Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 214

    ‘Kadın Psikolojiyse Erkek Matematik’

    0
    ‘Kadın Psikolojiyse Erkek Matematik’

    İlk öykü kitabı ‘Erkeklere Her Şey Anlatılmaz’da kadınlığın binbir türlü haline yakından bakan Buket Arbatlı, “Kadınları daha katmanlı buluyorum. Sevinçleri, mutsuzlukları, kıskançlıkları, yaptıkları, yapmak istedikleri, kötülükleri, küçük sırları, hırsları, öfkeleri ve sonsuz affetme yetileriyle…

    Erkekler böyle değil. Kadın psikolojiyse erkek matematik. İkiyle ikiyi çarptığınızda beş çıkmayacağını biliyorsunuz. Bu nedenle yazara numara yapma imkanı vermiyor erkek kahramanlar” diyor.

    Daha önce yayınlanmış öyküleriniz var ama ‘Erkeklere Her Şey Anlatılmaz’ ilk kitabınız. Kitabın ortaya çıkmasını bir tür hac yolculuğu olarak kabul eder misiniz?

    Söyleşiye bu soruyla başladığımız için çok teşekkür ederim. Tam da böyle düşünüyorum, tabii modern zamanların hac ziyareti gibi değil de önceki asırlarda kervanlarla gidilen türden. Sıcak ıssız çöllerde kah kendi başınıza kah birilerinin eşliğinde varmaya çalıştığınız Kâbe. Benimki biraz uzun sürdü, çünkü dosyanın hazır olduğuna inanmam ve kendimi ikna etmem zaman aldı. “Bu iş olacak galiba” demem editörüm Zarife Biliz’den gelen dosyanın eksiklerini anlattığı ve üzerinde çalışmayı göze alırsam kitap olabileceği ihtimalinden söz eden ama söz de vermeyen maili oldu.

    İlk kitabın yazarın yaşamından, özgeçmişinden çok öğe içerdiği söylenir. Sizin için de geçerli mi?

    İlk kitabın yazılmasının nispeten daha kolay olduğunu, insanın içinde birikmiş öykülerin ilk kitaba aktığını, kişinin yazarlığını ispat ettiği yerin ikinci kitabı olduğunu söylemişti sevgili Bahri Vardarlılar. ‘Erkeklere Her Şey Anlatılmaz’ da beni çok etkileyen olaylar, kahramanlar var gerçek hayattan.

    Kitabın adı en beğendiğiniz, en kuvvetli olduğunu düşündüğünüz öyküden mi geliyor?

    ‘Erkeklere Her Şey Anlatılmaz’, kahramanların çoğunun kadın olduğu bir kitapta kadınların ortak sırrı gibi geldi bana. İsmini bu nedenle seviyorum.

    Kitabınızda iç dünyasında kırılgan ama güçlü kadınlar ağırlıkta. Yaşam mücadelesinde kolu kanadı kırılmış ama uçmaya hâlâ çabalayan. Bu Türkiyeli kadınlara has bir durum mudur sizce?

    Sanmıyorum. Yabancı yayınları çok okuyan, yıllar içinde o ülkelere çok gitmiş biri olarak aynı dertlerin dünya kadınlarının ortak sorunu olduğunu görüyorum. Tabii bize, bizim coğrafyamıza has, gelişmiş toplumlarda görülmeyen dertler var ama özünde aynı. Belki bizim kadınlarımız daha dirençli ve güçlü. Üyelerinin birbirini tanımadığı gizli bir örgüt gibi birbirlerine destek oluyorlar. ‘Elimi Tut’ öyküsünü yazarken aslında dünyanın herhangi bir yerinde yalnız başına ölmekte olan yaşlı burjuva bir kadını düşündüm. Elini tutan varoşlardan gelen zenne olma hayali taşıyan bir oğlan çocuğu. İsveç’te de olabilir yani.

    Kitabın kahramanlarının çoğu kadın. Ana karakterin erkek olduğu öykülerde bile kadınlar güçlü, rol çalan karakterler…

    Kadınları daha katmanlı buluyorum. Sevinçleri, mutsuzlukları, kıskançlıkları, yaptıkları, yapmak istedikleri, kötülükleri, küçük sırları, büyük ifşaatları, hırsları, öfkeleri ve sonsuz affetme yetileriyle. Kadın nasıl düşünür, ufak bir mimik, bir iç çekiş, bir esneme sesi ne anlama gelir biliyorum, bu da bana büyük kolaylık sağlıyor. Erkekler böyle değil. Kadın psikolojiyse erkek matematik. İkiyle ikiyi çarptığınızda beş çıkmayacağını biliyorsunuz. Bu nedenle yazara numara yapma imkanı vermiyor erkek kahramanlar.

    Kitabınızda erkeklerle aşk, aile, dostluk vb bağlamlarda ilişki kurmaya çalışan ama bunu da çok gönülden gelerek yapmayan kadınlar var. Sizin karakterleriniz yalnızlığına düşkün karakterler…

    Kendini var etme çabasında olan kadınlar bunlar. Kimse üzerinden tanımlanmak istemeyen. Ne anne, ne kız çocuk, ne de eş olmak istemiyorlar. Dertleri bu olduğundan bazen aşırıya kaçtıkları, kendilerini yalnızlığa sürükledikleri oluyor. Yalnızlık onlar için sorun değil, sığındıkları bir yuva haline geliyor. Aslında önemli bir meziyet. Yalnız kalabilmek kolay bir şey değil.

    Geçmiş bizi şekillendiriyor ve peşimizden gelmeye devam ediyor. Kitapta geçmişini arayan, deşen karakterler var. Sizin geçmişiniz yazarlığınızı nasıl etkiledi? Burdur gibi küçük bir yerde doğmak, büyümek, doktor olmak…

    Ben ortaokuldayken hayat bilgisi dersi vardı. Hayat bilgisi notum yüksekti benim. Bir kere küçük şehirde büyümek bana her şeyden önce hayal kurma yetisi sağladı. Hayatın fena halde durağan olduğu bir yerde büyüyünce -o zamanlar internet diye bir şey de yoktu- yapacağınız en iyi şey okumak, okumak… Bir de kendisini minnetle andığım, geçen yıllarda kaybettiğimiz edebiyat öğretmenimiz Mustafa Karaca’nın üstün gayreti sayesinde yazmaya çabalamak. Sonra üniversite için İstanbul’a gelince bambaşka bir dünyaya adım attım. Kanser uzmanı olmak ise zihin dünyamda bir kapı açtı diyebilirim. Hayatın pamuk ipliğine bağlı olduğuna, insanların ölüme bu kadar yaklaştıklarında nasıl davrandıklarına şahit olmak yazdıklarıma derinlik kattı bence. Hastane hayatını bırakıp uluslararası firmada çalışmak ise dünyanın bir ucundan diğerine farklı toplumlara temas etmemi sağladı. Şanslıyım yani.

    Kitapta genellikle kadın yazarların pek girmeye cesaret edemediği kadın cinselliği konusu de var. Ama dikkatimi çeken, erotizmin içinde oldukça yoğun duygusallık ve yalnızlık temaları… Naiflik ve kırılganlık. Jigolo çağırırken de kuşla oynarken de kadının o derin acısına tanık oluyoruz. Kadınlar doğalında cinselliği işin içine duygularını karıştırmadan yaşayamıyorlar mı?

    Yaşayamadıklarına inanıyorum yoksa onlara naiflik yüklemek, yaptıklarının affedilmesini sağlamak için yapılmış bir şey değil bu. ‘Bakire Meryem’in Bahçesi’ndeki kahramanım en bahtsız kadınlardan biri. Evli ve kendisi gibi evli bir adamla aldatıyor eşini. Uzun süren tavsamış bir ilişkiyi kurtarmak için geldikleri ada tatilinde sevgilisinin başka biri nedeniyle onu terk edeceği düşüncesine kapılıyor. Affedilemez bir şey yapıyor. Okuyanlardan bazıları kadının yaptığını kabullenemedi. Ama ben tam da böyle yapacağına inanıyorum. Çok pişman olsa da tekrar ve tekrar aynı kötülüğü yapacağına. Kadınlar duygulardan oluşmuş bir sarmal. Üstünü rasyonellik, profesyonellik, pragmatizm daha neler sayabilirsek onlarla sarsa bile duyguları derinlerden çıkar gelir. Para verdiği jigoloya bile kendini beğendirmeye çalışır, adam onu bırakıp gitmesin ister.

    Abdullah Aşçı’yı Aramak’ bir anlamda yazarlık sürecinde kendinizi ve çocukluğunuzu aramak mı? Küçük taşra şehrinde yazar olarak var olmaya çalışmak, aykırı olmayı peşinen kabul etmek demek… Bu anlamda ‘Ahlat Ağacı’ filmini hatırlattı bana. Hem taşrada olup hem mutlu ve üretken olunamaz mı?

    Abdullah Aşçı’nın kimliğinde, -kendisi ailemizin büyüklerinden biri, yayımlanmış iki öykü kitabı var- taşraya sıkışmış, bulunduğu yere sığmayan, zihinsel olarak orayı çoktan terk etmiş ama gidememiş herkesi anlatmak istedim. Sınırlarını bildiğim her yer bana dar gelir. Elimde değil. Bir tür iç huzursuzluğu, tam ergin olamama hali belki de. Benim gibi hissedenler için, yani şehrin caddelerinin sonunu bilmeye dayanamayanlar için taşrada yaşamak ölüm gibi bir şey. İddialı oldu sanırım ama tam da böyle. Taşrada gizli saklı kalamazsınız. Dev bir göz sizi devamlı izler. Bence dayanılmaz olan bu. Bir de yazarlık gibi hâlâ çok da ciddiye alınmayan bir şeyle uğraşıyorsanız vay halinize…

    Yazmak ilham gerektiren, duygusal bir süreç mi, yoksa bir takım ipuçlarını mı takip ediyorsunuz?

    Bazen önünüze düşüyor bir şey. Bu beyaz minibüsün üstünde parlayan kokulu tespih yazısı olabiliyor ya da öldüğü haberini aldığınız bir tanıdığın aslında Yehova şahidi olduğunu öğrenmek de. Çok meraklı bir kişiliğim var. Kimsenin ilgisini çekmeyen şeylerin peşinden gidiyorum bazen. Sadece erkek rahiplerin yaşadığı adayı duymak ya da böceklerin yük taşıma kapasiteleri gibi. Bunları okurken öykü çıkıveriyor.

    Yazarken okuyucunun bakış açısı ne kadar önem taşıyor sizin için? Çekinceleriniz oluyor mu? ‘Kumrular’ öyküsünde kuşlarla bir tür cinsel ilişkiye giren bir kadın var. Bunu yazarken okuyucuyu rahatsız eder mi diye kaygılarınız oldu mu?

    Hayır, okuyucu ne der diye hiç düşünmem. ‘Kumrular’ı yazdım, gönderdiğim hiçbir dergi basmadı. Kitaba koyarken hiç tereddüt etmedim. ‘Aile Sofrası’nda kızına zalimce davranan anneyi yazarken de metres hayatı yaşayan Madam Ani’yi yazarken de… Sadece babam, “Kızım senin kahramanlar biraz edepli kadınlar olsaydı” dedi. Edepli kadınları kim okur değil mi?

    Günlük yazma ritüeliniz var mı?

    İşim nedeniyle, hastanede yöneticiyim. Kitabın ortaya çıkma sürecinde de ilaç firmasında genel müdürlük yapıyordum, ancak gece yarısından sonra yazabiliyorum. Drakula’ya benzetiyorum kendimi. Gün ışığında yazmak çok az nasip oldu. Her ortamda yazabilirim bu nedenle, odada başkaları televizyon seyrederken bile. Öykünün nüvesi ortaya çıkmışsa devamlı kahramanları düşünürüm. Konuyla ilgili okurum, varsa film, belgesel seyrederim. Sonra dili düşünürüm. Kimin ağzından olmalı, zaman kipi benim işimi nasıl kolaylaştırır, nasıl duyguyu yakalarım gibi.

    Patates Mantısı Tarifi

    0
    Patates Mantısı Tarifi

    Hiçbir mantı bu kadar kolay olmamıştı. Hazırlaması oldukça kolay ama lezzeti de bir o kadar olay olan bu tarifi çok seveceksiniz!

    Patatesi haşlayıp, lezzetlendirip kıyma ile buluşturduğunuzda, üzerine bir de yoğurt ve tereyağı geliyorsa o yemeğin lezzetsiz olma ihtimali yok! Çünkü lezzetli malzemeler bir araya gelince, ortaya dayanılmaz bir tat çıkıyor.

    Bu tarifi dilerseniz misafir ağırlayacağınız sofralarda başlangıç olarak sunabilir, dilerseniz sıcak servis ederek, ana yemeğe dönüştürebilirsiniz. Çocukların da ilgisini çekip, tadına bayılacakları bu tarifi mutlaka denemenizi öneriyoruz. Videomuzu aşağıya iliştiriyor, keyifli sofralarınıza ilham vermesini diliyoruz. Afiyet olsun 

    Patates Çanağı için;

    • 3 adetpatates(haşlanmış)
    • 1 çay kaşığıtuz (azaltıp arttırılabilir)
    • 1 çay kaşığıpul biber
    • 1 çay kaşığıkarabiber
    • 1/2 demetmaydanoz(kıyılmış)

    Kıymalı Harç İçin;

    • 250 gramdana kıyma
    • 1 adetsoğan(doğranmış)
    • 2 adetdomates(rendelenmiş)
    • 1/2 demetmaydanoz (arzuya göre)(kıyılmış)
    • 1 çay kaşığıtuz (azaltıp arttırılabilir)
    • 1 çay kaşığıkarabiber
    • 1/2 çay bardağısıvı yağ

    Üzeri İçin;

    • 1 su bardağıçırpılmış yoğurt(arzuya göre sarımsaklı)
    • 3 yemek kaşığıtereyağı
    • 1 yemek kaşığıdomates püresi
    • 1 tatlı kaşığınane

    Patates Mantısı Tarifi Nasıl Yapılır?

    1. Haşlanmış patatesleri bir kasede püre haline getirin.
    2. Tuz, karabiber, pul biber ve kıyılmış maydanozları da patatesin üzerine ilave edip iyice karıştırın.
    3. Hazırladığınız patates püresinden, cevizden biraz daha büyük parçalar alarak yuvarlayın.
    4. Ortasına parmağınızla bastırıp çanak şeklini verin ve servis tabağına alın.
    5. Bir tavada  sıvıyağını kızdırın. Üzerine soğanları ekleyip pembeleşinceye kadar kavurun.
    6. Kıymayı da ekledikten sonra suyunu salıp çekene kadar kavurun.
    7. Rendelenmiş domatesleri kıymalı harcın içerisine ekleyip baharatlarını koyun.
    8. Kıymalı harcı ocaktan almadan önce kıyılmış maydanozları ekleyip karıştırın ve ocaktan alın.
    9. Kıymalı harcı patates çanaklarının içerisine doldurun.
    10. Çırpılmış yoğurdu patateslerin üzerine birer kaşık ekleyip, bir tavada kızdırdığınız tereyağ, domates püresi ve kuru naneyi üzerine dökerek servis edin.

    Virüs Nedeniyle İşleri İptal Olan Oryantal Didem Ekonomik Kriz Yaşıyor: Arabamı Satacağım

    0
    Virüs Nedeniyle İşleri İptal Olan Oryantal Didem Ekonomik Kriz Yaşıyor: Arabamı Satacağım

    İbrahim Tatlıses’in ünlendirdiği oryantal Didem Kınalı, Salgın döneminde işleri iptal olduğu için ekonomik kriz yaşamaya başladı. Birikimi hızla tükenen Kınalı, “Bu gidişle arabamı satacağım” dedi.

    Yıllar önce yayınlanan İbo Show’da yıldızı parlayan oryantal Didem Kınalı, önceki akşam Cihangir’de görüntülendi. Basın mensuplarıyla sohbet eden Kınalı, ekonomik kriz yaşadığını söyledi.

    “BU GİDİŞLE ARABAMI SATACAĞIM”

    Habertürk’te yer alan habere göre: Cihangir’de köpeğini gezdirirken objektiflere yansıyan Didem, muhabirlerin sorularını yanıtlarken yaşanan süreç ile ilgili samimi itiraflarda bulundu.

    Ekonomik sıkıntı çektiğini belirten 34 yaşındaki Kınalı, Pandemi süreci içerisinde hala iş yok. Hazıra dağ dayanmıyor. Bu nasıl olacak bilmiyorum. Para kazanamıyoruz. Bu gidişle arabamı satacağım, elimden başka bir şey gelmiyor” şeklinde konuştu.

    Babama Duymam Gereken Saygıyı Baba Olunca Anladım

    0
    Babama Duymam Gereken Saygıyı Baba Olunca Anladım

    “30 Yaşında Baba Oldum. Keşke Daha Erken Baba Olsaymışım Dedim”

    “Yapı Olarak Evcimenimdir”

    Eski Milli Basketbolcu Kerem Gönlüm, baba olduktan sonra neler hissettiğini MAG Babalar Günü özel röportajında anlattı. Yapı olarak evcimen olduğunu belirten başarılı basketbolcu, ailece birlikte zaman geçirmekten mutlu olduklarını ve basketbol oynamayı çok sevdiklerini belirtti. Baba çocuk çizgisinin de sınırlarını çizmek gerektiğini vurgulayan milli gurur Gönlüm, “ Baba çocuk çizgisinin de sınırlarını çizerek çocuklarımla her zaman arkadaş gibi olmaya çalışıyorum” diye konuştu.

    MyBestFriends markasının kurucusu Ayşegül Afacan Köksal’ın kapak yıldızı olduğu MAG Haziran, Babalar Günü özel dosyasında yer alan Bülent Şakrak, Erhan Kızılmeşe, Haluk İder, Murat Tarman, Orhan Koral, Sinan Aydın Aygün, Şafak Çak röportajları, dopdolu içeriği ve yazarları ile www.magdergi.com.tr , Turkcell Dergilik, Google Play, Apple Store, Issue, Türk Telekom’da online olarak okurlarıyla buluşuyor.

    Kadın Gözüyle Hayattan Kareler Fotoğraf Yarışması Sonuçlandı

    0
    Kadın Gözüyle Hayattan Kareler Fotoğraf Yarışması Sonuçlandı

    Anadolu Hayat Emeklilik’in bu yıl 14’üncüsünü gerçekleştirdiği “Kadın Gözüyle Hayattan Kareler” fotoğraf yarışmasının kazananları belirlendi.

    ‘Hayata Dair’ temasıyla kadın fotoğrafçıları bir araya getiren yarışmanın bu yıl birincisi “Sevgi” adlı fotoğrafıyla BernaNalçacı oldu.

    “Torlukçular” adlı fotoğrafıyla Funda Öztürk ikinci, “Sevgililer” adlı fotoğrafıyla Aslı Ayyürü’nün üçüncü olduğu yarışmada Özlem Dilek, Nebiha Bacıoğlu ve Münevver Ulusoy da mansiyon ödülüne layık görüldü.

    Anadolu Hayat Emeklilik tarafından gerçekleştirilen “Kadın Gözüyle Hayattan Kareler” fotoğraf yarışmasının 2020 kazananları belirlendi. Bu yıl 14’üncüsü düzenlenen yarışmada, 2.346 katılımcının 7.889 fotoğrafı yarıştı. Türkiye’nin kadınlara özel ilk ve tek fotoğraf yarışması olan “Kadın Gözüyle Hayattan Kareler” fotoğraf yarışmasının birincisi “Sevgi” adlı fotoğrafıyla Berna Nalçacı oldu. “Torlukçular” adlı fotoğrafıylaFunda Öztürk’ün ikinci, “Sevgililer” adlı fotoğrafıyla Aslı Ayyürü’nün üçüncü olduğu yarışmada Özlem Dilek, Nebiha Bacıoğlu ve Münevver Ulusoy da mansiyon ödülüne layık görüldü.

    2007 yılından bu yana 21 bini aşkın katılımcının, 80 binin üzerinde fotoğrafla katıldığı ve geleneksel hale gelen “Kadın Gözüyle Hayattan Kareler” fotoğraf yarışması, Türk kadınının sosyal, kültürel ve toplumsal gelişimine katkıda bulunmayı hedeflerken, kadınlara kendilerini ve hayata bakışlarını özgürce ifade edebilecekleri bir platform sunuyor.

    Türkiye Fotoğraf Sanatı Federasyonu (TFSF) danışmanlığında ‘Hayata Dair’ temasıyla düzenlenen yarışmaya, 18 yaş ve üzeri, amatör ve profesyonel tüm kadın fotoğrafçılar en fazla 4 adet fotoğrafla katılabiliyor.

    Bu yılki seçici kurulda fotoğraf sanatçısı İzzet Keribar, Arel Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Dekanı Prof. Güler Ertan, fotoğraf muhabiri ve belgesel yapımcısı Coşkun Aral, Mimar Sinan Güzel Sanatlar Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Fotoğraf Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Nihal Kafalı ve Anadolu Hayat Emeklilik İletişim Müşaviri Nihan Güney yer aldı.

    Anne Adayları Bu Tatilde Dikkat!

    0
    Anne Adayları Bu Tatilde Dikkat!

    Gebelik, anne adayları için hem heyecanlı hem de bir o kadar zor bir süreç! Bir de hamileliğiniz içerisinde bulunduğumuz bu döneme denk geldiyse, normalden biraz daha zorlanacaksınız demektir.

    Hamilelikte özellikle son üç ayın yaza denk gelmesi, anne adaylarını diğer mevsimlere göre daha fazla zorlamaktadır. Bu aylarda hamilelerde sıcaklık artışı ile birlikte; sıcak basmaları, avuç ve tabanlardaki yanmalar, alerjik problemler, bulantı ve kusmalarda artış, halsizlik, uykusuzluk, nefes darlığı gibi problemler artar.

    Sıcakları bu önerilerle daha rahat atlatın!

    • * Gebeler dışarıya çıkarken mutlaka maske takmalıdır. Ancak uzun yürüyüşlerde maske nefes darlığı oluşturabileceğinden çok az kişinin olduğu, sosyal mesafeye uyulan açık alanlarda anne adayları maskesiz yürüyebilirler.
    • * Bol, rahat, pamuklu ve hafif giysiler tercih edin.
    • * Gün içinde dış ortamda yapmanız gereken aktiviteleri, genelde daha serin olan sabah ve akşam saatlerinde yapmaya çalışın. Dışarıya çıkarken güneşten korunmak için 30 SPF ve üzeri güneş kremleri, geniş kenarlı şapkalar ve güneş gözlükleri kullanmaya özen gösterin.
    • * 32 dereceden yüksek sıcaklıklarda genelde kapalı ve serin ortamlarda bulunun.
    • * Bol bol sıvı tüketin. Günlük su tüketiminiz 2 litrenin altında olmasın.
    • * Hemen hemen her gebede az veya çok ödem oluşur. Sıcakla birlikte artan ödemle mücadele etmenin en iyi yolu tuz kısıtlamasıdır. Ödemi azaltmak için ayrıca; bol sıvı tüketmek, haftada 2-3 gün 30 dakikalık yürüyüşler yapmak, yürüyüş sonrası ayaklarınızı yükseğe kaldırarak dinlenmek gerekir.

    Yaz aylarında gebeler nasıl beslenmeli?

    Gebeler, sıcak yaz aylarında mümkün olduğunca; hafif, az yağlı, az baharatlı gıdalarla beslenmelidir. Daha çok salata, mevsim meyve ve sebzeleri, süt ürünleri tercih edilmelidir. Atıştırmalık olarak hafif sütlü tatlılar, badem ceviz, fındık gibi kuruyemiş ve kuru meyveler, meyveli yoğurtlar yemek uygundur. Öğünler, ufak porsiyonlar halinde ve sık tüketilmelidir. Ara öğünler atlanmamalıdır.

    Yolculuğa çıkacak anne adayları dikkat!

    • * Hamilelikte yolculuk için en uygun dönem bulantıların azaldığı, gebeliğe adaptasyonun en iyi olduğu dönem yani ikinci 3 aylık dönemdir. Bu dönemde gebelerin, enerjisi ve neşesi artar. Henüz vücut ağırlıkları, ödemleri ve karın büyüklükleri çok artmadığından anne adayları daha hareketli ve rahattırlar.
    • * Normalde gebelikte en güvenli yolculuk, uçak seyahatidir. Genellikle 28 gebelik haftasına kadar uçuşların hiçbir sakıncası yoktur. Hava yollarına göre farklılık göstermekle birlikte, doktor raporu ile 36 gebelik haftasına kadar uçuş yapılabilir. Uzun uçuşlarda zaman zaman ayakta dolaşmak, ayakları gerip bırakarak kan akışını arttırmaya çalışmak gerekir.
    • * İkinci en güvenli yolculuk şekli, trendir.
    • * Pandemi sürecinde ise en güvenli yolculuk ise kendi aracınızdır. Toplu taşıma araçlarını mümkün olduğunca kullanmayın. Kendi aracınızla yaptığınız seyahatlerde 3 saatte bir mola vermek ve bu sırada en az beş dakikalık yürüyüşler yapmak uygundur.

    “Gebelikte yüzme oldukça güvenli”

    Denizde yüzüyorsanız 30 dakika ile 1 saatlik sürelerde, atlama ve dalış yapmadan sizi çok zorlamayacak bir tempo ile yüzmelisiniz. Hamilelikte kas krampları sıklığı arttığından, kıyıya yakın yerlerde yüzmeniz daha güvenlidir. Gebelikte; su kayağı, jet-ski, scuba diving, su kaydırakları gibi su sporları yapmanız uygun değildir. İçerisinde bulunduğumuz bu dönemde ise; ortak havuz, ortak şezlong kullanımı ve kalabalıkta yüzmek güvenli değildir.

    Havuzu tercih etmeyin

    Doktorunuz özel bir yasak koymadığı sürece gebelik sonuna kadar yüzebilirsiniz. Yüzme bel ve sırt ağrılarınızı azaltır, normal doğum için çok iyi bir egzersizdir. Normal dönemlerde hijyen açısından iyi denetlenen havuzlarda yüzmenin sakıncası yoktur. Ancak şu an pandemi sürecinde, mümkünse havuza hiç girilmemelidir. Gebelikte genelde iki parçalı mayolar tercih etmek ve sudan çıkar çıkmaz mayonuzu değiştirmek, ıslak şekilde kalmamak gerekir. 38 dereceden yüksek ısılı sıcak havuzlara, kaplıcalara, saunalara ve jakuzilere girilmemelidir.

    Güneşe çıkarken korunun

    Hamilelikte güneşe çıkmadan önce 30 ve üzeri koruma faktörlü bir güneş kremi kullanmak, geniş kenarlı şapka ve gözlükler takmak, güneşin dik geldiği saat 11.00 ve 15.00 arası dışında en uzun 45 dakikalık sürede güneşlenmek, bol sıvı almak ve güneşlenme sonrası nemlendirici kremlerle cildi nemlendirmek; anne ve bebek sağlığı için gereklidir.

    Salgında Zor Sınav

    0
    Salgında Zor Sınav

    Öğretmenlerin Rolü Değişecek mi?

    Dünyayı etkisi altına alan COVID-19 salgını, 2 milyarı aşkın öğrenciye eğitim veren 63 milyon eğitimcinin zorlu bir sınav vermesine neden oldu. Bir yandan yeni nesil teknolojiye ve online eğitime adapte olmaya çalışan öğretmenler diğer yandan öğrencilerin morallerini yüksek tutmak için uğraştılar. Peki, koronavirüs salgını süreci sonrası dönüşen eğitim sistemi, öğretmenlerin rol ve yeterliliklerini de değiştirecek mi?

    Eğitimin gündeminin masaya yatırıldığı “Yolun Başındayken” programında Dr. Görkem İldaş, Esenyurt Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Özlem Arzu Azer ve Maltepe Üniversitesi Eğitim Fakültesi Dekan Yardımcısı Dr. Öğr. Üyesi Deniz Emecen’i ağırladı. Programda, salgından etkilenen 200’e yakın ülkede eğitim kurumlarının kapılarını kapattığı, dünyada 2 milyar öğrencinin, Türkiye’de ise 25 milyon öğrencinin süreçten etkilendiği konuşuldu. Bu süreçte en büyük yük öğretmenlerin sırtındaydı. Eğitimciler de gelecekteki öğretmenlerin rolü ve yetiştirecekleri nesillere nasıl hazırlanmaları gerektiği konusunu masaya yatırdı.

    Salgın sürecinin hem Türkiye hem de dünya çapında beklenmedik etkileri olduğunu söyleyen Dr. Deniz Emecen, tüm dünyayı etkisi altına alan COVID-19’un hayatımızı çok ciddi bir şekilde değiştirdiğini belirterek, “En çok etkilenen sektörlerin başında da çok geniş bir kitleyi ilgilendirdiği için eğitim sektörü geliyor. Çok hazırlıksız yakalandık hem sistem olarak hem öğretmenler, öğrenciler, aileler olarak.” diye konuştu. Z kuşağı öğrencilerinin sürece tam uyum sağladığını anlatan Dr. Emecen, bu sürecin eğitim fakülteleri açısından bir kazanç olarak görülmesi gerektiğinin altını çizdi. Dr. Emecen, şunları söyledi:

    “Eğitimciler ile yeni nesil arasında kuşak farkı var. Eğitimcilerin büyük bir kısmı X ve Y kuşağına dahil. Ama eğitim verdiğimiz kitle Z kuşağı. Bizlerin zamanında Jetgiller’den seyrettiği hayatı, bizzat deneyimleme fırsatına sahip olduk. Dolayısıyla bu, eğitimcilerin de kendini yenilemesi anlamına geldi. Ve kuşaklar arasındaki farkın korkulacak bir şey olmadığını, sadece yönetilmesi gereken bir süreç olduğunu gördük. Ve bu süreçte teknolojinin ve sanal dünyanın içine girerek, aslında Z kuşağına yanaştık, yakınlaştık. Onların dilini anlar ve öğrenir olduk.”

    Bundan sonra uzaktan eğitimin hayatın bir parçası olacağını söyleyen Emecen, eğitim fakültelerinde yetiştirilen öğretmenlerin yeni nesil teknolojinin içerisinde yer alması ve üniversitelerin ilgili programlarını bilgi – teknoloji sistemlerini en iyi şekilde kullanan öğretmenler yetiştirecek şekilde yapılandırması gerektiğini vurguladı. Emecen, “Bundan sonra her zaman okula gitmeyi gerektiren değil, bazen okulun ve başka mekanların okulun yerine geçebileceği sistemler kurmanın arifesindeyiz.” dedi.

    Esenyurt Üniversitesi Rektör Yardımcısı Prof. Dr. Özlem Arzu Azer ise, eğitim sisteminin geleceğine bakıldığında dijitalleşmenin ne kadar önemli olduğunun ortaya çıktığını, dünyanın bundan sonra daha farklı, teknoloji odaklı bir hal alacağını söyledi. Prof. Azer, Z kuşağının çok hızlı yaşadığını, çok hızlı tükettiğini ve teknolojiye çok aşina oldukları için geleceğin dünyasına çok kolay adapte olacaklarını ifade etti. Z kuşağı eğitiminin bu nedenlerle çok önemli olduğunu söyleyen Prof. Azer, “Z kuşağı teknolojinin içine doğdu, çok yaratıcı, yeniliğe çok açıklar ancak sanat, edebiyat gibi yönlerinin geliştirilmesi gerekiyor. Bu eksikliği tamamlamak gerekiyor. Bu da üniversitelerin görevidir.” diye konuştu.

    Dr. Mehmet Öz, ABD’deki Hollywood Şöhretler Yolu’na Adı Yazılacak ilk Türk Oldu

    0
    Dr. Mehmet Öz, ABD'deki Hollywood Şöhretler Yolu'na Adı Yazılacak ilk Türk Oldu

    Dünyaca ünlü kalp cerrahı ve televizyon programı sunucusu Dr. Mehmet Öz, ABD’deki dünyaca ünlü Şöhretler Yolu’na adı yazılacak ilk Türk oldu

    ABD‘deki Hollywood Şöhret Yolu 2021 yıldızları açıklandı. Şöhret Yolu listesine ilk kez bir Türk’ün adı da yer alacak. Dünyaca ünlü kalp cerrahı ve televizyon programı sunucusu Dr. Mehmet Öz, her yıl 10 milyon ziyaretçinin akınına uğrayan bulvardaki Şöhretler Yolu’na adı yazılacak ilk Türk oldu.

    İLK KEZ BİR TÜRK’ÜN ADI YER ALACAK

    Dr. Öz’ün ismi, Hollywood Walk of Fame Başkanı Ellen K. ve Hollywood Ticaret Odası Başkanı ve CEO’su Rana Ghadban tarafından açıklanan listede yer aldı. Sinema, Televizyon, TiyatroCanlı Performans, Radyo ve SözMüzik kategorilerinde yıldız ile onurlandırılacak isimler binlerce aday arasından seçildi.

    2021 YILINDA İSMİ YER ALACAK İSİMLER

    Sinema kategorisinde Şöhretler Yolu’nda yıldızı yer alacak isimler arasında Josh Brolin, Don Cheadle, Benedict Cumberbatch, Zac Efron, Giancarlo Giannini, Shia LaBeouf, Jimmy Smits, Naomi Watts, Ali McGraw ve Ryan O’Neal yer alıyor.

    Televizyon kategorisinde Dr. Mehmet Öz ile birlikte yer alan ünlüler arasında ise Nick Cannon, Courteney Cox, Marla Gibbs, Jenifer Lewis, Laura Linney, Yargıç Greg Mathis, Dr.Mehmet Oz, Sarah Paulson, Peter Roth ve Christian Slater bulunuyor.

    HOLLYWOOD ŞÖHRET YOLU 62 SENE ÖNCE AÇILDI

    Güney Kaliforniyalı sanatçı Oliver Weissmuller tarafından tasarlan Hollywood Walk of Fame- Hollywood Şöhret Yolu, 1958 yılında Hollywood Bulvarı ve Vine Street arasında uzanan, ünlü kişilerin ve dizilerin yıldızlarının bulunduğu bir yürüyüş yoludur. 2000’den fazla ünlünü yıldızın ismi yer alıyor.

    DR. MEHMET ÖZ KİMDİR?

    Mehmet Öz, 11 Haziran 1960’da babasının görev yaptığı Cleveland’da doğdu. Harvard Üniversitesi’nden mezun olmuştur. Kliniksel uzmanlık alanları minimal invasif kalp cerrahisi, kalp cerrahisi, kalp kapakçığı ve aort cerrahisi, yetişkin kalp nakli, mekanik kalp yardımcılığı ve koroner baypastır. Mehmet Öz, minimal invasif kalp cerrahisi, tamamlayıcı ilaç, kalp bakımı sonuç analizi ve kalp değişimi ile ilgili araştırmalarda bulundu. Kendisi gibi doktor olan Lisa Öz ile evli olan Mehmet Öz’ün, Defne Nur, Anabella Sezen, Zoe Yasemin ve Oliver Mustafa adında dört çocuğu vardır. Mehmet Öz, halen Columbia Universitesi Tıp Merkezi Kardiyoloji Direktörlüğü’nün yanı sıra Columbia Üniversitesi Doktorlar ve Cerrahlar Fakültesi’nde, cerrah olarak mesleğini devam ettirmektedir.

    FORBES 2011 YILI EN ETKİLİ 3’ÜNCÜ KİŞİSİ SEÇİLDİ

    Ekonomi dergisi Forbes, 2011 yılının en etkili 3. kişisi, Hippocrates Magazin Dergisi tarafından Yılın Doktoru, Halthy Living Magazin Dergisi tarafından Milenyum’un İyileştiricisi, New York Magazin Dergisi tarafından Yılın En İyi Doktoru, World Economic Forum tarafından Yarının Küresel Lideri seçildi. Aynı zamanda 1996 yılında Yılın Türk-Amerikalısı seçildi. Adı Castle Connolly Almanağına da geçen Mehmet Öz, birçok ödülün de sahibidir.

    For Healing from the Heart kitabı ile Books for a Better America Award’a değer görüldü. Robert E. Gross Araştırma Bursuna hak kazandı. (AATS, 1994-96) American Society of Laser Medicine and Surgery Araştırma Ödülü’nün de sahibi olan Mehmet Öz, Columbia Üniversite Doktorlar ve Cerrahlar Fakültesi’nin Blake more Research Ödülü’nü de aldı. Birçok profesyonel dernek ve kuruluşa üye olan Mehmet Öz, American Board of Thoracic Surgery (2004) ve American Board of Surgery (1992)’nin Yönetim Kurulu’ndadır.

    Aksaray’da Üretilen Sarımsaklar Rusya’da Korona Tedavisinde ve İlacında Kullanılıyor

    0
    Aksaray'da Üretilen Sarımsaklar Rusya'da Korona Tedavisinde ve İlacında Kullanılıyor

    Türkiye’nin tek organik sertifikalı sarımsak üretim yeri olan Aksaray’da üretilen, yüksek aroma ve yüksek besin minerallerine sahip sarımsaklar koronavirüse karşı tedavi ve antibiyotik ilaçlarda kullanılmak üzere Rusya’ya gönderiliyor.

    Koronavirüse karşı koruyucu tedavi ve önlem amaçlı kullanmak, ilaç fabrikalarında ise antibiyotik ilaçlarında kullanmak üzere sarımsak arayışına giren Rusya, sarımsak ihtiyacını Türkiye’nin tek organik sertifikalı üretim yeri olan Aksaray’dan karşılıyor.

    Türkiye’de birçok ilde sarımsak üzerinde laboratuvar ve analiz çalışması yapan Rusya, 2017 yılında Türkiye’nin birçok ilinden aldığı sarımsak numunelerini laboratuvarda inceleyerek analizler yaptı. Yapılan analizlerde Aksaray’ın merkeze bağlı Acıpınar köyünde Aydın Öngün tarafından üretilen sarımsak numunesinin değerlerinin, aromasının ve besin değerinin çok yüksek çıkması üzerine 3 yıldır ülkenin sarımsak ihtiyacını Aksaray karşılıyor. Koronavirüs salgınının ardından araştırmalarını ve incelemelerini yenileyen Rusya yine besin ve aroma değeri en yüksek çıkan Acıpınar sarımsağını almakta karar kılarken, bu kez sarımsağı sadece antibiyotik ilaçlarda kullanmak için değil, koronavirüse karşı tedavi ve önlem amaçlı kullanmak içinde ithal ediyor. Bu yıl yaklaşık 150 ton sarımsağın ihraç edileceği Rusya’nın dışında Dublin, İran, Çek Cumhuriyeti ve Gürcistan’a da ihraç edilecek.

    “RUSYA AKSARAY SARIMSAĞINI ANTİBİYOTİK İLAÇLARINDA KULLANIYOR”

    Bir takım araştırma ve çalışmalara göre sarımsağın korona virüse karşı etkili olduğunu ve Almanya’da doçent ve profesörlerin bununla ilgili makaleler yayınladığını belirten sarımsak üreticisi Uğur Öngün, “Ülkemiz son zamanlarda zor şartlardan geçiyor. Bir takım çalışmalara göre sarımsağın korana virüse karşı vücuda bağışıklık kazanıldığı söyleniyor. Bunu tabi Almanya’da birkaç doçent ve profesör doktorun yazdığı makaleler de var. Sarımsağın normalde endüstriyel olarak birçok kullanıldığı bölümler var, özellikle petrol ve gaz. Kokmaması için kullanılıyor Rusya’da. Bununla ilgili de talepler vardı bize. Ama fiyatları düşük olduğu ve bizim ürünlerimizin değerleri yüksek olduğu için antibiyotik firmasına öncelik verdik. Antibiyotik firmasında bunu özellikle antibiyotiğe kullanılıyor, ilaçlarda kullanılıyor. Çünkü vücut bağışıklık kazandığı için, yani virüse karşı savaştığı için ve biliyorsunuz sarımsağı Hollanda’da küçük dişlerini soyup günlük ya da her üç güne bir yutuluyor. Koku kesinlikle yapmıyor. Ama dediğim gibi içindeki besin değerleri ile alakalı” dedi.

    “KESKİN AROMASI VE ZENGİN BESİN İÇERİĞİYLE RAĞBET GÖRÜYOR”

    Aksaray’dan giden sarımsakların Rusya’da laboratuvarda incelendiğini dile getiren Uğur Öngün, “Bu sarımsaklar Rusya’ya gittiği zaman laboratuvara giriyor ve inceleniyor. Özellikle tarım bakanlığı bunu inceliyor. Bize içindeki değerlendir bahsettiler. Bize verdikleri laboratuvar sonuçları vardı. Ben orada gördüm antibiyotik firmasında sarımsağın ne kadar önemli olduğunu. Ben inanıyorum ki insanların ilaç yerine sarımsağı tüketmeleri bence daha mantıklı. Aksaray ürünleri ve bu cins sarımsaklar genelde çok rağbet gördüğü için yurt dışında, özellikle keskin aroması ve içindeki besini ile çok rağbet görüyor. Biz de bu rağbete göre bunu devam ettirmeye çalışıyoruz. Bunun içinde ARGE çalışmalarımız devam ediyor” şeklinde konuştu.

    “RUSYA’YA ANTİBİYOTİK SARIMSAK İHRACATI 3 YIL ÖNCE BAŞLADI”

    Rusya’ya sarımsak ihracatının 3 yıl önce başladığını ve Türkiye’nin birçok ilinden numuneler alındığını belirten Öngün, “Aslında 3 yıl öncesinde bizim ihracatımız başladı ve Türkiye’nin belirli yerlerinden belirli sarımsak numuneleri alındı. Bizim Aksaray sarımsağının numune değerleri volkanik bölge olduğu için çok yüksek çıktı. Bunun içinde Rusya’da bir antibiyotik firmasıyla 2017 yılında anlaşıldı. İlk olarak Türkiye’den 2017 yılında Rusya’ya ilk sarımsak ihracatını gerçekleştirdik. Rusya bu sarımsakları antibiyotik firmasında kullanıyor. Bu yıl ki normalde Aydın Öngün’ün hedefi 150 ton ile 200 ton arasında. Şu anda kontratlar 200 ton üzerinde ama korona virüsten dolayı maalesef kota var ve bunu aşmaya çalışıyoruz. Onun dışında Dublin, İrlanda’da büyük bir teklifimiz var. Çek Cumhuriyeti ve Gürcistan. Ama öncelik olarak Rusya. Çünkü antibiyotik firması bizim için önemli bir firma” diye konuştu.

    TÜRKİYE’NİN TEK ORGANİK SERTİFİKALI SARIMSAK ÜRETİM TARLASI

    Organik üretimin son derece önemli olduğuna vurgu yapan Öngün, “Üretilen sarımsaklarımız organik, tam organik sertifikalı. Türkiye’de sarımsak organik olarak, tam anlamıyla organik olarak Aksaray’da üretiliyor. Sadece Aksaray’da üretimi var. Bu sarımsağı üreten çiftçimizde Aydın Öngün. Kendisi ortalama yılda 150 ve 200 ton arası organik sarımsak üretimi yapıyor. Kendisi bu yaptığı üretimi başta Rusya olmak üzere Dublin, İrlanda, çek Cumhuriyeti ve Gürcistan olmak üzere bu yılki siparişleri, bu ülkelere gönderiyor. Ülkemize yaptığımız ihracatlardan bir katkı sağlamışsak ne mutlu bize. İhracata daha çok önem verip Türkiye’ye döviz getirisini daha yüksek rakamlara çıkartmayı hedefliyoruz. Ama inşallah bu yıl ki ihracatlarımızdan sonra, korona virüsten sonra daha da yüksek bir ihracata ulaşacağımızı düşünüyoruz” ifadelerini kullandı.

    “AKSARAY’DAKİ HAYVANCILIK TOPRAĞIN ORGANİK ORANINI YÜKSELTİYOR”

    Ziraat Mühendisi Emrah Karaaslan ise, Aksaray topraklarının hayvancılığın gelişmiş ve yoğunlukla yapılmasından dolayı toprakların doğal gübrelenme oranının yüksek olduğunu belirterek, bu oranla birlikte oluşan toprak organikliğinin ürünlere de yansıdığını ifade etti. Ziraat Mühendisi Karaaslan, “Özellikle toprağımızın alüvyal yapıda olması zengin içeriği ekilen bitkilerde etkisini gösteriyor. Aksaray hayvancılık bölgesi olduğu için topraklarımızın organik maddesi, yani hayvan gübresi oranı çok yüksek. Bu hayvan gübresinin kullanılması nedeniyle de bu direk besinlere, yani ekilmiş olan ürünlere yansıyor kalitesi. Aksaray’da yetişen sarımsaklarımızın kalitesi, topraklarımızın yapısı, zenginliği itibari ile dünyada bir numara diyebiliriz yani” dedi.

    “AKSARAY SARIMSAK ÜRETİMİNDE TÜRKİYE ÜÇÜNCÜSÜ”

    Ziraat Odası Başkanı Emin Koçak ise, “Şu anda sarımsak üretimi ve kalitesinde Türkiye üçüncüsüyüz. Türkiye’de tüm marketlerde, sucukçuların birçoğu Aksaray sarımsağını kullanıyor. 15 bin dekar alanda yaklaşık 20 bin tona yakın sarımsak üretiyoruz. Bu da Aksaray ve ülkemiz için çok iyi bir rakam. Şu anda da Türkiye üçüncüyüz. Ürettiğimiz sarımsak da tamamen katkısız ve organik sarımsak. Organik sertifikası olan bir sarımsak. Türkiye’de organik sertifikalı olan yer tek Aksaray” şeklinde konuştu.

    Sarımsak üretiminde Aksaray’ın Türkiye üçüncüsü olduğuna değinen Tarım ve Orman Müdürü Bülent Saklav, “Aksaray’ın sarımsak üretimi ile Türkiye’de 3. sırada. 15 bin ton alanda yaklaşık 20 bin ton sarımsak üretimi yapıyoruz. İnşallah pandemi sürecinde de tarımsal üretimimiz devam ediyor. Sarımsak hasatlarımız sorunsuz bir şekilde devam ediyor. rekolte de geçen seneye göre yüzde 30 artış var. İnşallah bu şekilde devam edecek” diye konuştu.

    “ÇİFTÇİLERİMİZİN EMEKLERİNE SAĞLIK”

    Sarımsak tarlalarında tarım ve hayvancılık heyeti ile birlikte incelemelerde bulunan Aksaray Belediye Başkanı Evren Dinçer, “Tarım şehri Aksaray’ımız da bugünde sarımsak hasadında çiftçilerimizle beraberiz. Aksaray’ımız sarımsak üretiminde Türkiye’de 3. sırada yer alıyor, rekolte açısından. Bu yılda öngörümüz inşallah 15 bin dekar alanda 20 bin tona yakın sarımsak rekoltesini hedefliyoruz. İnşallah bereketli olması dileğiyle, çiftçilerimizin emeklerine sağlık. Ülkemizin sarımsak ihtiyacını karşılamanın da mutluluğu içerisindeyiz” ifadelerini kullandı.

    Rusya’ya gönderilen sarımsak üretim merkezinin sahibi Aydın Öngün de, “Sarımsak ekiyoruz, üretiyoruz. Yurt dışına ihracatını yapıyoruz. Organik sarımsak olarak üretip yurt dışına yapıyoruz” dedi.

    Survivor Yorumcusu Semih Öztürk, Kurretülayn Matur ile Gizli Saklı Evlendi

    0
    Survivor Yorumcusu Semih Öztürk, Kurretülayn Matur ile Gizli Saklı Evlendi

    Bir sezon Survivor’da yarışan ve şimdilerde TV8 ekranlarında yorumculuk yapan Semih Öztürk, uzun yıllardır aşk yaşadığı Kurretülayn Matur ile dün evlendi.

    Herkesten gizli saklı nikah masasına oturan Öztürk, salona cep telefonu ve güvenlik görevlisi aldırmadı.

    2016 yılında Survivor‘da yarışan ve şimdilerde TV8 ekranlarında yayınlanan Survivor Ekstra programında yorumculuk yapan Semih Öztürk, dün nikah masasına oturdu. Basında haber olmak istemeyen Öztürk, nikah öncesi ve sonrası gerginlik çıkardı.

    NİKAHA TELEFON VE GÜVENLİK GÖREVLİSİ ALDIRMADI

    Magazin Kolik’te yer alan habere göre: Yıllar önce TV8 ekranlarında yayınlanan Ütopya yarışmasında tanışan Semih Öztürk ve Kurretülayn Matur, yıllardır bir barışık bir küs giden ilişkisini nikah masasına taşıdı. Çift, dün Beşiktaş Evlendirme Dairesi’nde evlendi. Agresif haller sergileyen Semih Öztürk, nikah sırasında hiç bir telefonu ve güvenlik görevlisini içeri sokturmadı.

    GERGİN HALLERİ DİKKAT ÇEKTİ

    Özel hayatı hakkında haber yapılmasını istemeyen Öztürk, nikah öncesi gerginlik çıkardı. Sinirli tavırlarına nikah sonrası da devam eden Öztürk, Kurretülayn Matur’u araca bindirerek uzaklaştı.