiği yeni tasarım kimliğini yansıtıyor. Otomotiv dünyasında tüm araçların neredeyse birbirine benzediği bir dönemde daha agresif, daha sportif ve aynı zamanda daha farklı bir tasarım felsefesi benimseyen Hyundai, böylelikle geleneksel tasarımlardan sıkılan otomobil severlerin ilgisini çekmek istiyor. Bu bağlamda, pek alışılmadık sert hatların yer aldığı otomobilde” Parametrik Dinamik” adı verilen yenilikçi bir dizayn felsefesi var. Bu felsefe, tasarımın amacı ve çözümü arasındaki ilişkiyi birlikte tanımlayan ve kodlayan, algoritmik düşünceye dayanan bir süreç olarak dile getiriliyor.
Aynı zamanda matematiksel kavramlara da dayanan bu özel tasarım, gelişmiş bir dijital tasarım teknolojisi. Parametrik Dinamik tasarımı basitçe tanımlamak için; tek bir noktada üç çizginin buluşması anlamına geldiğini söylemek gerekiyor. Böylelikle, araç üzerinde üç ana hat bulunurken, özellikle kapılarda ve arka çamurluklarda yer alan sert geçişler, aracın tüm dinamizmini ön plana çıkarıyor.
Bu tasarım dili, Yeni ELANTRA’da farklılık isteyenlerin tüm beklentilerini en cesur şekilde karşılıyor. Bir başka deyişle, geçtiği her yerde tüm bakışları üzerinde topluyor.
Yenilikçi bir görünüme sahip olan otomobil, segmentindeki geleneksel tasarımlardan farklı bir yapıda. Bu haliyle kullanıcısıyla arasında güçlü bir bağ oluşturuyor. Geniş kademeli yeni tip ızgara ve entegre farlar, otomobilin olduğundan daha geniş görünmesini sağlıyor. Ayrıca, tamponda yer alan rüzgar kanalları sayesinde sürtünme katsayısı da önemli ölçüde azaltılmış.
Bu sayede aerodinamizm artarken aynı zamanda yakıt ekonomisi de elde ediliyor. Önden arkaya doğru uzanan sert geçişler ise tekrar ön kapılarda birleşmeye başlıyor. Arka taraftaki uzunlamasına konumlandırılan stop lambalar ise sağ ve sol tarafta gövdeye doğru uzanmaya başlıyor. Yandan bakıldığında Z şeklinde bir forma kavuşan arka tasarım, bagaj kısmında da daha fazla yükleme alanı sunmaya yardımcı oluyor. Dört kapılı bir coupe havası sunan bu yeni tasarım, parlak siyah tampon difüzörüyle de şık görünüşünü destekliyor. Ayrıca, H formunu oluşturan LED arka lambalar da bagaj kapağı boyunca uzanarak özellikle gece sürüşlerde muazzam bir görsellik sunuyor.
Hyundai mühendisleri ve tasarımcıları, ELANTRA ‘yı dört kapılı bir coupe görünümüne dönüştürmek için altıncı nesle göre daha uzun, daha alçak ve daha geniş bir form tercih ettiler. Yeni ELANTRA’nın toplam uzunluğu 30 mm ve dingil açıklığı da 22 mm artarken toplam genişlik ise 25 mm artırılmış. Yükseklik 10 mm alçalırken ön kaput ise neredeyse 50 mm geriye doğru kaydırılmış. Bu küçük değişiklikler, aracın şeklini önemli ölçüde değiştirirken kabin içerisinde de etkili olmuş.
Konforlu ve gösterişli iç mekan
Sürücü odaklı kokpit, sürüş hissiyatını ve heyecanını zirveye taşırken sadelikle gelen zariflik de bir diğer önemli unsur olarak dikkat çekiyor. Yeni tip direksiyon simidi ve dijital ekrandan oluşan göstergeler de bu yapıyı destekliyor. Yeni estetik çizgiler, aracın iç mekanında da tüm tabuları yıkan bir düzeyde karşımıza çıkıyor ve alışılagelmiş Hyundai modellerinden daha farklı bir ambiyans sergilemeye başlıyor. Yani dışarda olduğu gibi kokpitteki şıklık da ELANTRA’nın rakiplerinden daha cüretkar olmasını sağlıyor.
“Etkileyici koza” iç düzeni, sürücüyü bir uçak kokpiti gibi sarıyor. Alçak ve geniş çizgiler, kapıdan orta konsola kadar uzanıyor. Alçak ve geniş bu tarz, aynı zamanda otomobile geniş bir iç alan sağlıyor. Uyumlu bir şekilde birbirine bağlanmış 10,25 inçlik iki ekrandan oluşan geniş bilgi ekranı ve gösterge, otomobilin fütüristik hissini artırıyor. Açılı dokunmatik ekran, sürücünün görmesi ve kontrol etmesi için son derece kullanışlı bir yere konumlandırılmış. ELANTRA’nın sürücü koltuğundayken otomobili saatlerce kullanmak için hissedilmesi gereken tüm duygular, yeni estetik çizgilerle birleşiyor.
Hyundai tasarımcılarının bir diğer amacı;
otomobilin içindeyken sürücüsünü özel hissettirmek. Bu yüzden, sürücü tarafı ile sağ yolcu koltuğu arasında kokpite doğru paralel uzanan bir tutamaç bulunuyor ve tüm kokpit tamamen sürücüye doğru bir şekilde konumlandırılmış.
Separatör özelliği bulunan bu tutamaç, araca premium bir izlenim de kazandırıyor. Ayrıca, tamamen yeni tasarım ürünü şık koltuklar da sportiflik seviyesini zirveye çıkarıyor. Vücudu saran yüksek kafalıklara sahip koltuklar, yarış veya süper spor otomobillere gönderme yapıyor. Siyah, bej ve açık gri olmak üzere üç farklı renk seçeneği ile sunulan bu koltuklar, en üst donanım seviyesi Elite Plus’ta karşımıza deri olarak çıkıyor. Vites topuzu, elektronik park freni ve diğer butonlar da diğer Hyundai modellerinden daha farklı bir şekilde hazırlanmış.
Hyundai ELANTRA, tasarımı ve estetik iç mekanıyla C sedan segmentinde fark yaratırken aynı zamanda ailelerin geniş bagaj ihtiyacını da rahatlıkla karşılıyor. Bagaj hacmi, bir önceki jenerasyona göre 16 litre daha fazla alan sunarak tam 474 litreye çıkıyor. Arka sıradaki diz mesafesi de yine bir önceki modele göre 58 mm daha fazla. Yani rahat bir yolculuk için toplam 964 mm’lik bir değer sunuyor.
ELANTRA ile gelen yeni K3 platformu
Hyundai’nin üçüncü nesil araç platformu, Yeni ELANTRA’nın genel tasarımını, güvenliğini, verimliliğini, gücünü ve sürüş performansını önemli ölçüde geliştiriyor. Yeni ELANTRA, K3 adlı platform sayesinde daha hafif ve daha iyi bir yakıt ekonomisine sahip. Bu platform aynı zamanda, mühendislerin daha çevik yol tutuşu için ELANTRA’nın ağırlık merkezini düşürmesine de olanak tanıyor. Olası bir çarpışma anında çok katmanlı bir yapıda olduğundan güvenliği de artırıyor. K3 platformu, rahatlıkla uzatılıp genişletilebiliyor. Böylece, diğer segmentlerdeki modellerde de kullanım imkanı sunuyor. Estetik açıdan farklı bir duruş sergileyen ELANTRA’nın süspansiyon sistemi de konfora yönelik. Geliştirilmiş süspansiyon montaj yapısı sayesinde hem dinamizm hem de üst düzey sürüş konforu elde ediliyor.
Üstün sürüş keyfi
Hyundai ELANTRA’nın sürüş performans hedefi, kullanması heyecan verici ve eğlenceli bir otomobil olmak. Yeni platform ve modern güç aktarma organlarını birleştirerek tepkileri önemli ölçüde iyileştiren mühendisler, otomobilin sürücünün kullanım tarzına göre hızlı bir şekilde yanıt vermesine de olanak sağlamış.
Yeni ELANTRA, otoyolda ve şehir içinde son derece sessiz ve sağlam bir sürüş özellikleri sunuyor. Ayrıca çevik sürüş dinamikleri, üç farklı sürüş moduyla değiştirilebilerek kullanıcısına farklı deneyimler sunabiliyor.
Yakıt ekonomisi ve zengin donanım seçenekleri
Hyundai ELANTRA, Türkiye’de ilk etapta tek motor seçeneğiyle satışa sunuluyor. Araç, 1.6 litre atmosferik beslemeli motora ve CVT şanzımana sahip. CVT’ye ek olarak, 6 ileri manuel şanzıman sadece Style donanım seviyesinde sunuluyor. Yakıt ekonomisi ve optimum verimlilik vaad eden bu motor, 123 beygir gücünde. Üstten çift eksantrikli motor, çok noktadan enjeksiyonlu yakıt püskürtme sistemi (MPI) özelliğine sahip.
Türkiye’de “Style”, “Style Comfort”, “Smart”, “Elite” ve “Elite Plus” olmak üzere beş farklı donanım seviyesiyle satılan otomobilin, teknolojik özellikleri de en az tasarımı kadar iddialı. Dual LED farlar, LED gündüz sürüş farları, uzunlanmasına yerleştirilen H formundaki LED arka lambalar, açılabilir tavan, 17 inç alüminyum alaşımlı jantlar, elektronik park freni, akıllı hız sabitleyici, kablosuz şarj sistemi, yağmur sensörü, ön çarpışma uyarı sistemi, şeritte kalma ve takip uyarı sistemi ve 10.25 inç bilgi ekranı, Yeni ELANTRA’nın en önemli donanımlarını oluşturuyor.
Ayrıca, ELANTRA’da sunulan kablosuz Android Auto ve Apple Car Play özellikleri de 10.25 inçlik bilgi ekranıyla kombine bağlantı özelliği sunuyor. Elite Plus donanım seviyesinde sunulan 8 hoparlörlü Bose ses sistemi de müzik tutkunu kullanıcıların en beğendiği özellik.
Fiyatlar
Türkiye pazarında tek motor ve beş farklı donanım seviyesiyle satılan otomobilin lansmana özel başlangıç fiyatı 231.500 TL. Sportif ve dinamik bir görünüşe sahip otomobilin en üst donanım seviyesi olan Elite Plus ise 410.000 TL.
Markaların kadın ve kız çocuklarına yönelik ortaya koydukları farkındalık projelerini ele alan Kadın Dostu Markalar Dijital Platformu, bu çerçevede kadının toplumdaki konumunu ve gücünü destekleyen markaların farkındalık projelerini toplumun beğenisine sundu.
Küresel kadın iş birliklerini hayata geçiren, Türk kadınlarının ekonomik özgürlüklerini kazanması için yıllardır emek harcayan Farmasi bu çerçevede ilk 10 marka arasında yer alarak ödüle layık görüldü.
Her şey kadınları güçlendirmek için…
Kadınların toplumda eşit haklara sahip olması ve güçlenmesini destekleyen projeleriyle öne çıkan Farmasi’nin Yönetim Kurulu Üyesi Emre Tuna “Kadın Dostu Markalar Platformu Kurucusu Nazlı Demirel’e kadınları güçlendirme konusunda farkındalık yarattıkları için teşekkür ediyoruz. Bu özel ödülle birlikte şimdi omuzlarımızda çok daha fazla yük var, daha fazla kadına dokunmak onları desteklemek için var gücümüzle çalışacağız” dedi.
Son haftalarda Süper Lig’de art arda aldığı kötü sonuçlarla şampiyonluk yolunda ağır yara alan Galatasaray’a bir darbe de koronavirüsten geldi. Sarı-kırmızılı takımda bir futbolcunun testi pozitif çıktı ve karantina süreci başlatıldı.
Süper Lig’de şampiyonluk mücadelesi veren Galatasaray‘da bir futbolcunun koronavirüs testi pozitif çıktı. Sarı-kırmızılı kulüpten yapılan açıklamada futbolcunun karantina sürecinin başlatıldığı belirtildi. Kulübe yakın kaynaklardan alınan bilgilere göre, koronavirüse yakalanan oyuncu ilk 11’de forma giyen yıldız bir isim.
KULÜPTEN YAPILAN AÇIKLAMA
“Galatasaray Futbol takımı oyuncuları, teknik heyetimiz, performans, sağlık, idari ve destek kadrolarındaki çalışanlarımız için bugün yapılan Covid-19 PCR testleri sonuçlanmış ve bir oyuncumuzun test sonucu pozitif çıkmıştır.Oyuncumuzun tedavi protokolü ve karantina süreci başlatılmıştır.Kamuoyuna saygıyla duyurulur.”
Herkesin cilt yapısı birbirinden farklı ve zamanla cilt yapısı da değişebiliyor. Her cildin farklı bir bakıma ihtiyaç duyduğu da düşünüldüğünde cilt yapısını tanımak oldukça önemli. Sonrasında cildin ihtiyacı olan kişiselleştirilmiş bakımla sağlıklı bir cilde sahip olmak ve yaşlanma etkilerini geciktirmek hiç de zor değil. İsveçli güzellik teknoloji markası FOREO’nun microcurrent (mikro akım) teknolojili yüz sıkılaştırma cihazı BEAR ve akıllı maske terapisi sunan cihazı UFO bakım rutininize kişiselleştirilmiş bir dokunuş sağlıyor.
Cilt bakımındaki en önemli konulardan biri de kendi cilt tipini tanımanızdan geçiyor. Ancak cilt tipinin de dönemden döneme değişebileceği, hormonal değişimlerden, sağlık sorunlarından, ilaçlardan, dış etmenlerden ve stresten de etkilenerek farklılaşabileceğini de unutmamak gerekiyor. Genel olarak kabul edilen cilt tipleri ise şu şekilde:
Normal cilt, kuru cilt, yağlı, cilt, karma cilt, hassas cilt ve olgun cilt. Her ne kadar cilt tipleri bu başlıklar altında toplansa da her cildin kendine has özelliklerinin de olabileceğini göz önünde bulundurarak kendi cildimizi iyi analiz edip kendimize has bir bakım rutini oluşturmamız gerekiyor. Her bakım ürününün ya da cihazının her cilt tipine uymadığını hatırlatmakta da fayda var. Bu konuda aradığımız kişiselleştirilmiş bakımı sunan İsveçli güzellik markası FOREO, akıllı microcurrent (mikro akım) teknolojili yüz sıkılaştırma cihazı BEAR ve akıllı maske terapisi cihazı UFO sayesinde cildimize en uygun bakımı farklı seçeneklerle sunarak sağlıklı bir cilde kavuşmamızı sağlıyor.
Kişiselleştirilmiş akıllı maske terapisi
Cildinize has bakımı Kore’nin seçkin maske formüllerini dermal teknolojilerle birleştirerek saniyeler içerisinde etkisini göstererek gerçekleştiren dünyanın ilk akıllı maske terapisi yapan cihazı UFO, telefonlara indirilebilen “FOREO For You” uygulamasıyla senkronize edilerek kullanılan maskeye uygun olarak spa kalitesinde bakımı eve taşıyor. Uygulama üzerinden oluşturulan cilt profiliyle uzmanından güzellik ipuçları almak ve hangi UFO Aktif Maske’nin cildiniz için daha iyi olduğunu öğrenmek mümkün. Örneğin kuru ciltleri nemlendirmek için önerilen Bulgarian Rose, narin çiçek notalarıyla kuru, donuk cilt görünümünü arındırarak cilde parlaklık veriyor. Japonya’nın eşsiz doğasından gelen yeşil çay ile cildi arındırıp doğal ışıntısını kazandıran, karma ve yağlı ciltler için önerilen Green Tea ise içeriğinde yer alan geleneksel tıpta da yaygın olarak kullanılan Ulmus Davidiana Kök Özü ile cildi nemlendiriyor.
Yeni Zelanda’ya özgü mucizevi bal olan Manuka Balı’nı içeren cansız ve erken yaşlanma belirtileri gösteren ciltler için önerilen Manuka Honey, kuruluğu azaltarak cildi yatıştırıyor ve eski canlılığına kavuşturuyor. Tüm bu maskeleri kullanabileceğiniz akıllı maske terapi cihazı UFO, Termoterapi moduyla cildi 45 dereceye kadar ısıtarak, kriyoterapi moduysa cildi 5 dereceye kadar soğutarak maskenin aktif bileşenlerinin cilde aşılanmasını sağlıyor. Termoterapiyle gözeneklerin görünümü azalırken, kriyoterapi moduyla ciltteki şişlikler azalıyor. Ayrıca, Hiper İnfüzyon Teknolojisi ve T-Sonic™ titreşimleriyle cildin emilimini de artırıyor. Saniyeler içinde 20 dakikalık bir kağıt maskenin sunabileceğinden daha fazlasını sunan UFO, aynı zamanda LED ışık terapilerinin gücünden yararlanıyor. Mavi, kırmızı ve sarı LED ışığıyla cilde yapılan terapiyle ciltteki kusurlar azalıyor, renk tonu dengeliyor ve yaşlanma etkileri azalıyor.
Ankara’da keyifli ve ferah alışverişin en şık adresi Kuzu Effect AVM, yayınlanan son kısıtlamaların ardından açılış ve kapanış saatlerinde güncelleme yaptı.
Birbirinden özel markaları ile ziyaretçilerini ağırlayan Kuzu Effect AVM, arttırılan tedbirlerin ardından saat 10.00 ve 18.00 saatleri arasında açık olacaklarını duyurdu.
Hijyen tedbirlerinin üst sırada tutulduğu alışveriş merkezi girişinde HES kodu uygulaması ile ziyaretçiler alınmaya devam ediyor. Bunun yanı sıra AVM içerisinde bulunan dezenfeksiyon alanlarında her an hijyen ziyaretçiler ile buluşturuluyor. Tüm katların en ince ayrıntısına kadar saat başı temizlendiği Kuzu Effect AM’de, ziyaretçiler güvenli alışverişin keyfini sürmeye devam ediyor.
Sağlık için alınan tedbirlere hassasiyetle uyulması gerektiğinin altını çizen Kuzu Effect AVM Yönetimi, “Kısıtlamalar ile birlikte saatlerimizi güncelledik. Herkesin sağlıklı ve güvende alışverişlerini huzurla yapması en büyük önceliğimiz. Ziyaretçilerimizin sağlığını önemsiyoruz” diye konuştu.