Aşılama sürecinin aktif bir şekilde devam ettiği Türkiye’de en çok merak edilen konulardan biri de kısıtlamaların ne zaman kalkacağı. Konuyla ilgili açıklamalarda bulunan Sağlık Bakanlığı yetkilisi, “Hedefimiz 15 Mart’ta 27 milyon aşılama sayısına ulaşmamız halinde yasakların büyük bölümünü kaldırmak, okulları ve restoranları açabilmek” dedi.
Koronavirüs salgını ile mücadele sürerken, bir yandan da ilk doz aşılar vurulmaya başlandı. Vaka sayılarında da düşüş gözlemlenirken, çok merak edilen konulardan biri de kısıtlamaları ne zaman kalkacağı sorusu.
Koronavirüs yasakları ile ilgili Sağlık Bakanlığı yetkilisi ‘şartlı’ verdi. HaberTürk gazetesi yazarı Muharrem Sarıkaya’ya konuşan yetkili “Hedefimiz 15 Mart’ta 27 milyon sayısına ulaşmamız halinde yasakların büyük bölümünü kaldırmak, okulları ve restoranları açabilmek” dedi.
“11 MİLYON DOZ BEKLENİYOR”
Sarıkaya yazısında, “Çin’ den gelecek yeni grup aşı ile ilgili hazırlıklar tamamlanmış; Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın açıkladığı 30 milyon doz aşının Mart’ın ilk haftasına kadar ulaşması bekleniyor. Ancak kesin bir süre verilmesinden de kaçınılıyor, çünkü Çin’de ortaya çıkan yeni salgından kaygı duyuluyor, buna karşın 11 milyon doz bekleniyor.Dolayısıyla bu hızda gidildiğinde ikinci doz aşılarla birlikte Mart’ın ortasında 15 milyon kişinin ikinci dozlarının bitmiş olacak” ifadelerini kullandı.
“ŞUBAT 15 İÇİN KİMSE UMUTLU DEĞİL”
Sarıkaya şöyle devam etti: “Ancak 50 milyon dozun tamamının bu sürede gelmesi halinde bu sayı 25 milyona kolaylıkla ulaşacak. Zaten Sinovac’tan gelen ile nüfusun bu kadarının, Biontech’ten gelecek 4,5 milyon ile de 2,25 milyonun daha aşılanması ile 27 milyon kişinin Mart ortasında aşılanması söz konusu.
Bakanlığın etkin ve yetkin isminin şu sözleri önemli: ‘Hedefimiz 15 Mart’ta bu sayıya ulaşmamız halinde yasakların büyük bölümünü kaldırmak, okulları ve restoranları açabilmek…’ Şubat 15 için ise kimse şu aşamada ciddi bir umut veremiyor…”
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, konuk olduğu programda yüz yüze eğitime ilişkin önemli açıklamalarda bulundu. Okulların açılmasıyla ilgili muhtelif senaryolar bulunduğunu belirten Bakan Selçuk, yüz yüze eğitimin kademeli olarak başlayacağını ifade etti. Bakan Selçuk, “15 Şubat’ta okulların açılması ilke kararı var” dedi.
Milli Eğitim Bakanı Ziya Selçuk, CNN Türk’te katıldığı bir programda yüz yüze eğitim ile ilgili önemli açıklamalarda bulundu. Bakan Selçuk, “15 Şubat’ta okulların açılması ilke kararı var” ifadesini kullandı. Okulların açılmasıyla ilgili muhtelif senaryolar bulunduğunu belirten Bakan Selçuk, yüz yüze eğitimin kademeli olarak başlayacağını dile getirdi.
Bakan Selçuk’un konuşmasından öne çıkanlar şu şekilde:
“Bizim baktığımız yer Sağlık Bakanlığı, Bilim Kurulu ve Cumhurbaşkanımız önderliğinde Kabine’nin alacağı kararlara bağlı. Biz aslında çok kontrollü gittik. 15 Şubat’ta okulların açılması ile ilgili ilke kararı var. 15 Şubat’tan 10 gün önce net bir tablo karşımıza çıkar. Türkiye’deki durumun akışı nasıl diye baktığımızda bizim okulları açma hazırlığımız ve salgın seyrinin olduğunu düşünüyoruz.
OKULLAR KADEMELİ OLARAK MI AÇILACAK?
Şimdi bununla ilgili karar salgının seyri bakımından Bilim Kurulu’nun ortaya koyacağı tavır; tüm sınıflar açılabileceği şeklinde ise, bizim başka ne senaryomuz vardı. 2 gün 2 gün seviye sınıfları vardı. Dünyaya baktığımızda küçük yaşlarda riskin daha az olduğunu görüyoruz. Bizim hali hazırda gördüğümüz tablo şu. Hiç açılamayan sınıflarımız vardı bizim. 7. sınıflar 10. sınıflar aslında öncelik olarak dikkat alanımızda tutuyoruz. Sınav grubunda olan çocuklarımız var, Staja başlayacak olan öğrencilerimiz var. Onları göz önünde tutuyoruz. Söylediğim gibi salgının seyrine bağlı olarak bunlardan hangisinin hayata geçeceğini, yaklaşık 15 gün kala açıklamış oluruz.
ÖĞRETMENLERİN AŞILANMASI
Bütünsel olarak toplumda yaygın aşılanmanın olması bağışıklık açısından kritik. Bizim öğretmenlerimizin aşılanmasının kritik bulmamızın sebebi çocukların taşıyıcı olma riskini dikkate almamız. Öğretmenlerin aşılanması, virüsün evlere yayılmasını önleme açısından önemli.
SINAVLAR NASIL OLACAK?
Geçtiğimiz günlerde küçük bir ayrıntıyı gündeme getirdik. Bazı veliler haklı olarak dediler ki; ‘Bizim çocuklarımız sınava girip notlarını aldılar, diğer çocuklar projelerden, ödevlerden not aldılar. Bizim çocuklarımız da performans ödevinden not alsın’ dediler. İsteğe bağlı seçenekli bir durum oldu.
MERKEZİ SINAVLAR (LGS VE YKS)
Bütün müfredattan sorumlu olacaklar. Bir değişiklik yok. Aynı şey merkezi sınavlarda da karşımıza çıkıyor. Bu dinamik bir şey. Yıl sonuna kadar şöyle olacak desem, süreç değiştiğinde biz de kararımızı gözden geçiriyoruz. Ama bu sene geçen sene gibi değil. Geçen sene Mart ayında salgın başladığında okulları kapattık. Ve biz hiç hazır değildik. Ne TV kanalları ne de internet altyapımız vardı. Hiçbir şekilde hazır değildik. Bakanlığın hazır olmadığı dönemde öğrencilerden böyle bir şey beklemek mümkün değildi. Şimdi bakıyorum ben ve hep şunu istiyoruz. Türkiye’nin MEB’ini diğer ülkelerin bakanlıklarıyla karşılaştırın. Uluslararası kriterlerle karşılaştırın. Kesinlikle iyi durumdayız. İlk 5’e rahatlıkla gireriz. Geçen Hafta BBC bir açıklama yaptı. İngiltere’de ilkokullara haftada 3 saatlik yayın başlayacak diye. Biz bunu 10 aydır yapıyoruz. EBA’mız 15 milyonun üzerinde tıklanması mevcut. Bu dünyada birinci.”
Hem erkekler hem kadınlar için zamansız, şımartıcı kokular ve büyük bir romantizm sunan Bea’s, eşsiz parfümleriyle Sevgililer Günü’ne hazır! Bea’s Women engel tanımayan aşıklar için tutkulu bir hikâye, Bea’s Men ise ilk görüşte aşkın verdiği heyecanı hissettiren büyüleyici bir yorum sunuyor.
Unice Multibrand Türkiye kataloglarında ve unice.com.tr’de satışa sunulan Bea’s parfümleri, çekiciliğe çekicilik katmak, tatlı bir esinti yaymak, tutkuya ve aşka eşlik etmek için sevgilileri bekliyor. Bea’s parfümleri hem erkekler hem kadınlar için zamansız, şımartıcı kokular, uzun süreli ve etkileyici kalıcılık vadediyor.
Bea’s parfümleri arasında yer alan çok özel iki ürün; Bea’s Women (551 EDP) ve Bea’s Men (223 EDP), Sevgililer Günü’nde aşkı, sevgiyi, romantizmi tetikleyecek.
BEA’S WOMEN-551 EDP
Üst Notalar: Frenk Üzümü, Armut
Kalp Notası: İris, Yasemin, Portakal Çiçeği
Alt Notalar: Paçuli, Tonka Fasulyesi, Vanilya, Pralin
Çiçeksi ve oryantal Bea’s Women, engel tanımayan aşıklar için tutkulu bir hikâye… Bu baş döndürücü kokuyla cazibenizin doruklarına çıkmaya hazır olun. İris ve yaseminin zarafetiyle sarmalanan armudun ve Frenk üzümünün canlandırıcı ipuçlarıyla açılışa tatlı bir iz katan cezbedici kompozisyon, tüm duyularınızı uyandırıyor. Bedeninizi saran bu romantik masal, vanilya ve paçulinin sıcak nüanslarıyla sizi zamansız bir yolculuğa çıkarıyor. (50 ml-119,99 TL)
BEA’S MEN-223 EDP
Üst Notalar: Zencefil, Biber
Kalp Notası: Fesleğen, Adaçayı, Sedir
Alt Notalar: Amber, Süet, Kızılçam
Odunsu ve aromatik Bea’s Men, ilk görüşte aşkın verdiği heyecanı hissettiren büyüleyici bir yorum… Kalp atışlarınızı hızlandıran duyusal notaların buluşması… Mükemmel aşkın uyumundan ilham alan sedir ve adaçayıyla pekiştirilen biber ve zencefilin benzersiz karışımı sınırlarınızı zorluyor. Amber ve süet notalarıyla çevrelenmiş, modern ve cesur maskülenliğin sembolü olan bu eşsiz rapsodi, hayatınıza unutulmaz bir anı katıyor. (50 ml-119,99 TL)
Unice Multibrand Türkiye Hakkında Bilgi: Ukrayna’da 2017 yılında kurulan Unice Multibrand’in “know how”ından yararlanarak çalışmalarını sürdüren Unice Multibrand Türkiye; Unice, Akten Kozmetik ve Fon Kozmetik markalarının yanı sıra kalite sertifikalarına sahip 23 farklı markanın ürününü satışa sunuyor. Bu markalar arasında Thalia Natural Beauty, Beany, PhytoComplex AHL, Bea’s, ClaraLine, Unice Home Care, AllesKlar da bulunuyor. Unice Multibrand Türkiye kataloglarında renkli kozmetikten cilt ve saç bakımına, parfümden sağlıklı yaşam ve ev bakımına kadar uzanan geniş bir yelpazede “doğal, kaliteli, teknolojik, insana ve doğaya saygılı” yüzlerce ürün yer alıyor.
Son yıllarda dünya çapında obezitenin büyük bir hızla artış göstermesi, diyabetin en yaygın türü olan Tip 2 diyabet hastalığının da artmasına sebep oldu. Metabolik cerrahi prosedürleri, bu alanda hem Tip 2 diyabetin hem de fazla kilonun çözümünde ‘altın standart’ olarak kabul edilmekte ve tüm dünyada uygulanmakta.
Peki tüm Tip 2 diyabet hastaları, metabolik cerrahi ile bu sorundan kurtulabilir mi? Doçent Doktor Hasan ERDEM, obezite ve tip2 diyabetin tedavisinde uygulanan metabolik cerrahi hakkında merak edilenleri yanıtlıyor.
“Tip 2 diyabet hastaları, tüm diyabet hastalarının yaklaşık yüzde 90’ını oluşturmaktadır”
Söze önce Tip 1 ile Tip 2 diyabet rahatsızlıklarının tanımıyla başlayan Doç. Dr. Erdem, bu iki türün arasındaki en önemli farkın insülin rezervi olduğunu belirterek şöyle konuşuyor: “Yediğimiz besinler, vücudumuza enerji veren glukoza (şekere) dönüştürülür ve glukozun da enerji sağlayabilmesi için vücut hücrelerinin içine girmesi gerekir. Pankreasın salgıladığı insülin hormonu, bu glukozların vücut hücrelerine girmesini sağlar. Tip 1 diyabet hastalarında bu glukozları vücut hücrelerine sokacak insülin hormonu salgılanamamaktadır. Bu rahatsızlık genellikle küçük yaşlardan itibaren görülmeye başlar ve bu hastalar sürekli insülin tedavisine ihtiyaç duyarlar.
Tip 2 diyabet hastalarını ise pankreasları yeterli seviyede insülin üretemeyen kişiler oluşturur. Buna sebep olarak özellikle obeziteye varan aşırı kilolar, hareketsiz yaşam ve bol kalorili beslenme alışkanlıkları örnek gösterilebilir. Bu hastalık Tip 1 diyabetin tersine özellikle 30 – 40’lı yaşlardan sonra başlar ve genetik bir hastalık özelliği taşır. Bu yüzden Tip 2 diyabet hastaları, tüm dünyadaki diyabet hastalarının yaklaşık yüzde 90’ını oluşturmaktadır. Tip 2 diyabetin tedavisi ise öncelikle uygun beslenme alışkanlıkları, ilaç ve spor aktiviteleridir. Ancak bu yöntemlerden herhangi bir sonuç alamayan, kilosunu kontrol edemeyen aşırı kilolu Tip 2 diyabet hastaları için metabolik cerrahi prosedürleri gündeme gelebilir.”
“Tip 2 Diyabetin tedavisinde en önemli iki etken aşırı kilo ve insülün rezervidir”
Tip 2 diyabetin tedavisinde uygulanan metabolik cerrahi prosedürlerinin bazı koşulları olduğunu vurgulayan Doç. Dr. Erdem, Tip 2 diyabet hastası olsalar bile ameliyat önermedikleri birçok hasta profili bulunduğunu söyleyerek şu bilgileri veriyor: “Tip2 diyabet için metabolik cerrahinin uygulanıp uygulanamayacağı hekimin yapacağı değerlendirme ile anlaşılır. Burada karar verebilmek için bir dizi laboratuvar analizi yapılmalı ve uzman değerlendirmesi ile sonuca ulaşılmalıdır. Örneğin kişilerin açlık ve tokluk kan şekeri değerlerine, C-Peptit açlık ve tokluk düzeylerine bakılmalı, HbA1c testi uygulanarak sonuçlar gözlenmelidir.
Ayrıca tüm bunlara ek olarak kişinin obez ya da aşırı kilolu olması gereklidir. Dolayısıyla ‘metabolik cerrahi her Tip 2 diyabet hastası için kesin çözümdür’ demek doğru değildir. Bu hastalığın tedavisinde en önemli iki etken aşırı kilo ve insülin rezervidir.”
“Tip 2 Diyabet, Bir Obezite Hastalığıdır”
Tip 2 diyabetin, bir obezite hastalığı olduğuna dikkat çeken Doç. Dr. Erdem, obez bireylerin büyük bir çoğunluğunun insülin direnci problemi yaşadıklarına işaret ederek şu açıklamayı yapıyor: “İnsülin direncinin kaynağında, aşırı yağlanma nedeniyle endokrin sisteminin verimli bir şekilde çalışmaması yatar. Karaciğer yağlanması, pankreas ve tiroid anomalisi neticesinde aşırı kilolar doğrudan Tip 2 diyabet sonucunu ortaya çıkarır. Tıbbi kaynakların neredeyse tamamında obezite bir hastalık olarak tanımlanır ve giderilmesi hayati öneme sahiptir. Metabolik cerrahi, hem obezitenin hem de Tip 2 diyabetin tedavisi için uygulanmaktadır.”
Son olarak obezite ve tip 2 diyabet arasındaki ilişkinin oldukça dikkate alınması gerektiği uyarısında bulunan Doç. Dr. Erdem, sözlerini şöyle sonlandırıyor: “Yüksek şekere bağlı kalp ve damar hastalıklarının ölümcül olma durumu, kilolu kişilerde daha yaygındır. Benzer risk oranları; organ yetmezliği, inme, sinir uçları hasarları gibi durumlarda da geçerlidir. Yüksek başarı standartları sayesinde bu alanda oldukça fazla tercih edilen metabolik cerrahi yöntemleri, tüm bu sorunları ortadan kaldırmanıza yardımcı olabilir.”
Girne Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları Anabilim Dalı Başkanı Prof. Dr. Füsun Yıldız, KKTC Cumhurbaşkanlığı Bilim ve Sağlık Komitesi Başkanlığı’na getirildi.
Prof. Dr. Füsun Yıldız görevi üstlenmesinin ardından 6 kişiden oluşan komite ile yaptıkları ilk toplantıda, eylem planlarını oluşturmak üzere çalışmalara başladıklarını ifade etti.
Ulusal ve uluslararası arenada farkındalık yaratılması gereken sağlık konularında çalışmalar yapacaklarını söyleyen Prof. Dr. Yıldız, yurt dışındaki KKTC’li bilim insanlarıyla, adada yaşayan ve çalışan bilim insanlarını bir araya getireceklerini söyledi.
Prof. Dr. Füsun Yıldız, önceliklerinin Kıbrıs Türk Tabipleri Birliği ile birlikte COVID-19’la mücadelede halkı bilgilendirmeye yönelik çalışmalar yapmak olduğunu ifade etti. Bu doğrultuda Cumhurbaşkanlığı Bilim ve Sağlık Komitesi Başkanlığının ilk icraatlarından biri COVID-19’la ilgili kamu spotları hazırlamak olacak.
Prof. Dr. Füsun Yıldız Kimdir?
Füsun Yıldız 3 Ağustos 1965’te Antalya’da doğdu. Lise eğitimini TED Ankara Kolejinde alan Yıldız daha sonra lisans ve yüksek lisans eğitimini Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesinde tamamladı. Füsun Yıldız, göğüs hastalıkları üzerine uzmanlık ve doktora düzeyindeki eğitimini ise Osmangazi Üniversitesi Tıp Fakültesinde gerçekleştirdi.
Yıldız, Kocaeli Üniversitesi Tıp Fakültesinde görev aldığı sürede 1996’da yardımcı doçentlik, 1999’da doçentlik ve 2005 yılında da profesörlük unvanlarını aldı.
Astım, tütün ve tütün ürünleri ile mücadele, KOAH ve kadınlarda akciğer sağlığı alanlarında özel çalışmaları bulunan Prof. Dr. Füsun Yıldız’ın ulusal ve uluslararası pek çok makalede imzası bulunuyor.
Prof. Dr. Yıldız’ın, Türk Tabipleri Birliği, Türk Toraks Derneği, Sağlığa Evet Derneği (eski Sağlık Enstitüsü Derneği), Türkiye Ulusal Alerji ve Klinik İmmünoloji Derneği, Avrupa Solunum Derneği (ERS) ve Kocaeli Yüksek Öğrenim Derneği (KYÖD) gibi kurumlarda üyelik ve görevleri bulunuyor. Prof. Dr. Füsun Yıldız evli ve 2 çocuk annesidir.
Kurabiye tariflerinin en güzellerinden biri olan en güzel elmalı kurabiye karşınızda! Ağızda dağılan kıvamıyla, pratik kurabiyelerden oluşuyla kalplerinizi çalmaya gelecek bu kıyır kıyır elmalı kurabiye tarifi şekilleriyle, malzemeleriyle, hamuruyla tam ölçülü elmalı kurabiye yapmak isteyenlerin yardımına koşacak.
Kullandığınız un miktarını hamurun kıvamına göre ½ su bardağı kadar azaltıp, arttırabilirsiniz. Kurabiyelere rahatça şekil vermek için hamuru streç film ile sararak buzdolabında 15 dakika kadar bekletebilirsiniz.
Elmalı Kurabiye Tarifi Nasıl Yapılır?
4 adet rendelenmiş elmayı tavaya alın.
Üzerine yarım su bardağı toz şeker ekleyin ve elmalar karamelize olana kadar pişirin.Elmalı harç piştikten sonra üzerine yarım su bardağı kadar dövülmüş ceviz ve 1 tatlı kaşığı tarçın ekleyin ve karıştırın.
Hamurunu hazırlamak için bir kasede limon suyu ve karbonatı karıştırın. Derin bir kasede, tereyağı sıvı yağ, yogurt, toz şeker ve limonlu karbonat karışımını birleştirin.
Unu da azar azar ekleyerek, ele yapışmayan fakat yumuşak olan bir hamur elde edin.
Hamuru tezgahın üzerinde toparlayın.Bu hamuru tezgahta güzelce açın. Yuvarlak şekiller çıkarıp elmalı harcı ortasına koyun ve iki yandan katlayın.
Pişirme kağıdı serdiğiniz fırın tepsisine kurabiyeleri dizin ve önceden ısıtılmış 180 derece fırında üzerileri kızarana kadar, yaklaşık 20-25 dakika pişirin.
Oda sıcaklığına geldikten sonra üzerine pudra şekeri serpiştirin. Kurabiyeleriniz artık servise hazır!
Erkeklerin kadınlardan daha çok sekse düşkün olduğu bilgisi yanlıştır. Kadın ve erkek aynı oranda seksi düşünür ve ister. Bu iki taraf için de ne ayıptır, ne de utanılacak bir şeydir. Cinsellik gayet doğal ve güzel bir şeydir.
1- Cinsel ilişkide penis boyu önemli değildir. Kadınların yalnızca %1’lik kısmı penis boyunun “çok önemli” olduğunu söylemiştir. Dünya nüfusu ortalama penis boyu 13 cm olarak kabul edilmekte, 9 cm ve altı küçük, 16 cm ve üstü büyük kabul edilmektedir. Vajina kanalın dış 3’te birlik kısmı, yani ilk 4 cm’i uyarılacak sinirlere sahiptir yani büyük veya küçük, her erkek kadınların uyarılmasını sağlayabilmektedir. Burada önemli olan nereyi uyaracağını ve nasıl davranacağını bilmektir.
2- Erkeklerin kadınlardan daha çok sekse düşkün olduğu bilgisi yanlıştır. Kadın ve erkek aynı oranda seksi düşünür ve ister. Bu iki taraf için de ne ayıptır, ne de utanılacak bir şeydir. Cinsellik gayet doğal ve güzel bir şeydir.
3- Evlendikten sonra mastürbasyonun bitmesi veya azalması gerekmez. Erkeklerin %85’i kadınların %45’i evlendikten sonra daha sık mastürbasyon yaptıklarını ifade etmiştir. Mastürbasyon son derece doğal bir aktivite olup, utanılacak, ayıplanacak bir yanı yoktur. Çiftler cinsel yaşamlarını renklendirmek adına karşılıklı mastürbasyona yönlendirilebilir.
4- Erkekler her daim cinsel ilişkiye hazır makineler değildir. Erkek de cinsel ilişkiyi istememe, yorgun olma, üzgün olma, romantizm veya erotizm isteme hakkına sahiptir. Erkeklerin her daim cinsel ilişkiye hazır olduğu inancı erken boşalma ve iktidarsızlığın en büyük sebeplerindendir.
5- Erken boşalma genellikle psikolojik sebeplerle ortaya çıkan bir sorundur. Bir rahatsızlıktan, anormallikten, yetersizlikten ziyade yanlış bir alışkanlıktır. Cinsel birleşme öncesi gerçekleşen boşalma “ileri erken boşalma”, 3 dakika veya daha az süren birliktelik sonrası boşalma “erken boşalma” kabul edilmektedir. Normal bir cinsel birlikteliğin ortalama süresi 8–15 dakikadır. Erken boşalma belirli alıştırmalarla veya psikoterapiyle önlenebilen bir sorundur.
6- Pornografi her şey gibi aşırıya kaçmadığı sürece zararlı, sakıncalı ve kaçınılması gereken bir şey değildir. Cinselliğin diğer bütün alanları gibi utanılacak bir yanı yoktur. Yapılan araştırmalar göstermektedir ki çiftlerin cinsel yaşantılarını renklendirmek amacıyla az ve orta sıklıkta kullanıldığında cinsel ilişki sıklığında ve kalitesinde artış gözlenmiştir. Ancak yine bütün diğer konularda olduğu gibi çiftlerden birinin zorlamasıyla yapıldığında yarardan çok zarar vermektedir.
7- Cinsel yaşantıda çıkıntılar yaşamak bir bozukluğun, anormalliğin, eksikliğin göstergesi değildir. Diğer birçok sağlık sorunu gibi herkesin yaşayabileceği sorunlardır. Kadınların %40-50’si erkeklerin %20-30’u cinsel sıkıntılar yaşamaktadır. 35–40 yaş sonrası yaşanan sıkıntılar çoğunlukla diyabet, hipertansiyon, damar hastalıkları, hormonal sorunlar gibi organik temellidir. Daha erken yaşlarda cinsel sıkıntılar ilişkideki sorunlar, performans kaygısı, depresyon, çirkin olduğunu düşünme, kendini güzel bulmama gibi psikolojik sebeplerle oluşur.
8- Cinsel hayatın ileri yaşlarda bittiği düşüncesi son derece yanlıştır. Cinsel ilişki bir çiftin birbirlerine olan sevgilerini göstermesinin en güzel yollarından biridir. Biyolojik sebeplerle cinsel ilişki sıklığı azalsa da cinsel ilişkinin tatminin ve kalitesi değişmemektedir. 60–80 yaş arası çiftlerde erkeklerin %60’ı kadınların %64’ü cinsel hayatından memnundur.
9- Cinsel ilişki esnasında partner yerine başka birini düşünmek çoğu zaman suçluluk, pişmanlık vs. gibi hisler uyandırmaktadır. Hâlbuki cinsel ilişki esnasında başka birisini düşünmek cinsel ilişkiyi canlandıracak ve renklendirecek birçok fanteziden bir tanesidir. Çift birbirini seviyorsa ve ilgi duyuyorsa utanılması sakınılması gereken bir durum değildir. Kişiler fiziksel olarak aldatmadıkları sürece bu tarz durumlar cinselliğe renk katacaktır.
10- Cinsel ilişki yalnızca erkeklerin zevk aldığı, istediği bir şey değildir. Kadınların da cinselliği düşünmesi, cinsel ilişki istemesi, bundan keyif alması son derece doğal ve normaldir. Bir kadının cinsel istekleri olması ayıp ve utanılacak bir şey değildir. Bu sebeple bir kadının cinsel ilişki başlatması onu arsız veya ahlaksız yapmaz. Cinsel ilişki iki tarafı olan bir eylemdir, bundan iki taraf da keyif almalı ve istemelidir.
11- Çok fazla cinsel ilişkinin kadını yıprattığı, bacak ve karın kaslarını gevşettiği, sağlıksız olduğu inancı yanlıştır. Bunun tam aksine düzenli bir cinsel hayat bağışıklığı güçlendirir, kalp-damar sağlığını korur, felç riskini azaltır, kemikleri güçlendirir, adet sancılarını azaltır ve adet günlerini düzenler, vücudu sıkılaştırır.
12- İlişki esnasında veya öncesinde erkeğin yaşadığı ereksiyon/sertleşme sorunları erkeğin partnerini çekici veya güzel bulmadığını göstermez. Sertleşme sorunları kalp ve damar hastalıkları gibi fizyolojik nedenlerle olabileceği gibi performans anksiyetesi, ilişkiye hazır olmamak gibi psikolojik nedenlerle olabilir.
13- Menopoz sonrasında cinsel hayat bitmez. Menopoz hormonlarda değişiklikler yapsa da cinsellik yalnızca hormonlarla açıklanabilecek bir şey değildir. Bu sebeple menopoz sonrası cinsel hayat biter diyemeyiz. 50 yaş üstü kadınların %70’inden fazlası istek azalması da dâhil olmak üzere cinsel hayatlarında hiçbir sıkıntı yaşamadıklarını ifade etmişlerdir.
14- Cinsel ilişkinin yalnızca penisin vajinaya girmesi anlamına geldiği yanılgısı vardır. Hâlbuki cinsel ilişki penisin vajinaya girmesi ile birlikte içerisinde güzel sözler, oyunlar, dokunuşlar, öpücükler vs. gibi birçok öğeyi barındıran bir bütündür ve sağlıklı bir cinsel ilişki için bu öğelerin hepsi gerekli oranda kullanılmalıdır.
15- Cinselliğin içgüdüsel olduğu, sonradan öğrenilemeyeceği ve geliştirilemeyeceği düşüncesi yanlıştır. Cinsellik koşmak gibi, yüzmek gibi içgüdüsel bir aktivite olup, çalışarak ve öğrenerek daha başarılı olunabilecek bir aktivitedir.
16- Erkeklerin duygularını belli etmediği, kadınların erkeklerden daha duygusal olduğu fikri de yanlıştır. Cinsel ilişki iki tarafa için de hem fiziksel hem ruhsal bir aktivitedir. Cinsel ilişkinin doyurucu olabilmesi için iki boyutta da olması gerekir. İçerisinde his ve duygu barındırmayan cinsel ilişki iki taraf içinde mastürbasyondan farksızdır.
17- Cinsellik doğuştan ve içgüdüsel bir temele sahip olmasına rağmen öğrenilmez ve geliştirilmez değildir. Erkekler ve kadınlar doğuştan nasıl çocuk yapacaklarının bilirler ancak eşlerini nasıl tatmin edeceklerini sonradan öğrenirler. Cinsellik pratikle ve eşlerin birbirini daha iyi tanımasıyla gelişen ve güzelleşen bir şeydir. Bu sebeple bir erkeğin her koşulda bir kadını tatmin etmesini beklemek yanlıştır.
18- Cinsel fanteziler ayıp, yanlış veya ahlaksız değildir. Eşlerin cinsel hayatlarını renklendirmesine, birbirlerini daha iyi tanımasına, daha sağlıklı bir cinsel hayat yaşamalarına yardımcı olan, zararsız ve sağlıklı bir yöntemdir.
19- Oral seks herhangi bir zararı olmayan, sağlıklı ilişkilerde mevcut bir cinsel ilişki biçimidir. Cinsel hayat renklendirmek adına eşlerin birbirleriyle yapmaları tavsiye edilir.
20- Kadının cinsel ilişki esnasında pasif/edilgen olması gerektiği, erkeğinse aktif/yöneten konumda olması gerektiği inancı son derece yanlıştır. Kadın ve erkek iki rolde de olabilir ve roller zaman zaman değişebilir. Renkli ve sağlıklı bir cinsel hayat için kadın da erkek de aktif olmalıdır.
21- Cinsel hayat yani cinsel ilişki kalitesi ve sıklığı çiftlerin birbirlerine karşı duydukları sevginin bir göstergesi değildir. Birbirini çok seven çiftlerin kötü bir cinsel hayatı olabilir. Bu son derece doğal olmakla birlikte önlenecek ve düzeltilebilecek bir durumdur.
22- Kadınların hamileyken ve doğum sonrasında cinsel isteklerinin azaldığı ve cinsel hayatlarının bittiği inancı son derece yanlıştır. Doğumun hemen ardından hormonal değişimler nedeniyle istek azalması görülmesine rağmen bu durum kısa sürelidir.
Pandemi sürecini yaşadığımız bu kış aylarında kapalı ortamda geçirdiğimiz vakit artarken, bulunduğumuz ortamı havalandırma süremiz de havaların soğuması nedeniyle kısaldı. Soluduğumuz havanın kalitesinin sağlığımız açısından büyük önem taşıdığını artık bilmeyenimiz yok.
Dolayısıyla, özellikle çalışan kesimin en çok zaman geçirdiği ofislerdeki hava kalitesinin ne düzeyde olduğu daha fazla ön plana çıkmaya başladı. Froumann Yönetim Kurulu Başkanı Burak Yakupoğlu da çalışma ortamlarındaki hava kalitesinin insan sağlığı üzerinde ciddi etkileri olduğunu, sağlıksız hava ortamının beyin fonksiyonlarını etkilediğini ve çalışan verimliliğini düşürdüğünü söyledi. “Çalışan verimliliği şirketlerin başarısını doğrudan etkileyen bir faktör olduğu için çalışma ortamlarındaki hava kalitesinin Çevre Koruma Ajansı (EPA)’nın belirlediği değerlerde tutulması gerekiyor” dedi. Yakupoğlu aynı zamanda kalitesiz ortam havası nedeniyle ofis çalışanları arasında virüslerin çok daha hızlı yayıldığını aktardı.
Pandemi sürecini yaşadığımız bu kış aylarında kapalı ortamda geçirdiğimiz vakit artarken, bulunduğumuz ortamı havalandırma süremiz de havaların soğuması nedeniyle kısaldı.
Soluduğumuz havanın kalitesinin sağlığımız açısından büyük önem taşıdığını artık bilmeyenimiz yok. Yapılan araştırmalar boyutları 2,5 mikrondan küçük havadaki kirleticilerin uzun dönemde kişilerin bilişsel fonksiyonları etkilediğini, hafıza kaybı ve Alzheimer hastalıklarını hızlandırdığını göstermektedir. Bu sebepledir ki, özellikle çalışan kesimin en çok zaman geçirdiği ofislerdeki hava kalitesinin ne düzeyde olduğu daha fazla ön plana çıkmaya başladı. Froumann Yönetim Kurulu Başkanı Burak Yakupoğlu da çalışma ortamlarındaki hava kalitesinin insan sağlığı üzerinde ciddi etkileri olduğunu, sağlıksız hava ortamının çalışan verimliliğini düşürdüğünü söyledi. “Çalışan verimliliği şirketlerin başarısını doğrudan etkileyen bir faktör olduğu için ofis ortamlarındaki hava kalitesinin Çevre Koruma Ajansı (EPA)’nın belirlediği değerlerde tutulması gerekiyor” dedi. Yakupoğlu kalitesiz ortam havası nedeniyle ofis çalışanları arasında virüslerin çok daha hızlı yayıldığını aktardı. Yakupoğlu şu bilgileri verdi:
Hava kalitesinin bağlı olduğu PM 2,5 beyin yapısını değiştiriyor ve hafıza kaybını hızlandırıyor.
“Çalışan kesim gün içerisinde en çok ofislerde zaman geçiriyor. Bu nedenle ofislerin her açıdan çalışanlar için en sağlıklı şekilde dizayn edilmesi önem taşıyor. Ama en önemli konu çalışma ortamındaki havanın kalitesi, ne kadar sağlıklı olduğu. Yapılan bilimsel araştırmalar hava kalitesinin bağlı olduğu PM 2,5 partikül miktarının yüksek olması durumunda buna maruziyetin uzun vadede beyin yapısını değiştirdiğini ve hafıza kaybını hızlandırdığını belirtiyor. Kısa vadede ise ofis ortamındaki kalitesiz hava ortamının, insanlar üzerinde baş ağrısı, bulantı, halsizlik, konsantrasyon kaybı, isteksizlik ve sürekli yorgun hissetme gibi etkileri olduğunu vurguluyor “
Geçtiğimiz yıllarda Environmental Health Perspectives Dergisi’nde yayınlanmış olan bir araştırmada hava kalitesi ile zihinsel fonksiyonlar arasında doğrudan bir ilişki olduğunun ortaya kanulduğunu belirten Yakupoğlu “Harvard Üniversitesi’nden Joseph Allen ve ekibine göre iyi havalandırmaya sahip, karbondioksiti ve uçucu organik bileşikleri az olan binalarda kişilerin zihinsel aktiviteleri yüzde 61, bilgiyi amacına uygun kullanma yeteneği yüzde 172-299, strateji yapma yeteneği de yüzde 183-288 olarak tespit edilmiş” dedi.
Nörobilim alanındaki en prestijli akademik dergilerden olan Brain’de yayınlanan bilimsel çalışmada bilim adamları 73 ila 87 yaşları arasındaki 998 kadını inceledi ve onlara düzenli olarak öğrenme ve hafıza testleri yaptılar. Çevre koruma ajansının hava kirliliği verilerini kadınların ikamet adresleri ile eşleştirdiler. 11 yıl’dan uzun süren bu çalışmanın sonunda, kadınların akciğerlere ve kan dolaşımına kolayca nüfuz eden küçük partikül madde olan PM 2,5’a ne kadar fazla maruz kaldılarsa bilişsel testlerden aldıkları puanların o kadar düşük olduğu bulunmuştur. “ bilgisini paylaştı.
Güvenli nefes alanı sağlamak artık çok kolay ve zahmetsiz
Havayı nefes hizasından çekerek filtre edebilme özelliğiyle de “dünyada ilk” olan Froumann’ın bulunduğu her yerde “güvenli nefes alanı” oluşturarak, kaliteli havayı artık güvenle solumanın mümkün olduğunu belirten Burak Yakupoğlu, geliştirdikleri cihazların bu özelliği ile ofis, ev ve kamuya açık alanlar için de umut olduğunu vurgulayarak şu bilgileri verdi:
“Modern tasarımlarıyla dikkat çektiği kadar, odalar arası taşınabilme özelliğiyle de konforlu kullanış imkanı sunan Froumann Profesyonel Hava Temizleme cihazları ile “güvenli nefes alanı” oluşturarak, kaliteli havayı güvenle içinize çekebilirsiniz. Froumann, T.C. Sağlık Bakanlığı tarafından Yetkilendirilmiş COVID-19 Tanı Laboratuvarı olan İnönü Üniversitesi Turgut Özal Tıp Merkezi Moleküler Mikrobiyoloji Laboratuvarı’nda yapılan testlerle SARS CoV-2 Virüsünü yüzde 99 oranında filtre ettiğini üniversite testiyle kanıtlayan ilk marka. Kapalı ortam havasında uzun süre asılı kalabilen ve virüsler dahil tüm kirleticileri filtreleyebiliyor.
Farklı büyüklükteki mekanlarda kullanılabilecek, N100 SDS, N90 SDS, N100, N90, N80 olmak üzere beş farklı tipte cihazımız var. 100 metrekareden başlayarak 300 metrekareye kadar olan tüm kapalı ortamlarda havayı filtreleme imkanı sağlıyoruz. Bu açıdan bakıldığında Froumann’ın okul, hastane ve postane gibi kamuya açık alanlar için önemi daha da belirginleşiyor.”
Beslenme, diyet ve psikoloji danışmanlık hizmetlerini bir araya toplayan Formteg Danışmanlık Merkezi kurucularından Psikolog G. Tansu Ocak, inanç ve kararlılıkla ortaya koyduğumuz yeni yıl hedeflerini yarıda bırakmamak ve aldığımız kararları kolayca uygulayabilmemizi sağlayacak ipuçlarını paylaştı.
“Yeni yılda pek çok insan yeni kararlar alır ve yeni hedefler koyar çünkü kişilerin yeni bir başlangıç yapmaları, kendilerini geliştirmeleri ve hayatlarındaki bazı şeyleri iyileştirmeleri için fırsat olarak gördükleri yeni bir dönemdir” diyen Formteg Danışmanlık Merkezi kurucularından Psikolog G. Tansu Ocak, “Peki, ne oluyor da tüm inancımızla, bütün kararlılığımızla ve büyük bir motivasyonla hedeflerimizi oluşturmaya başlarken, sonrasında devam ettiremiyor ve vazgeçiyoruz?” sorusuna yanıt verdi.
İşte hedeflerinizi yarıda bırakmamanız için atabileceğiniz adımlar;
1.Hedefleriniz gerçekçi ve ulaşılabilir olsun
Hedeflerinizi size ve sizin yaşam tarzınıza göre oluşturmalısınız. Örneğin; yeni yıl kararlarınızın birinde sağlıklı yaşam, düzenli beslenme veya spor yapmak varsa bu hedefleri size uygun şekilde planlamanızda fayda var. Mesela, hayatınızda çok fazla spora vakit ayıramadığınız için bu sene sporu hayatınıza katmak istiyorsanız, planlamanız ‘her gün spor yapılacak’ şeklinde değil de ‘haftada 3 gün spor yapılacak’ şeklinde olmalı. Olmalı ki, o günü kaçırsanız bile devam edebilesiniz. Aksi takdirde motivasyonunuz düşer, yarıda bırakır, pes eder ve hedefinizi gerçekleştirememiş olursunuz. Sonuç olarak, size uygun, gerçekçi ve ulaşabilir bir hedef belirlemeniz, devam ettirebilmeniz açısından büyük önem taşıyor.
2. Küçük adımlarla başlayın
Hedeflerinize küçük adımlarla başlayın ve onları geliştirin. Her gün bir şeyler yapma alışkanlığı oluşturmak istiyorsanız, kolay ve bitirebileceğiniz nitelikte bir hedef belirleyip sonrasında zor işlere doğru ilerlemeniz sürdürülebilirlik kazandıracaktır. Böylelikle küçük adımlar attıkça yapabileceğinizi görecek, hedefinize ulaşacak ve yarıda bırakmayacaksınız.
3. Aynı anda çok fazla şey denemeyin
Bazen birçok şeyi aynı süreç içerisinde yapmak isteyebiliriz. Yeni yılın gelmesiyle birlikte, yıl içerisinde oldukça fazla vaktimiz olduğu halde, planlarımızı yayarak gerçekleştirmek yerine, Ocak ayının hayatımızdaki her şeyi düzeltmeye başlamanın zamanı olduğunu düşünür ve tüm hedeflerimizi ona göre planlarız. Burada hedeflerinizin sayısı da oldukça önemli. Kendiniz veya çevreniz için bu yıl dört veya beşten fazla hedef belirlediyseniz, azaltmanızı öneririm. Çünkü hedeflerinize ulaşmanın yolu, uzun vadeli alışkanlıklar oluşturmakla ilgilidir. Aynı anda çok fazla yeni alışkanlık kazanmaya çalışmak oldukça zorlayıcı olacak ve devam ettirmeniz güçleşecektir.
4.Hedefinizi mutlaka yazın ve ayrıntıları düşünüp planlayın
Hedeflerinizi mutlaka yazın ve onları detaylandırın. Eğer nerede, hangi aşamada ve nasıl hayatınıza geçirmeniz gerektiğini bilmiyorsanız hedeflerinizi nasıl gerçekleştirebilir veya uygulayabilirsiniz ki… Düşüncelerinizi somut bir şekilde yazıya dökmek gerekir. Bu hem hangi aşamada olduğunuzu hatırlatacak hem de o gün içerisinde ne kadar ilerleme kaydettiğinize dair size fikir verecektir.
5.Planlamanızı oluştururken esnek olun
Planlama oluştururken sadece günlük yapmanız gereken işleri yazın, saat başı ne yapmanız gerektiğini değil. Böylelikle olumsuz herhangi bir durumla karşılaştığınızda veya gün içerisinde farklı bir durum geliştiğinde, planınıza saat olarak uyum göstermeniz zorlaşacaktır. Bu durum bir aksama yaratacağı için de yapmanız gerekenlere yetişmeniz güçleşecek ve yarıda bırakıp devam etmemenize sebep olacaktır.
6. Sizi hedefinize bağlayacak gerçek bir neden bulun
Bu seneki hedefleriniz arasında, yapmanız gerektiğini düşündükleriniz mi yoksa her zaman hayalini kurduğunuz şeyler mi yer alıyor? Bunu düşünmek, hayatınızı hangi amaç doğrultusunda yaşamak istediğinizi bulmanıza yardımcı olacaktır.
Sizi motive eden şeyin ne olduğunu hatırlamanız oldukça önemlidir. Eğer nedeniniz yeterince güçlü değil ise her vazgeçmek istediğinizde kendinize neden başladığınızı hatırlatmanız gerekecektir ve bu noktada başlangıç nedeninizin güçlü olması gerekir ki yeniden başlayabilesiniz.
Winter portrait of young beautiful woman covering face with woolen scarf. Closeup of happy girl feeling cold outdoor in the city. Young woman holding scarf and looking at camera."r
Son günlerde etkisini tam anlamıyla hissettirmeye başlayan soğuk havalar nedeniyle birçok insanda cilt sorunları ortaya çıkmaya başladı. Yaşanan sorunlar hakkında bilgi veren Daisy Poliklinik’in sahibi Kozmotolog & Medikal Estetik Uzmanı Songül Durur Zevzir, cilt sorunları olanlar için çözüm önerileri de sundu.
Cilt kuruyor
Kış aylarında özellikle cilt kuruluğuyla karşılaşıldığını belirten Zevzir, “Cilt kuruluğunun sonrasında egzama gibi çeşitli cilt rahatsızlıkları ortaya çıkabilmekte. Kaşıntı sonrası oluşan tahriş, cildi olumsuz etkilemekte. Bununla beraber gül hastalığı olarak da bilinen ‘Rozasea rahatsızlığı’ soğuk havaların etkisiyle yoğun bir şekilde artış göstermekte” dedi.
Güneş lekeleri belirginleşiyor
Songül Durur Zevzir’in verdiği bilgilere göre bugünlerde karşılaşılan sorunlardan bir diğeri güneş lekeleri. Yazın oluşan güneş lekelerinin kışın daha çok belirgin hale geldiğine dikkat çeken Zevzir, bu lekelerin kış aylarında tedavilerinin yapılmasının daha uygun olacağını söyledi.
Çözümü ne?
Cilt sorunları için Daisy Poliklinik’te çeşitli uygulamalar yaptıklarını aktaran Zevzir, “Cilt kuruluğu için içeriğinde yoğun nem ve vitaminlerden bulunan medikal bakımlar uygulamaktayız. Güneş lekeleri, sivilce, akne ve yara izleri için cilt yapısına uygun farklı lazer sistemleri kullanıyoruz. Bu sistemlerle cildi çok tahriş etmeden, kişinin sosyal yaşamını engellemeden sorunları ortadan kaldırıyoruz” ifadelerini kullandı.
Evde bakım önerileri
Songül Durur Zevzir evde cilt bakımı yapmak isteyenlere ise iki farklı maske önerisinde bulundu:
1. Leke Açıcı Doğal Maske1 yemek kaşığı yoğurt 1 çay kaşığı karbonat 1 çay kaşığı pirinç veya buğday nişastası 1 çay kaşığı taze limon suyu 2. Doğal Nem Maskesi 1 tatlı kaşığı bal 1 çeyrek muz rendesi 1 tatlı kaşığı zeytinyağı 1 yumurta akı Haftada bir olacak şekilde malzemeleri karıştırıp, 20 dakika uygulayın.