Bir zamanların modası, beş çayları ve altın günlerinin vazgeçilmez tarifi çaylı kek… Posası süzüldükten sonra beklemiş ve soğumuş olan demli çay ilavesiyle hazırlanan keki, kakao ve benmari usulü eritilmiş bitter çikolatadan mahrum bırakmaya gönlümüz el vermedi.
Çayın demlikte kalmış olan en koyu kısmını posasını dikkatli bir şekilde süzüp, soğuttuktan sonra kullanabilirsiniz.
Çaylı Kek Tarifinin Pişirme Önerisi
Kek harcına arzuya göre ince kıyılmış ceviz ya da fındık içi katabilirsiniz.
Çaylı Kek Tarifi Nasıl Yapılır?
Yumurtaları derin bir karıştırma kabına alın. Toz şeker kattıktan sonra mikser yardımıyla beyaz bir görünüm elde edene kadar karıştırın.
Posasını dikkatli bir şekilde süzdüken sonra soğuması için oda ısısında beklettiğiniz çay ve tereyağını kek harcına katın. Tereyağı eriyene kadar karıştırma işlemini sürdürün.
Sırasıyla; elenmiş kakao, un, kabartma tozu ve vanilya eklediğiniz kek harcını pürüzsüz bir kıvam alana kadar karıştırın.
Kek kalıbını oda ısısında beklettiğiniz tereyağıyla yağladıktan sonra her tarafına eşit olarak gelecek şekilde kakao serpiştirin.
Kek harcını kalıba dökün, eşit oranda kabarması için üzerine bir spatula yardımıyla düzelttikten sonra önceden ısıtılmış 170 derece fırında yaklaşık 40 dakika kadar keki pişirin.
Kekin servisinde kullanmak üzere; bir tencerede kaynamakta olan su buharı üzerine yerleştirdiğiniz cam bir kabın içine bitter çikolatayı küçük parçalar halinde kırın.
Aralarda karıştırdığınız bitter çikolatayı benmari usulü eritin. Puf gibi kabaran keki fırından alın, oda sıcaklığında 5-10 dakika kadar beklettikten sonra düz bir servis tabağına kalıbından ters çevirerek çıkartın.
Benmari usulü eritilmiş sıcak çikolatayı üzerine gezdirip arzuya göre çilek dilimleriyle süsledikten sonra dilimleyerek servis edin. Sevdiklerinizle paylaşın.
Çaylı Kek Tarifinin Servis Önerisi
Sadece rendelenmiş Hindistan ceviziyle servis edebileceğiniz keki, arzuya göre meyve dilimleri ve eritilmiş sıcak çikolatayla süsledikten sonra da servis edebilirsiniz.
Manikür veya pedikür yaptırmak için artık kuaföre gitmenize gerek kalmadı! Evde nasıl manikür ve pedikür yapacağınızı anlattık.
Zaman zaman kendimizi şımartmak isteriz. Bunu da genellikle kişisel bakımımıza zaman ayırarak yaparız. İnsanın modunu yükselten en güzel aktivitelerden biri evde bakım yapmaktır. Bazen kuaförlere yüksek ücretler ödemek istemeyiz veya buna ayıracak bir bütçemiz de olmayabilir.
Kuaförlerdeki hijyen sorunu da ayrıca birçok kişinin rahatsızlık duyduğu konulardan biridir. Manikür ve pedikür sırasında kullanılan aletler yeterince sterilize edilmeden kullanıldıkları zaman çeşitli hastalıklara neden olabilirler. İşlem sırasında oluşan kesikler bakterilerin vücudumuza geçmesi için uygun ortam oluşturur. Manikür ve pedikür yaptırırken başta mantar olmak üzere Hepatit B gibi hastalıkların bulaşması söz konusu olabilir. Özellikle de yaz aylarında pedikürün önemi daha çok ortaya çıkar. Açık ayakkabılar, terlikler ve sandaletler giyildiği için ayakların nasıl göründüğü çok önemlidir. Hal böyle olunca evde kendi bakımımızı kendimiz yapmayı öğrenmemiz gerekir. Manikür ve pedikür yapmak göze ne kadar zor gelse de aslında göründüğü kadar zor işlemler değildir. Aslında işin püf noktası manikür ve pedikür yapabilmek için gerekli malzemelere sahip olmak diyebiliriz. Tırnak makası, törpü, kütikül itici ve nemlendiriciniz varsa belirli adımları takip ederek çok kolay şekilde manikür veya pedikür yapabilirsiniz. El ve ayaklarınızın daima bakımlı görünmesini ve bu işlemleri evde kendiniz yapmak istiyorsanız doğru yerdesiniz. Size evde nasıl manikür ve pedikür yapabileceğinizi tek tek anlattık!
Evde manikür ve pedikür nasıl yapılır?
Ellerin ve ayakların bakımlı olması hem estetik hem de sağlık açısından oldukça önemli. Manikür ve pedikür yapmak sandığınızdan daha kolay diyebiliriz. 2 haftada bir manikür, 3-4 haftada bir pedikür yapmanız yeterli olacaktır. Öncelikle evde manikür ve pedikür yapabilmeniz için bazı malzemelere sahip olmanız gerekir. Manikür ve pedikür işlemine başlamadan önce malzemelerinizin eksiksiz olduğundan emin olun. Oje çıkarıcı, tırnak makası, kütikül itici ve makası, pamuk ve kütikül çıkarıcı; manikür ve pedikür yaparken kullanmanız gereken malzemelerden birkaçı. Pedikür sırasında mutlaka topuklarınız için kullanacağınız topuk törpünüz veya ponza taşınız da olsun. Mutlaka nemlendiricinizi de yanınıza almayı unutmayın. Kullandığınız malzemelerin temiz olduğundan da mutlaka emin olun.
Ojeleriniz varsa mutlaka temizleyin.
Manikür veya pediküre başlamadan önce tırnağınızdaki ojeyi mutlaka silin. İşlem öncesi tırnağınızda oje kalıntılarının tamamen temizlenmiş olduğuna emin olmalısınız. Tırnaklarınızın nemli kalmasını istiyorsanız ojelerinizi çıkarırken aseton içermeyen bir oje çıkarıcı tercih edebilirsiniz. Aseton içeren oje çıkarıcıları tırnaklarınızın maalesef kurumasına neden olur.
Tırnaklarınızı düzgün bir şekilde kesin.
Tırnak makasıyla tırnaklarınızı eşit şekilde kesin. Çok fazla kısaltmamaya özen gösterin. Tırnağınızı kestikten sonra pütürlü kalan kısımlarını törpü ile pürüzsüzleştirin. Özel tırnak törpüleri kullanarak dilerseniz tırnaklarınızın üzerini de törpüleyerek pürüzsüzleştirip parlatabilirsiniz. İsterseniz bu aşamada tırnaklarınıza şekil de verebilirsiniz. Tırnaklarınızı törpülerken çok fazla baskı uygulamamaya çalışın. Yavaş ve nazik hareketlerle törpülerseniz tırnaklarınızın kırılmasını önlemiş olursunuz. Ayak tırnaklarınızı keserken tırnak batmalarını önlemek için düz bir tırnak makası kullanmalısınız. Ayak tırnaklarınızı da çok kısa kesmeyin, yarım ay şeklinde kesmeniz en doğrusu olacaktır.
Tırnaklarınızın yumuşamasını sağlayın.
Manikür ve pedikür yaparken en önemli işlemlerden biritırnak etlerini en iyi şekilde yumuşatmaktır. Bir kasenin içerisine ılık su koyun ardından bebek şampuanı veya yüz temizleyicinizden birazcık ekleyin. Ayrıca dilerseniz suyun içerisinde birkaç damla limon suyu ekleyebilirsiniz. Limon, tırnaklarınızdaki renk eşitsizliklerini giderecek ve bakterilerin yok olmasını sağlayacaktır. Ayaklarınız için de uygun bir kabı tercih edip aynı işlemi yapabilirsiniz. Ellerinizi ve ayaklarınızı suyun içerisinde yaklaşık 3 veya 4 dakika bu şekilde bekletmeniz yeterli olacaktır. Bu işlem tırnak etlerinizin ve topuklarınızın yumuşamasını sağlarken aynı zamanda oje ve aseton kalıntılarının da kaybolmasına yardımcı olur. Koyu renk oje kullandıysanız ve yeterince temizleyemediyseniz tırnak fırçası kullanarak nazik hareketlerle oje kalıntılarını çıkarabilirsiniz.
Kütikül kremi uygulayın.
El ve ayaklarınızı sudan çıkarın. Burada çok iyi şekilde kuruladığınızdan emin olun. Tırnaklarınıza bir miktar kütikül kremi sürün. Ardından kütikül itici ile yavaşça tırnak etlerinizi geriye itin. Kütikülleri azaltmak için tırnak peelinglerinden faydalabilirsiniz. Hazır tırnak peelinginiz yoksa bir miktar toz şeker ve zeytinyağını macun kıvamına getirerek tırnak etlerinize masaj yapabilirsiniz. Bu işlem tırnak etlerinizin yumuşamasını sağlarken kütiküllerin yok olmasına yardımcı olacaktır. Tırnak etleriniz yumuşadıktan sonra kesmemelisiniz. Tırnak etlerinin kesildikçe uzamak gibi kötü bir huyu vardır. Bu işlemin bakteri oluşumuna davetiye çıkardığını da söylemeliyiz.
El ve ayaklarınıza nemlendirici uygulayın.
El ve ayaklarınıza nemlendirici ile güzelce masaj yapın. Yoğun bir nemlendirici kullanmanız en doğrusu olur. Öncelikle tırnak kenarlarınızı ve parmaklarınızı nemlendirin. El ve ayaklarınız normalde çok kuruysa kullandığınız krem miktarını biraz daha arttırabilirsiniz. Manikür ve pedikür yaptıktan sonra oje sürecekseniz bir süre bekledikten sonra nemlendiriciyi temizlemeniz gerekmekte. Pamuk yardımıyla tırnaklarınızdaki nemlendiriciyi temizleyin, aksi takdirde süreceğiniz oje tırnağınıza nüfuz etmeyecek ve kısa sürede çıkacaktır.
Pedikür sırasında topuklarınızı mutlaka yumuşatın.
Ayaklarımızın bütün vücudumuzun ağırlığını taşıdığını düşündüğümüzde ne kadar yorgun ve yıpranmış olduklarını tahmin edebiliriz. Gün boyu ayakkabıların içinde hava almayan ve sertleşen topuklarınızı ponza taşı veya topuk törpüsü yardımıyla törpüleyin. Bu yöntemi kullanmak istemiyorsanız hazır ayak maskelerinden yararlanabilirsiniz. Kullanması oldukça kolay olan bu maskelerin içerisinde glikolik asit ve aloe vera gibi maddeler bulunduğundan cildi ölü derilerden arındırarak yumuşamalarını sağlıyor. Kısaca söylemek gerekirse bu maskeler cildinizi nemlendirecek, topuklarınızı yumuşatacak ve ayaklarınızı pediküre hazır hale getirecektir.
Tırnaklarınıza oje sürmeden önce cila uygulayın.
Tırnaklarınıza bir kat öncelikle baz olarak cila uygulayın. Koyu renk ojeler sürmeden önce şeffaf bir cila uygularsanız tırnaklarınızın lekelenmesini önlemiş olursunuz. Ojeleri çıkardığınız zaman tırnaklarınız daha temiz görünür. Ojenizi sürerken çift kat uygulamaya yapacaksanız mutlaka ilk katı sürdükten sonra biraz bekleyin. Böylece ojeniz daha pürüzsüz görünecek ve daha uzun süre kalıcı olacaktır. Oje sürdükten sonra bozulmasını önlemek için oje kurutucu spreylerden yararlanabilirsiniz. Pedikür sonrası oje sürdüyseniz bir süre ayakkabı veya çorap giymemeye dikkat edin. Ojeniz tam kurumadığı zaman dağılacak veya tırnaklarınızın üzerinde izler oluşacaktır.
Paraben içermeyen şampuanı duymuşsunuzdur ama sülfatsız ve tuzsuz şampuanlar son dönemlerde oldukça merak edilen bir konu.
Son dönemlerde oldukça popüler olan bir konuya değinelim istedik ve sizlere tuzsuz şampuan hakkında detaylı bir rehber hazırladık. “O ne ya şampuanın içinde tuz mu varmış” dediğinizi duyar gibiyiz; ama evet tuzsuz şampuan son zamanlarda oldukça merak ediliyor. Paraben içermeyen şampuanı duymuşsunuzdur ama sülfatsız ve tuzsuz olanları son dönemlerde oldukça merak çeken bir konu ve saç bakımına dikkat edenler için önemli bir ürün.
Özellikle kullandığınız şampuanların içinde sodyum lauret sülfatlar veya sodyum lauril sülfatlar varsa o şampuanlardan uzak durmaya bakmalısınız. Bu tür şampuanlar çok fazla köpük oluştursa da emin olun tek başına iyi bir şey değildir. Bu sebeple şampuan seçerken parabensiz ve tuzsuz olmasına özen göstermenizi tavsiye ederiz.
Saçın daha sağlıklı ve güzel görünmesini sağlayan tuzsuz şampuan nedir, ne işi yarar?
Piyasadaki şampuanların neredeyse %90’ın da hem paraben hem de tuz bulunduğunu biliyor musunuz? Sülfat şampuanlarda köpürtmek ve kıvamını tutturmak amacıyla kullanılan zararlı bir kimyasal olarak biliniyor. Evet sülfat yağı ve kiri arındıran ‘harika’ da bir temizleyicidir ama aynı zamanda da ne yazık ki saçlara zarar verir.
Tuz, saçları derinlemesine temizlerken aynı zamanda da saçları sertleştiriyor ve kurutuyor. Sülfat içeren şampuanlar içerdiği tuz ile de saçlarınızın zayıflamasına neden olur. Tuzlu şampuan aynı zamanda saç derisini de aşındırıyor. Ne yazık ki boyalı saçlarda ise rengin akmasını hızlandırıyor… Saç derisini hassaslaştıran sülfatlı şampuanlar sebebiyle kızarıklık, kuruluk ve kaşıntı gibi sorunlar da yaşayabilirsiniz.
Tuzsuz şampuan ile saçın doğal yapısı korunur, saç tellerinin kırılmasına ve kurumasına engel olur.
Tuzsuz şampuan ile saç renginizini de korursunuz
Tuzsuz şampuanlar boyalı saçların rengini, kuru saçların saç tellerini koruyarak, yıpranmış saçların da onarılarak nazikçe temizlenmesini sağlar. Boyalı saçlarınız varsa, sülfatlarla formüle edilmiş şampuanların renginiz üzerinde bir etkiye sahip olduğunu ve cildinizin soluk göründüğünü görebilirsiniz. Boyalı saçların canlı ve sağlıklı görünmesini sağlamak için ekstra özen gerekir. Nemi kilitlemeye ve renkli saçları ipeksi, yumuşak ve yönetilebilir hissetmeye yardımcı olan sülfatsız nemlendirici şampuanlar vardır.
Kıvırcık saçlı olanlar buraya…
Tuzsuz şampuanlar sayesinde saçınız doğal yağlardan arınmaz ve bu da saçta daha fazla nem kalmasına sebep olur. Özellikle kıvırcık saçlı olanlar bu sayede saçlarınız daha kolay şekillenir.
Saçlarınız kabarıyorsa…
Kabarak saçlar için de tuzsuz şampuan iyi bir seçenektir. Saçlar daha nemli kaldığından dolayı elektriklenerek kabarmaz ve ve eski ışıltısını kaybetmez.Tuzsuz şampuan sayesinde kabarıklığı önleyebilirsiniz.
Saç kremi kullanmasına gerek kalmaz
Tuzsuz şampuan saçın sertleşmesini de engelleyerek daha yumuşak olmasına yardımcı olur, ayrıca ekstra olarak saç kremi kullanmak zorunda da kalmazsınız…
Tuzsuz şampuan saçtaki doğal nemi tutar
Saç uçları kırılması gibi sorunları önlemek için de neme ihtiyaç vardır. Tuzsuz şampuan bir önceki maddede söylediğimiz gibi saçtaki doğal nemi muhafaza etmeye yardımcı olur ve kırılmaları önler.
Tuzsuz şampuan cildiniz için de faydalıdır
Tuzlu ve sülfatlı şampuanların saça verdiği zararların yanında aşırı cilt hassasiyetine, cildin nemini kaybetmesiyle kuru cilt oluşumuna yol açması da mümkündür. Tuzsuz şampuan ile bu sorunlardan da kurtulabilirsiniz.
Tuzsuz şampuan sayesinde gözleriniz de yanmaz
Ayrıca bu şampuan sayesinde gözleriniz yanmaz ve de zarar görmez. Sülfatlı şampuanın gözünüzü kaçması sebebiyle yaşadığınız kızarıklık ve tahriş gibi sorunlar bu şampuan ile ortadan kalkar.
Astroloji birçok kişinin ilgisini çekse de oldukça karşı olanlar ve ilgili bir şey duyduğunda “Saçmalık” diyenler de çoğunlukta. Ama aslında temelde bir bilim olan astroloji pek çok konuda yol gösterici olabiliyor. Bu hayatı astrolojiye göre yaşamak değil faydalandığımız bir rehber olarak görebileceğimiz anlamına geliyor. İşte astrolojiden nefret edenlerden ya da sevenlerden olsanız da mutlaka edinmeniz gereken bazı temel bilgiler…
1. Temelde 12 güneş burcu vardır
Günlük hayatımızda “Burcun ne?” sorusuna verdiğimiz cevap güneş burcudur. Güneş burcu kimliğimizi, hedeflerimizi ve olmak istediğimiz kişiyi yansıtır. Güneş burcu doğum tarihinize ve saatinize göre belirlenir; Koç (21 Mart – 19 Nisan), Boğa (20 Nisan – 20 Mayıs), İkizler (21 Mayıs – 20 Haziran), Kanser (21 Haziran – 22 Temmuz), Leo (23 Temmuz – 22 Ağustos), Başak (23 Ağustos – 22 Eylül), Terazi (23 Eylül – 22 Ekim), Akrep (23 Ekim – 21 Ekim), Yay (22 Kasım – 21 Aralık), Oğlak (22 Aralık – 19 Ocak), Kova (20 Ocak – 18 Şubat), Balık (19 Şubat – 20 Mart)
2. Her birimiz birer doğum haritasına sahibiz
Aslında sadece burcumuz değil doğum haritamız -yıldız haritası da denir- da kişiliğimizi en doğru şekilde yansıtır. Doğum haritası, gezegenlerin doğduğumuz andaki konumlarıyla oluşturulur. Doğum haritası oluşturulabilmesi için doğum tarihini, saatini ve yerini bilmek gerekir. Anne karnından çıktığımız ve nefes aldığımız ilk an gezegenlerin konumu kişiliğimiz üzerinde belirleyici rol oynar.
3. Toplam 4 element vardır
Toplamda 4 element vardır ve her burç bu evrenin yapı taşı dört elementten birine aittir. Bu elementler ait olduğu burcun vazgeçilmez doğasını ifade eder. Hava, ateş, su ve toprak…
Güneş sistemi burçları direkt olarak etkiler ve her biri burçlar üzerinde güçlü bir etkiye sahiptir. İşte 12 burç ve onları yöneten gezegenler…
Koç – Mars
Boğa – Venüs
İkizler – Merkür
Yengeç – Ay
Aslan – Güneş
Başak – Merkür
Terazi – Venüs
Akrep – Plüton (ve Mars)
Yay – Jüpiter
Oğlak – Satürn
Kova – Uranüs
Balık – Neptün
5. Astroloji yıldızlardan çok daha fazlasıdır
Astroloji sadece yıldızlardan değil güneş, ay ve diğer gezegenlerin hareketinden de etkilenir. Ancak birçok kişi astroloji dendiğinde sadece yıldızları düşünür.
6. Tarihi öneme sahiptir
Astroloji yeni popüler olmuş bir kavram değildir. Astrolojinin doğumunun büyük bölümünün Babillere bağlı olduğu düşünülüyor. Tarihte Nostradamus adında bir astroloğa ve tonlarca astrolojik figüre rastlamak mümkün. Ayrıca çok eski zamanlardan beri yıldızların hareketleri insanların dikaktini çekmiş ve bir süre sonra bu hareketleri kayıt altına almaya başlamışlardır. Yunan tarihçisi Solon ise astrolojik bilgilerin kendisinin doğumundan 9 bin yıl önce kaydediliğini yazmıştır. Eğer bu bilgi doğruysa insanlar en az 10 bin yıldır astrolojiye ilgililer.
7. Astrolojide 12 ev vardır
Astrolojide 12 ev vardır ve bu evlerin her biri bir dizi özellikle ilişkilendirilir. Bunlar kişinin kendisinden başlayarak topluma ve ilerisine doğru genişler. Herkes doğumuyla bir eve ait olur. Gezegenlerin evinize hareketiyle enerjiler değişir ve sizi etkiler. Her ev hayatın farklı alanlarını yönetir.
8. Yükselen burcunuz sandığınızdan daha önemlidir
Doğduğunuz tarihe ve saate göre belirlenen yükselen burç siz doğduğunuz sırada ufuk çizgisinde yükselen burçtur. Yükselen burlar başkalarının sizi nasıl gördüğünü ve sizin kendinize bakışınızı gösterir. Yükselen burç ortalama 2 saatte bir değiştiği için belirlenmesinde doğum saati büyük önem taşır.
9. Burçlar sadece olumlu şeyleri göstermez
Çoğu zaman burç yorumlarında ve analizlerinde olumlu şeyler görsek de burçlar hem iyi hem kötü yanlarınızı yansıtır. Ancak genellikle kötü özellikler yazılmaz. Burçlar aynı zamanda zayıflıklarınızı da gösterir.
10. Astroloji hem bilim hem de sanattır
Astroloji bilimi ve sanatı birleştirir. Bir yanda astronomi ve matematiksel hesaplamalar vardır, diğer yanda ise bu işaretlerin ustalıkla yorumlanması. Ayrıca astroloji insanların tahmin ettiğinden çok daha önemli ve belirleyicidir.
11. Ay, vücudumuzu etkiler
Astrolojiyi detaylı incelediğinizde ve araştırdığınızda ayın vücudumuz üzerinde büyük bir etkisi olduğunu göreceksiniz. Ayın hareketleri beden ve zihni büyük ölçüde etkiler ve enerjiler oldukça belirgin hale gelir. Okyanustaki dalgalar ayın etkisinin bir sonucudur ve ayın vücudun dalgalarını da aynı şekilde etkilediğine inanır. Bu nedenle dolunay zamanlarında kendimizde ve etrafımızdakilerde daha büyük tepkiler görebilir ve fark edebiliriz. Bu kötü davranışların bahanesi olmasa da ruh halinizdeki değişimi kolayca fark edebilirsiniz.
Geçtiğimiz günlerde Göklerin Bilgeliği Okulu’nda öğrencilerimizin mezuniyetini kutladık. Bu bana kendi astroloji öğrenme sürecimi anlattı. Kendimi her zaman bir öğrenci olarak görür, amatör heyecanımın kaybolmasına izin vermem. Astroloji öğrenimim de çok uzun yıllara yayıldı.
1983’te astroloji ile ilgili kaynaklar bulmaya çalıştığımda, Gülten Suveren’in yazarlığını yaptığı Burç dergisi vardı. 80’li yılların sonunda ben de bu dergide yazılar yazmaya başlayacaktım. Bir efemerisim bile yoktu. Harita çıkartabilmek için Burç dergisinde yayınlanan haritalardan kendime bir katalog yapmış, oradaki pozisyonlardan bir şeyler çıkartmaya çalışırdım. Ancak tutkulu idim. Üniversite yıllarımda yabancı kaynakları okumaya başladım. Astroloji eğitimim çok uzun sürede pişen bir yemek gibi oldu diyebilirim. Acelem yoktu çünkü astrolog olmayı bile düşünmüyordum, bu fikir ancak bankacılığa başladıktan sonra filizlenmeye başlayacaktı.
Demek istediğim astroloji bilgisi ezbere değil, çok farklı süzgeçlerden geçerek, demlenerek, yıllar içinde kişisel bir senteze vararak edindiğimiz bir bütün oluşturuyor. Önce okuduğunuz kitaplardan, eğitim aldığınız öğretmenin bakış açısından başlıyorsunuz. Halbuki işlenmeyen, pratik edilmeyen bilgi her zaman ham ve kuru kalır. O bilgiyi zamanla işler, geliştirir ve içselleştirerek, kendi simyanızı oluşturursunuz.
Acele etmeyin
Astroloji öğrencilerine önerim aceleci olmamaları ve amatör ruhlarını kaybetmemeleri olacak. Bir yemek bile demlendikten sonra daha lezzetli olur. İki üç aylık, adına yoğunlaştırılmış denerek pazarlanan eğitimlere katılarak ancak kendinize ziyan edebilirsiniz. Zamanla olgunlaşmamış, ham kalmış her şey pişmanlık yaratır. Bu süreçte okumak ve gözlem yapmak çok önemlidir. Önce kendinizden başlar, kendinizi öğrenmeye, keşfetmeye başlarsınız ancak bu aşama oldukça kaprislidir zira belirli bir olgunluk yaşına gelmemiş, özellikle 33-35 yaş öncesinde, kendimizi çok iyi tanımıyor olabiliriz. Dolayısı ile ego yaptığımız, kırılgan yönlerimiz, içsel aceleciliğimiz önümüze bazı engeller getirecektir. Önce tanıdığınız daha sonra hiç tanımadığınız kişilerin haritalarını yorumlaya başlamanız çok yapıcı bir adım olacaktır. Örneğin, bu süreçte ben hiç tanımadığım kişilerin haritalarını yazılı rapor şeklinde anlatır, bunları karşılıksız yapardım. Keşfetmek süreci zaten sizi yeteri kadar besleyecek ve heyecanlandıracaktır.
Kuşkusuz bu süreçte, 90’lı yılların öncesinde daha çok modern astroloji dediğimiz, psikolojik merkezli bir astroloji öğrendikten sonra, astrolojiye bakış açım ve kavrayışım hızla değişime uğradı. Klasik kaynakları, astroloji tarihini daha fazla fark etmeye başladım, dolayısı ile pratiğim de farklı içerikler kazanmaya başladı. Önce Rönesans dönemine, daha sonra daha da geriye giderek Helenistik dönem kaynaklarına yönelmeye başladım.
Adeta yeni bir doğuş yaşıyordum. Bu süreçte, 2003-2005 yılları arasında Göklerin Bilgeliği kitabını yazarak, bu bilgileri ülkemizdeki astrolojiye katmayı çok istedim ve gerçekten de 2000’li yıllardan sonra, gerek Göklerin Bilgeliği okulunun kuruluşu ve gerekse yeni jenerasyon öğrencilerin ortaya çıkması ile bu yapılanma ülkemizde daha güçlü bir temel kazanmaya başladı. Bu nedenle astroloji öğrencilerine bir diğer önerim, astroloji tarihini, özellikle arkasında yatan felsefi akımları ve düşünce evrenlerini tanımaları ve kader/irade ikilemi gibi gözüken açmaz üzerinde daha fazla kafa yormaları ve astrolojinin aynı zamanda bir kehanet süreci içerdiğini fark etmeleridir. İnsana, bireyse siyah-beyaz bakmak yerine, onu hem merkeze alan, hem de onun evrenin bir parçası, bir bütünün bileşeni olarak gören daha geniş bir açıdan bakmak her zaman ufuk tazeleyici olacaktır.
İçerisine bolca ceviz ve tarçın serptiğimiz, farklı bir ikramlık olarak misafirlerinize sunabileceğiniz el açması sarmal tatlının yapılış videosunu da sizin için şöyle bıraktık bile. Şimdiden ellerinize sağlık diyoruz.
5 su bardağı su ve şekeri derin bir tencerede karıştırın ve kaynamaya bırakın. Kaynamaya başlayan şerbete limon suyu sıkın ve kısık ateşte 25-30 dakia pişirin ve soğumaya bırakın.
Sütle mayayı karıştırın ve aktive olması için 10 dakika bekletin.
Un ve yumurtaların sadece sarılarını da içine ekleyerek pürüzsüz bir hamur yoğurun. Hamuru ağzı kapalı bir şekilde bir saat mayalayın.
Mayalanmış hamuru dörde bölün ve yarım cm. inceliğinde merdane ile açın.
İçerisine önce yumurta beyazı sürün üstüne kıyılmış ceviz ve tarçın ekledikten sonra rulo şeklinde sarın. Rulodan 2 cm kalınlığında parçalar kesin ve yağlanmış tepsiye yerleştirin.
Hamurları hafifçe yağlayıp tepside 15 dakika mayalandırın. Önceden ısıtılmış 180 derecelik fırında üzeri kızarana kadar 20-25 dakika kadar pişirin.
Fırından çıkan tatlıların ilk sıcaklığı geçer geçmez soğuk şerbet ile buluşturun.
Tatlınızı en az 5 saat dinlendirin. En iyi sonucu almak için bir gece bekletmeniz daha iyi olacaktır. Afiyet olsun.
Tatlı hamurunu tost makinesinde pişirirken iç harcını tavada hazırlıyoruz. Ceviz ve kuru üzüm eklediğimiz elmalı iç harcına daha da lezzet katıyoruz. Hazırladığımız çıtır tatlı hamurun içine harçtan koyarak sarıyoruz ve işte bu kadar! Kahvaltılık tatlı tarifini denemek isteyenleri böyle bekliyoruz.
Zamandan ve cebinizden tasarruf ettirecek, kolay ve uygulaması pratik tüyolarla güzellik rutininizi baştan yaratın! Bu güzellik tüyoları hayat kurtarıyor! İşte 8 pratik öneri:
OJEYİ TAŞIRMADAN SÜRMEK İÇİN NE YAPMALI?
1- Oje sürmeden önce tırnak çevrenize dudak koruyucusu ya da vazelin sürün. Sürdükten sonra fırça ya da kulak çubuğu yardımıyla dış kısmını temizleyin. Böylece oje sürerken taşırma derdini ortadan kaldırmış olursunuz.
KİRPİKLER NASIL DAHA DOLGUN GÖRÜNÜR?
2- Kirpiklerinizin dolgun görünmesini istiyorsanız maskara uygulamadan önce bir kulak çubuğuna bebek pudrası serpin ve ardından kirpiklerinize sürün.
DOĞAL YOLLA DUDAK NASIL DOLGUNLAŞTIRILIR?
3- Dudaklarınızı dolgunlaştırmak istiyorsunuz… Ancak bunu doğal yollarla yapmak istiyorsunuz. O halde nane aromalı yağdan yardım alın. Ruj sürmeden önce dudaklarınızı naneli yağ ile ovun ya da likit ise rujunuzun içine birkaç damla katın.
4- Sıklıkla seyahat eden biriyseniz yanınızda taşıdığınız makyaj malzemelerine karşı özenli olmalısınız. Çanta içinde kırılma ihtimaline karşı önlem almanız şart. Makyaj malzemelerinin kapak aralarına disk pamuk sıkıştırarak gerekli korumayı sağlayabilirsiniz. örneğin, pudra ya da allıkların arasına pamuğu yerleştirip kapağını kapatabilirsiniz.
KAŞLAR NASIL SABİTLENEBİLİR?
5- Kaş sabitleyici ürününüz bitti mi ya da hiç olmadı mı? Onun yerine saç spreyi de kullanabileceğinizi hatırlatalım. Saç fırçası ya da eski bir maskara fırçasına bir miktar saç spreyi sıkıp kaşlarınızı sabitleyebilirsiniz.
SAÇLARIM ELEKTRİKLENİYOR, NE YAPMALIYIM?
6- Genellikle kış aylarında saçlarınız çabuk elektrikleniyor olabilir. İnce bir havlu kağıtla saçlarınızın üzerinden geçerek pürüzsüz saç tellerine kavuşabilirsiniz.
KURUYAN MASKARA NASIL CANLANDIRILIR?
7- Kuruyan maskaralarınızı çöpe atmadan önce ufak bir hamleyle tekrar hayata döndüre- bileceğinizi biliyor muydunuz? Kuruyan maskara tüpünün içine birkaç damla lens suyu damlatın. Sanki yeniymiş gibi kullanmaya devam edin!
TIRNAKLARDAKİ LEKELER NASIL GİDER?
8- Koyu oje sürmeyi seviyor ve sıklıkla uyguluyorsanız tırnak çevresinde kalan oje birikintilerinden ve sarılıklardan da şikayetçisiniz demektir. Tırnaklarınızı bu lekelerden kolayca arındırmak, eski beyazlığına ve parlaklığına kavuşturmak için pamuğu limon suyuna batırın ve alüminyum folyoyla parmaklarınızı sarın. 10-15 dakika bekledikten sonra çıkarın. Sonucu fark edeceksiniz.
Almanya, yeni tip koronavirüse karşı “monoklonal antikorlara” dayalı yeni bir ilaçla mücadele edeceğini açıkladı. Bu antikor yöntemi ilk olarak eski ABD Başkanı Trump koronavirüse yakalandığında gündeme gelmişti.
Almanya, aşıya benzer bir etki yapabildiği düşünülen “monoklonal antikorlara” dayalı bir ilaçla, koronavirüse karşı mücadele edeceğini duyurdu.
BBC Türkçe’nin haberine göre, Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn, hükümetinin bu ilacı temin ettiğini ve Avrupa Birliği’nde (AB) uygulayacak ilk ülke olacağını söyledi.
Eski ABD Başkanı Donald Trump‘ın tedavisinde de kullanılan monoklonal antikorların, bir araştırmaya göre aşıya benzer bir etki de yapabildiği düşünülüyor.
MONOKLONAL ANTİKORLAR NEDİR?
Antikorlar “vücudun bağışıklık sisteminin savaşçıları” diye tarif edilebilir.
Koronavirüs ya da başka herhangi bir patojen vücudunuza girdiğinde antikorlar virüsün dikensi uçlarına yapışarak onun sağlıklı hücrelere girişini engellerler.
Fakat insan vücudu bir çok farklı türde antikor üretir. Bunların en güçlülerine “etkisizleştiren antikorlar” denir.
Bilim insanları bu antikorları eleyerek en güçlülerini, virüse yapışmakta en mahir olanı seçer ve seçilen antikor labaratuvarda çoğaltılır, büyük miktarlarda üretimi yapılabilir.
İşte bu yöntemle elde edilen antikorlara tek bir antikor hücresinden klonlandıkları için monoklonal antikor ya da mAb deniyor.
Aynı hücreden klonlanan bütün antikorlar birbirinin aynı olup, virüsün belli bir kısmına yapışırlar.
Dolayısıyla tersinden söylemek gerekirse, belli bir virüse veya onun sadece belli bir yüzeyine yapışması amacıyla üretilen antikorların bu nedenle monoklonal olması gerekiyor.
Bu antikorlar hastalara verildiğinde derhal onun bağışıklık sistemini güçlendirirler.
Fakat monoklonal antikorların sorunu, başlangıçta doğru antikor hücresinin seçiminin genellikle çok zaman alması ve bu nedenle de pahalıya mal olması.
Monoklonal antikor tedavisi, bazı ülkelerde şu ana kadar uygulanan, Kovid geçirip iyileşmiş hastalardan elde edilen plazma hücresi tedavisinin zıddı bir yaklaşım.
Kanın sıvı kısmını oluşturan sarımsı bir sıvı olan plazma, bu yöntemde, koronavirüs geçirip iyileşmiş hastalardan alınan plazmadaki çeşitli antikorların çoğaltılması yoluyla elde ediliyor.
Dolayısıyla içerisinde poliklonal antikorlar yani farklı antikorların klonları var ve her farklı antikor klonu, virüsün farklı kısımlarına yapışıyor.
DAHA ÖNCE KULLANILDI MI?
Monoklonal antikorlar bazı kanser türleri de dahil çeşitli hastalıklarla mücadelede 1980’li yıllardan beri kullanılıyor.
ABD’deki bakım evlerinde yürütülen bir araştırma, laboratuvar koşullarına çoğaltılarak büyük miktarlarda üretilen monoklonal antikorların tedavinin yanısıra, insanların koronavirüs kapıp hastalanmasını önlemekte de etkili olabileceğini ortaya koydu.
ABD merkezli ilaç şirketi Eli Lilly tarafından üretilen bir Kovid-19 monoklonal antikoru, 2020 yılının Ekim ayında hastalanan Donald Trump’ın tedavisinde de, yine Amerikan Regeneron şirketi tarafından hazırlanan iki antikorlu bir ilaçla birlikte kullanılmıştı.
Bu antikorlar (Regeneron’unki gibi antikor kokteylleri içindeki farklı antikor tipleri) virüsün çıkıntılarının biraz farklı kısımlarına yapışıyorlar, dolayısıyla virüs mutasyonu uğrasa, yapısı değişse bile en azından antikorların birisi işe yarıyor.
Regeneron geçmişte Ebola’nın tedavisi için de bir monoklonal antikor ilacı üretmişti.
Fakat antikor klonlayarak elde edilen ilaçların maliyetinin yüksek olması, bir çok aşı çalışmasının da başarılı olması nedeniyle salgınla mücadelede bu yöntem bir süredir ikinci tercih konumuna düşmüştü.
ALMANYA NEDEN MONOKLONAL ANTİKOR İLAÇLARINI TERCİH ETTİ?
AB içerisinde aşı şirketlerinin söz verdikleri miktarda aşıyı veremeyeceği, aşı sıkıntısı yüzünden aşılama çalışmalarının aksayacağı kaygısı artıyor.
AstraZeneca ve Pfizer-BioNTech gibi ilaç şirketlerinin üretimde bazı sıkıntılar olduğu yönündeki açıklamaları beklenen dozda aşı teslimatı yapılamayacağına işaret ediyor.
Avrupa Komisyonu’nun sağlıktan sorumlu üyesi Stella Kyriakides, birlik toprakları içerisinde Kovid aşısı üreten şirketlerin, “üçüncü ülkelere aşı ihraç etmek istediklerinde önceden AB makamlarına bildirimde bulunması gerekeceğini” söyledi.
Almanya ise elindeki seçenekleri çeşitlendirme yoluna gitmiş görünüyor.
Alman kamu yayın kuruluşu Deutsche Welle’nin haberine göre Almanya hükümeti 487 milyon dolar ödeyerek 200 bin doz monoklonal antikor stokladı.
Almanya’da yayımlanan Pazar gazetesi Bild am Sonntag ise Sağlık Bakanı Jens Spahn’ın gelecek haftadan itibaren ülkede monoklonal antikor kullanımına başlayacağı yolundaki açıklamasını duyurdu.
Habere göre Spahn, “Bunlar pasif bir aşı gibi işlev görüyor. Bu antikorların hastalığın erken aşamasında verilmesi yüksek risk gruplarındaki hastalarda Kovid’in daha ağır sonuçlar yaratmasını engelliyor” dedi.
İlk denemelerin üniversite hastanelerinde yapılacağı düşünülüyor.
YETERLİ AŞI OLURSA YİNE DE MONOKLONAL ANTİKORLARA İHTİYAÇ DUYULUR MU?
Şu anda bir çok aşı seçeneği mevcut fakat üretimin talebi karşılayamayacağı ve gelecekte de aşı sıkıntısı yaşanabileceği kaygıları var.
Bunlar olurken Kovid’in dünya çapında yayılışı bütün hızıyla sürüyor. Ağır hastalananların ve ölenlerin sayısı her gün artıyor.
Deksametazon ve diğer bir ucuz kortizonlu ilaç olan hidrokortizon dışında klinik denemelerde başarısı doğrulanmış ilaç tedavisi ise henüz yok. Bu bakımdan tedavide yeni yolların bulunması hayati önem taşıyor.
Amerikan ilaç şirketi Regeneron’dan Leah Lipsich aşı eksikliğinin dışında, aşı olsa bile vücudu yeterli antikor geliştiremeyecek bağışıklığı düşük bir risk grubu nüfus bulunduğunu bu yüzden tedavinin önemli olduğunu söylüyor.
Lipsich virüs etkisizleştiren antikorlara dayalı ilaçların bu yüzden aşı yeterli olsa bile gerekli olacağı görüşünde.