Adeta bir ana yemek kıvamında olan bu çorba hem doyurucu hem de çok besleyici. Terbiyesi de ona lezzet katıyor. İsterseniz siz onu salçalı ve ekşili olarak da hazırlayabilirsiniz. Köftelerinizi kızartmadan da pişirebilirsiniz. Şimdiden ellerinize sağlık diyoruz ve tarifimize buyur ediyoruz. Nohutlu köfteli çorba sofralarınıza konuk olsun, içinizi ısıtsın.
Soğanı rendeleyin, kıymayı ve baharatları ekleyin ve yoğurduktan sonra misket büyüklüğünde köfteler hazırlayın. Soğumaları için köfteleri dolaba kaldırın.
Pirincin üstüne 1 su bardağı su dökün ve ocağın altını açıp, pirinçler yumuşayana dek pişirin.
Ardından pirinçlerin üstüne kalan 6 su bardağı suyu ekleyin ve kaynamaya bırakın.
Kaynamaya başlayınca haşlanmış nohutları da ilave edin.
Terbiyesi için; yoğurt, yumurta sarısı ve unu güzelce karıştırın. Kaynamakta olan çorbadan bir kepe alıp sürekli karıştırarak,i hazırladığınız terbiyeye ekleyin ve sonra bu sulandırdığınız terbiyeyi, yine sürekli karıştırarak tencereye ekleyin.
Çorba bir taşım daha kaynadıktan sonra altını kapatın.
Ayrı bir tavaya kızartma yağını alın ve köfteleri güzelce kızartın.
Kızarttığınız köfteleri çorbaya ekleyin ve altını açıp, bir taşım daha kaynatın.
Bir servis tabağına alın. Ayrı bir tavada zeytinyağında kızdırdığınız naneyi üstüne gezdirin ve servis edin. Afiyetler olsun!
İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği Genel Başkanı Ramazan Bingöl ve Yönetim Kurulu üyeleriyle yapılan toplantıda 1 Mart’tan itibaren uygulanması beklenen kademeli normalleşmeye geçiş süreci görüşüldü.
Koronavirüs salgını dolayısıyla alınan önlemler kapsamında kısıtlama getirilen kafe, restoran ve lokantaların ne zaman açılacağı merak konusu oldu. Geçen hafta yapılan Kabine Toplantısı’nın ardından Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, “Salgın tedbirleriyle sebebiyle işine ara vermek zorunda kalan restoran, kafe, kıraathane vb. esnaflarımızı rahatlatacak yol haritası önümüzdeki günlerde açıklanacaktır” dedi.
KAFE VE RESTORANLAR İÇİN KRİTİK ADIM
Tüm bu gelişmelerin ardından İstanbul Valisi Ali Yerlikaya, kafe ve restoranlar için ilk adımı attı. Vali Yerlikaya, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda, “Tüm Restoranlar ve Turizmciler Derneği Genel Başkanı Ramazan Bingöl ve Yönetim Kurulu üyeleriyle İstanbul’da kademeli normalleşmeye geçiş sürecinde yapılması gereken çalışmaları değerlendirdik” ifadelerini kullandı.
TÜRES BAŞKANI, CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’LA DA GÖRÜŞMÜŞTÜ
Öte yandan, Tüm Restoranlar ve Turizmler Derneği (TÜRES) Başkanı Ramazan Bingöl, Cumhurbaşkanı Erdoğan’la da görüşmüştü. Görüşme sonrası açıklama yapan Bingöl, “Başkanımıza bizim derneğin yapmış olduğunu çalışmaları anlatarak sektör ile ilgili bilgi verdim. Desteklerle ilgili konuştuk. En kısa zamanda detayları belirleyerek restoranları açmak istiyoruz. Ayrıca görüşmelerimiz devam ediyor. Vali Bey, Bakanlıklarla görüşüp, bir ortak paydada buluşup en kısa sürede restoranların açılmasını bekliyoruz” diye konuştu.
Restoranların açılışının şuanda değerlendirme aşamasında olduğunu belirten Bingöl, “Mart ayında restoranların açılacağını düşünüyoruz” dedi.
Restoran ve lokantalarda uygulanacak tedbirlere de dikkat çeken Bingöl, “Biz Türk Standartları Enstitüsü (TSE) ile bir protokol imzaladık. Burada Güvenilir Restoran ve Lokanta belgesi veriyoruz. Bu belgeye sahip işletmeler daha ön daha öncelikli olabilir” açıklamasını yaptı.
‘RESTORAN VE LOKANTALAR EN DOĞRU NASIL AÇILIR’ KONUSUNU GÖRÜŞECEĞİZ
Bingöl, “Sayın Başkanımız ile görüştükten sonra, Sağlık Bakanlığı, Valilik ve ilgili Bakanlıklarla da ‘restoran ve lokantalar en doğru nasıl açılır’ konusunu görüşeceğiz. Beklentimiz restoran ve lokantaların mart ayında açılacağı yönünde” dedi.
İllere göre 100 bin kişide haftalık vaka sayısı haritasını Bakan Koca’nın açıklamasının ardından en düşük riskli kentler ve en yüksek riskli kentler de belli oldu. 1 Mart’ta başlaması planlanan kademeli normalleşmenin kaderini belirleyecek haritada, 12 il çok yüksek riskliler arasında değerlendirilirken 4 il de düşük riskli il arasında yer aldı.
1 Mart’tan itibaren koronavirüsle mücadelede yeni döneme geçiliyor. Buna göre, illerin pandemi seviyesini gösteren ‘düşük, orta, yüksek ve çok yüksek riskli’ kategorilerine geçiş kriterleri oluşturulacak.
RİSK KISTASI NASIL YAPILIYOR?
100 binde 10’un altındaki iller ‘düşük riskli’, 11-35 arası ‘orta riskli’, 36-100 arası ‘yüksek riskli’, 100’ün üstündeki iller ise ‘çok yüksek riskli’ sayılacak. Bu iller haritada sırasıyla mavi, sarı, turuncu ve kırmızı olarak gösterilecek.
100 BİNDE 10’UN ALTINDA 4 İL VAR
Bakan Koca’nın dün açıkladığı 100 bin nüfusa oranla haftalık vaka sayılarına bakıldığında “düşük riskli” kategorisinde şimdilik 4 il bulunuyor.
En düşük riskli 4 il Doğu ve Güneydoğu’dan;
Hakkari – 3,21
Şırnak – 3,91
Muş – 8,51
Batman – 8,71
Vaka sayılarının bu şekilde devam etmesi durumunda kademeli gevşemede bu iller öne çıkacak. Hangi durumda, hangi yasakların kalkacağına ilişkin bu listeler, il hıfzıssıhha kurullarına gönderilecek.
100 BİNDE 100’ÜN ÜSTÜNDE 12 İL VAR
Dün itibarıyla vaka oranı 100’ün üzerinde olan 12 il ise “çok yüksek riskli” kategorisinde yer alıyor.
Bu iller sırasıyla şu şekilde;
Ordu – 228,40
Giresun – 217,5
Samsun – 202,94
Trabzon – 207,54
Rize – 200,08
Tokat – 149,20
Osmaniye – 134,90
Adıyaman – 120,64
Aksaray – 108,27
Karaman – 105,92
Sakarya – 103,01
Konya – 101,95.
Vaka sayılarını düşüremezse bu iller gevşeme için biraz daha beklemek zorunda kalacak. Hatta yeni önlemler de gündeme gelebilecek. Her ilçeye yönelik ayrı kararlar alınmayacak, değişimler, bir haftalık ya da 14 günlük izlemelerden sonra yapılacak.
Yeni sürecin haziran ayına kadar devam etmesi planlanıyor.
Ülkemizdeki koronavirüs vaka sayıları düne göre arttı. 23 Şubat tarihinde açıklanan 24 saatlik verilere göre; 633’ü semptomatik olmak üzere 9 bin 107 yeni vaka tespit edildi. Böylece toplam vaka sayısı 2 milyon 655 bin 633’e yükseldi. Bugün 75 kişi koronadan hayatını kaybetti. Ağır hasta sayısı ise bin 185 oldu.
Sağlık Bakanlığı, Türkiye‘nin Günlük Koronavirüs Tablosu’nu paylaştı. 23 Şubat’ta açıklanan son 24 saatlik verilere göre; 633’ü semptomatik olmak üzere toplam 9 bin 107 yeni vaka tespit edildi. Vefat sayısı ise 75 olarak kayıtlara geçti. Böylece Türkiye’de koronavirüs nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 28 bin 213’e, toplam vaka sayısı ise 2 milyon 655 bin 633’e yükseldi.
BUGÜNKÜ İYİLEŞEN SAYISI 6 BİNE YAKLAŞTI
Son 24 saatte tedavisi tamamlanan 5 bin 546 hastanın daha taburcu olmasıyla toplam iyileşen hasta sayısı 2 milyon 534 bin 996’ya yükseldi. Toplam test sayısı 32 milyon 560 bin 732’ye yükselirken, ağır hasta sayısı bin 185 olarak kayıtlara geçti. Öte yandan hastalarda zatürre oranı da yüzde 4,2 oldu.
DÜN VAKA SAYISI 8 BİNİ GEÇMİŞTİ
Öte yandan dün ülkemizde koronavirüs nedeniyle 78 kişi hayatını kaybederken, 623’ü semptomatik olmak üzere 8 bin 104 yeni vaka tespit edilmişti.
Bayatlamayan ve oldukça pratik olan bu çörek tarifi, katı yağ içermediği için oldukça da ekonomik. Ortasındaki sürülebilir çikolata kreması ve bitter çikolata da, yiyenleri her lokmada tatmin edecek. Haydi sizi hızlıca mutfağa alalım, çay saatleriniz bu enfes lezzetle şenlensin.
1 küçük kase yumurta sarısı, yoğurt, sıvı yağ karışımı
2-3 yemek kaşığı kayısı reçeli
Yumuşacık Tatlı Çörek Tarifi Nasıl Yapılır?
Süt, maya, toz şeker, su ve sıvı yağı çırpın. Yumurtayı ekleyip tekrar çırpın.
Kontrollü bir şekilde unu ekleyip karıştırın. Kıvam aldığında hafifçe yoğurun. Üzerini örtüp 1 saat mayalandırın.
Hamurdan, mandalina boyutunda bezeler ayırın. Parmaklarınızla hafifçe yuvarlak şekilde açın. Hamurun ortasına bir yemek kaşığı çikolata kreması ve bir küçük kare bitter çikolata parçası yerleştirin.
Hamurun kenarlarını, ortada bohça şeklinde birleştirin ve nazikçe kapatın. Bezeleri tepsiye yerleştirin ve 15 dakika daha mayalandırın.
Yumurta sarısı, yoğurt ve sıvı yağ karışımını bezelere sürün ve 180 derece fırında 30 dakika pişirin. Fırından çıkan çöreğin üzerine hafifçe kayısı reçeli sürün, böylece üzeri çok daha parlak olacaktır. Fırından çıkardıktan sonra bir süre dinlendirip servis edin.
Ağız kokusunun ara sıra olabileceği gibi bazen de kronik nedenlerden dolayı gerçekleşebileceğini söyleyen Prof. Dr. Vedat Göral, “Midede bulunan helikobakter enfeksiyonu, reflü hastalığı ve gastritlerde de ağız kokusu olabilir. Ağız kokusu olan bireylerde endoskopi yapılarak mide hastalığı, reflü ve helikobakter olup olmadığı araştırılmalıdır. Patoloji saptanmazsa, ağız ve boğaz muayenesi, diş muayenesi ve göğüs hastalıkları muayenesine kişi yönlendirilmelidir” dedi.
Medipol Mega Üniversite Hastanesi Gastroenteroloji Bölümünden Prof. Dr. Vedat Göral, “Ağız kokusu sık görülen ve rahatsız eden, çoğu zaman nedeni anlaşılamayan bir sağlık problemidir. Ağız kokusu ara sıra olabilir veya bazen de kronik olabilir. Ağız kokusu sosyal, psikolojik ve hastalık açısından bazı olumsuz durumlara neden olur. Eşler arasında probleme, iş yerinde arkadaşlarla toplumda iletişimde bazı olumsuz problemlere neden olabilir” diye konuştu.
“BAHARAT, SİGARA, KAHVE DE TETİKLEYEBİLİR”
Başlıca ağız kokusuna neden olan durumları Prof. Dr. Göral, şöyle açıkladı:
“Soğan, sarımsak, baharatlı gıdalar, bazı peynirler, balıkve bazı asidik içecekler, kahve gibi gıdalar bu duruma yol açar. Düşük karbonhidratlı gıdalar, nefeste keton kokusuna neden olabilir. Sigara, alkol tüketimi, kötü ağız ve diş hijyeni de ağız kokunu oluşturabilir. Sinüzit, karaciğer enfeksiyonu, zatürre, bronşit, bronşiolit, bademcik enfeksiyonları, postnazal akıntı, şeker hastalığı, laktoz (sütteki şeker) intoleransı, bazı böbrek ve karaciğer hastalıkları da ağız kokusuna neden olabilir. Genellikle gözden kaçan bir diğer faktörde mide hastalıklarıdır. Midede bulunan helikobakter enfeksiyonu, reflü hastalığı ve gastritlerde de ağız kokusu olabilir.”
“DEĞİŞEN YEME ALIŞKANLIĞI KOKU SEBEBİ OLABİLİR”
Prof. Dr. Göral, “Birçok sağlıklı bireyde, karında biriken gazlar ve dil sırtında üreyen bakterilerden dolayı da ağız kokusu olabilir. Bu durum fizyolojik olup, tükürük salgısı gece azalır ve bakteri çoğalmasına neden olabilir. Bu da kötü koku sebebi olur. Hormonal değişimler, yeterli sıvı alamama, yeme alışkanlığının değişmesi, bulantı ve kusma sonucu kişide kötü ağız kokusu olabilir. Burunda tıkanıklık olanlarda da ağızdan sık nefes almaya bağlı da kötü ağız kokusu oluşabilir. Düzenli olarak veya dişlerini hiç fırçalamayanlarda, gıda maddelerinin ağız ve diş aralarında kalması sonucu, ağızda biriken bakteri ve gıda artıkları sonucu, ağız kokusu kaçınılmazdır. Dişlerdeki çürükler, dişeti hastalıkları da ağız kokusuna neden olabilir. Ağız kokusu olan bireylerde endoskopi yapılarak mide hastalığı, reflü ve helikobakter olup olmadığı araştırılmalıdır. Patoloji saptanmazsa, ağız ve boğaz muayenesi, diş muayenesi ve göğüs hastalıkları muayenesine kişi yönlendirilmelidir” ifadelerini kullandı
“TEMİZLEYİN, SU TÜKETİN, ŞEKERSİZ SAKIZ ÇİĞNEYİN”
En önemli tedavisinin hijyen olduğuna dikkati çeken Prof. Dr. Göral, şu tavsiyelerde bulundu: “Ağız hijyenine mutlaka dikkat edilmeli, dişlerin düzenli bakımı ve düzenli fırçalama yapılmalıdır. Bol su tüketilmeli, şekersiz sakız çiğnenmesi yarar sağlar. Sakız kullanımı, tarçın, nane ve maydanoz tüketilmesi oldukça yarar sağlar. Herhangi bir hastalık varsa, örneğin; reflü hastalığı, mide hastalığı, şeker hastalığı gibi ilgili bölümlerde kişi tedavi edilmelidir. Ağız kokusu sebebi, kullanılan bir ilaca bağlı ise ilgili doktor ile görüşülüp, ilaç kesilmeli veya başka bir ilaç ile değiştirilmelidir. Ağızdaki protez ve köprüler iyi temizlenmeli, gerekirse diş ipi kullanılmalıdır. Ağızda çinko içeren gargaralarının kullanılması, dilin fırçalanması da yapılmalıdır. Ağız kuruluğu varsa, suni tükürük içeren ilaçlar tavsiye edilmelidir. Çocuklarda ağız kokusu oluşuyorsa, çocuk hastalıkları uzmanına danışılmalıdır. Beyaz un, beyaz şeker, glikoz/fruktoz şurubu ile tatlandırılmış tüm gıdaların tüketimi azaltılmalıdır.”
Kırık kalp sendromuna “Takotsubo sendromu” olarak da biliniyor. Kalp krizini taklit edebilen kırık kalp sendromu, vücudun mutsuzluğa, şiddetli strese ve gerginliğe verdiği değişik bir yanıt tipi olarak görülüyor. Peki, kırık kalp sendromu nedir, belirtileri neler?
KIRIK kalp sendromu, tıp literatürüne ilk kez 1990’lı yıllarda girdi. İlk vakalar Japonya’da “takotsubo kardiyomiyopatisi” adı altında yayımlandı. Kalp kasında oluşan ani ve ciddi hasarın nedeni, birden ortaya çıkan şiddetli fiziksel veya ruhsal/duygusal streslerdi.
Ani ve kontrolsüz stres uyarılarıyla maksimuma çıkan bedendeki aşırı stres hormonu yükü, kalp kaslarında geçici bir pompalama yeteneği bozukluğuna yol açıyordu. Neticede de kalp yetersiz ve düzensiz bir çalışma sürecine giriyor, kalp yetmezliği tablosu gelişiyordu. Menopoz sonrası kadınların zihinlerinde cinsel yaşamlarını bitirmeleri ve partnerlerinin de bu duruma sessiz kalmaları kırık kalp sendromuna zemin hazırlayabiliyor.
Kırık kalp sendromunun belirtileri bazen göğüs ağrısı, nefes darlığı, kol ağrısı ve terleme gibi kalp krizi belirtilerine benzeyebiliyor. Ancak burada enteresan olan kalp krizinde damar tıkanıyor ve kalp beslenemediği için kriz ortaya çıkıyor. Ancak kırık kalp sendromunda stres hormonlarının aşırı olarak salgılanıyor ve kalp dokusuna zarar veriyor. Bu nedenle kalp şikayetiyle gelen kişilere üzücü bir olay yaşayıp yaşamadıkları sorulmalıdır. Böyle bir durum varsa kırık kalp sendromundan şüphelenmek gerekiyor.
Türkiye’de vaka sayılarının nüfusa oranla fazla olduğu iller sıralamasında ilk 5’te yer alan Samsun’daki hızlı artışın sebebi belli oldu. Son dönemde kentte yapılan testlerde pozitif çıkan hastaların yüzde 50’sinin İngiltere’de görülen varyant virüsü taşıdığı tespit edildi.
Sağlık Bakanlığı ‘covid19.saglik.gov.tr’ adresinde Türkiye haritası üzerinden yayımlanan verilere göre, 8-14 Şubat 2021 tarihleri arasında koronavirüs vaka sayılarının nüfusa oranla en fazla olduğu iller sıralamasında ilk 5’te Karadeniz Bölgesi’nden Trabzon, Rize, Ordu, Giresun ve Samsun yer aldı.
Muharrem Sarıkaya, koronavirüsün İngiltere, Güney Afrika ve Brezilya’da ortaya çıkan varyantlarıyla ilgili kaleme aldığı ‘O şehirde mutant yüzde 50’yi geçti…’ başlıklı yazısı korkuttu. Sarıkaya, bakanlık çevrelerinin ‘bir kentte son yapılan PCR testlerinin yüzde 50’den fazlasında İngiltere’de görülen varyant virüs tespit edildiğini belirttiğini’ aktardı. Bir yetkiliye ‘Samsun mu?’ diye sorduğunu ve ‘evet’ cevabı aldığını da yazdı. İşte Sarıkaya’nın yazısının ilgili bölümü:
ÜZERİNDE FAZLA DURULMAMAYA BAŞLADI
“İlk görüldüğünde Türkiye’de de endişe yaratmıştı. Ancak son dönem üzerinde fazla durulmamaya başlandı. Sözünü ettiğim İngiltere, Güney Afrika ve Brezilya’da ilk ortaya çıkan mutasyona uğramış yeni varyant virüsler.
Sağlık Bakanı Koca, dün Twitter hesabından normalleşme çalışmalarını titizlikle yürüttüklerini belirtip, 1 Mart tarihi itibarıyla belirlenen kriterler kapsamında açılmanın başlayacağını bildirince ilgililerine merak edip sordum.”
VARYANT VİRÜS YAYILIRKEN GEVŞEME DOĞRU MU?
“Özellikle AB ülkeleri, varyant virüsler karşısında sıkı bir kapanmaya giderken, Türkiye’nin açılmayı tartışması normal mi?” konuyla ilgili Bakanlık çevreleri, Türkiye’de de artışın görüldüğüne vurgu yaptı.
Hatta, bir kentte son yapılan PCR testlerinin yüzde 50’den fazlasında İngiltere’de görülen varyant virüs tespit edildiğini belirttiler.”
VAKALARIN YÜKSELİŞİNİN NEDENİ AİLE VE ARKADAŞ ZİYARETLERİ
“Bakanlık yetkilisini biraz zorladım baktım il adını vermek istemiyor. Önceki duyumlarımdan da yola çıkarak, “Samsun’dan mı söz ediyorsunuz?” deyince şaşırdı.
Samsun için toplum sağlığı alanında uzman olan özel bir ekibin görevlendirildiğini ve mutant virüsün baskılanması için göreve başladıklarını belirtti.
Doğu Karadeniz’deki yüksekliğin asıl nedeni…
Son dönem Ordu, Giresun ve Trabzon valilerinin aldığı yeni önemlerin temelinin de buna dayandığını bildirdi… Hemen belirteyim, yüz binlik dilimlerde Trabzon, Rize ve Ordu’daki verilerin zirve yapmasının gerisinde tek başına mutantın etkisi yokmuş.
Doğu Karadeniz’deki yüksekliğin gerisinde, aile, arkadaş ziyaretlerinin yüksek olması ile maske ve mesafeye dikkat edilmemesinin yattığını belirtti.”
DEVLETLE DAHA AZ MUHATAP OLAN YERLERDE ARTIYOR
“Tabloya bakıldığında çok net görülür ki, devletle çok muhatap olan Doğu ve Güneydoğu’da ölçümlerde vaka sayısı oldukça düşük. Örneğin, Hakkari’de yüz binde 9.55 iken, Şırnak’ta yüz binde 7.82…
Buna karşın devletle çok fazla muhataplığı olmayan, hükümetle çok yakın teması bulunan Karadeniz illeri Trabzon, Rize, Giresun, Ordu ve Samsun’da ise yüz binde 228.02’den başlayıp, yüz binde 171.29’a kadar gidiyor…”
“İNGİLİZ VARYANTI ENDİŞE KAYNAĞI OLUŞTURMUYOR”
“Alınan önlemlerle baskılanma şansını sordum, anladığım şu ki İngiliz varyantı endişe kaynağı oluşturmuyor. Çünkü yayılım hızı yüksek olmamakla birlikte, hasta etme veya öldürme kapasitesi aynı oranda değilmiş.
Almanya, Fransa ve İngiltere’deki yüksek tedbirlerin nedeni de bu ülkelerdeki yaşlı nüfusa dayalıymış, çünkü o kesimde ciddi etki yaratıyormuş. Türkiye yaşlı nüfusun büyük bölümünü aşıladığı için endişe azalmış.”
“Parfüm, en pahalı kozmetik ürünleri arasında yer alır. Fazla para ödedikten sonra uzun süre kokusu kalıcı olmadığında hayal kırıklığına uğrayabilirsiniz. Ancak hiç üzülmeyin, parfümünüzü daha kalıcı hale getirmek için bazı püf noktaları var. “
Parfüm tutkunları iyi bilir ki; ondan vazgeçmek çok zordur. Bazıları hep aynı kokuyu kullanırken, bazıları da düzenli olarak kokusunu değiştirir. Hatta gündüz ve akşam bile parfümlerini farklı kullanan insanlar var. Bu denli değer verilen parfümün kalıcı olması da çok önemli. İşte parfümünüzü daha kalıcı hale getirmek için harika püf noktaları…
Doğru zamanda kullanın
En iyi sonucu elde etmek için parfümü duştan çıktıktan hemen sonra sıkın. Cildiniz kokuyu daha iyi emeceğinden ve daha uzun süre dayanacağından en iyi zaman duş sonrası. Mutlaka kıyafetinizi giymeden önce sıkın. Ayrıca kıyafetlerinizin parfüm izleriyle lekelenmesini istemezsiniz.
Farklı kokuları aynı anda tercih etmeyin
Bir sürü losyon ve kremi içeren bir günlük rutininiz olabilir. Ancak aynı kokunun ürünlerini kullanmadığınız sürece kokulu nemlendiriciler ve sabunlar parfüm kokunuzu gizler. Eğer aynı kokunun duş kremi ve jellerine sahipseniz, desteklemek için bunları kullanabilirsiniz.Cilt Bakımında Önemli Bir Yere Sahip: Retinol Nedir ve Ne İşe Yarar?
Bileklerinizi ovmayın
Hepimiz parfümü bileğimize sıktıktan sonra bileklerimizi ovarız. Bu kesinlikle yanlış bir uygulama. Bileklerinizi birbirine sürttüğünüzde cildinizdeki yağlar ile parfüm arasında bir etkileşim olur. Bu da kokuyu önemli ölçüde değiştirir. En iyi sonuç bileğinize sıktıktan sonra emmesini bekleyerek elde edilir.
Nabız noktalarınıza püskürtün
Genellikle bileklere ve boyun bölgesine parfüm sıkılır. Alışkanlık haline gelen bu durumun nedenini hiç düşündünüz mü? Bunlar vücudumuzdaki nabız noktaları. Nabız attıkça sıktığınız parfümün kokusu da etrafa doğru yayılacak. Ancak nabız noktalarınızda da aşırıya kaçmamalısınız. Yoksa etrafınızdaki insanların öksürmesine ve güzel kokunuzun itici gözükmesine sebep olabilir.
Doğru yolu uygulayın
Kokuyu vücuda uygulamanın birkaç yolu var. Parfümü direkt vücudunuza sıkabilir veya odaya sıkıp içine girebilirsiniz. Bu biraz israf olabilir, eğer pahalı bir parfüm kullanıyorsanız sadece nabız noktalarınıza uygulayabilirsiniz.
Saçınıza da koku sıkın
Saçınıza bir miktar parfüm sıkın. Böylece saçlarınız hareket ettikçe ortalığa çok güzel kokular yayacak. Parfümü sadece yeni yıkadığınız saçınıza uygulayın, aksi takdirde sürdüğünüz yağlar ve diğer kokular parfümün kokusunu da bozar. Parfümü çok yakından sıkarsanız saçınızı kurutabilir, uzak mesafeden uygulayın.
Koku değişin
Herkesin favori bir parfümü mutlaka var. Ancak zamanla vücudunuz o kokuya alışır ve artık pek de etkili olmamaya başlar. Bu sebeple arada bir farklı parfümler de kullanın ki vücudunuz tek bir parfüme alışmasın.
“Bazen göz kapağı derisinde torbalanma olmadan sadece sarkma ya da gevşeme vardır. Göz kapağı estetiği ameliyatı ya da blefaroplasti, tam da bu durumda devreye girer. Estetik Plastik ve Rekonstrüktif Cerrahi Uzmanı Op. Dr. Güniz Eker Uluçay, göz kapağı estetiğini anlatıyor.”
Göz kapağı estetiği ameliyatı ya da blefaroplasti, göz kapaklarına uygulanan estetik cerrahi girişimdir. Bu girişimde, alt ve üst göz kapaklarındaki fazla yağ dokusu, deri ve kısmi kas fazlalıkları ile birlikte çıkarılır. Ancak çıkarılan doku miktarlarının çok iyi planlanması gerekir. Düzgün yapılmış bir blefaroplasti hastaya daha genç bir görünüm kazandırır. Göz estetiği lokal anestezi altında yapılabilir. Bu operasyon yaklaşık 45 dakika sürer.
Yaşlanmayla birlikte, üst ve alt göz kapaklarında sarkmalar ya da torbalar oluşur, buda kişilerin yorgun görünmesine sebebiyet verebilir. Zayıflayan yüz kasları, göz kapağı düşüklüğü ile sonuçlanır. Gözün çevresinde yağ torbaları oluşturur.
Aynı zamanda yaş ve yer çekimi, kaş bölgesinin de sarkmasına neden olur. Görünüşü etkileyen göz kapağı düşüklüğünün yanı sıra, oluşan bu sarkmalar görüş bozukluğuna ve göz yorgunluğuna da yol açabilir.
Tecrübeli bir plastik cerrah tarafından yapıldığında, komplikasyonları oldukça az olan bir operasyondur. Hastalarda ameliyat sonrası birkaç gün morluk ve şişlik oluşabilir. Ancak günümüzde uyguladığımız tekniklerle bu ihtimal oldukça azdır. Her cerrahi girişimden sonra az veya çok görülebilen bir iz (skar) kalır.
Önemli olan bu izin çok ince ve belirsiz olmasıdır. Önceleri pembe renkte olan ameliyat izi zamanla normal ten rengine dönüşür. Hastalar genellikle ertesi gün günlük hayatlarına dönebilirler.