Siz de çoğu zaman yemekleri sosu için tercih etmiyor musunuz? Çünkü bizim için durum böyle. Bu yüzden kızartmalara, kızarmış ekmeklere ve cipslere kullanabileceğiniz sos çeşitlerini arttıralım istedik. Yemeğinizin sadece lezzetini arttırmakla kalmayıp, yemek yemeyi görsel bir şölene dönüştürmeye hazır olun!
Ön yargılarınızı bir kenara bırakın: Avokadolu dip sos tarifi
Avokado, son zamanların en popüler yiyeceklerinden biri olabilir. Ancak bu övgüsünü sonuna kadar hak ediyor. Yapması kolay bu tarifin ana malzemesi olan avokadoyu tatlandırmak için malzemelerimizi sıralamaya başlayalım.
Malzemeler:
İki olgunlaşmış avokado
Yarım limon
4 dal taze soğan
2 yemek kaşığı süzme yoğurt
3 yemek kaşığı zeytinyağı
Bir tutam tuz
Tercihe göre bir çay kaşığı sarımsak tozu
Hazırlanışı:
Taze soğanlarımızı ince ince doğrayalım.
Avokadolarımızı çekirdeklerinden ayıralım. Avokadonun içini bir kapta çatal yardımıyla ezelim ve avokadoyu püre haline getirelim.
Ezdiğimiz avokadoya yarım limonu çekirdeklerinden ayırarak sıkalım. Bu karışıma zeytin yağı, tuz ve sarımsak tozunu ilave edelim.
Oluşan karışımı taze soğan ve yoğurtla birleştirip güzelce karıştıralım.
Servis kaselerine aldıktan sonra sosumuz hazır!
Biraz uğraşmayı sevenler için: Karamelize soğanlı dip sos
Partilerin olmazsa olmazı patates cipslerine yeni bir sos hazırlamak istedik! Sos çeşitliliği arayanların imdadına yetişecek karamelize soğanlı tarifi, çok seveceğinizden şimdiden eminiz.
Malzemeler:
3 adet küçük boy kuru soğan
1 yemek kaşığı tereyağı
2 diş sarımsak
250 gram süzme yoğurt
1 tatlı kaşığı mayonez
1 tatlı kaşığı şeker
1 tatlı kaşığı kekik
1 tatlı kaşığı toz kırmızı biber
Dilediğiniz miktarda tuz
Yapılışı:
Tereyağımızı tavaya aldıktan sonra ince ince doğradığımız soğanları tavaya ekleyelim.
Sotelenmeye başlayan soğanlara sarımsakları ilave edelim ve onları 20 25 dakika kadar tavada tutalım.
Tavamız biraz soğuduktan sonra malzemeleri bir karıştırma kabına alalım. Yoğurdu, mayonezi ve baharatları sotelenmiş soğan ve sarımsakla birleştirelim.
Sosunuzu yarım saat buzdolabında beklettikten sonra istediğiniz gibi tüketebilirsiniz.
Önce rengiyle büyüleyecek: Pancarlı dip sos tarifi
Eğer misafirleriniz için bir sofra hazırlıyorsanız, hem lezzeti hem de görüntüsüyle sizi en çok büyüleyecek sunum pancarlı sos tarifimiz olabilir. Üstelik hazırladığınız dip sosu sadece cipslerin yanında değil, birçok yemeğin yanında servis edebilirsiniz.
Malzemeler:
4 adet kırmızı pancar
1 su bardağı haşlanmış nohut
5 adet salatalık turşusu
3 diş sarımsak
1 çay kaşığı tuz
Yarım çay kaşığı kimyon
Yarım çay bardağı zeytinyağı
Yapılışı:
Pancarlarınızı bir tencerede haşlayalım.
Haşlanan pancarları soğuması için soğuk suda bekletelim. Soğuduktan sonra ince ince rendeleyelim.
Çok öldürmeden haşladığımız nohutların kabuklarını soyalım. Sonra pancarlar ile buluşturalım.
Elimizdeki bütün malzemeleri mutfak robotu yardımıyla çekelim.
Karışımın pürüzsüz hale geldiğini gördükten sonra, sosumuzu servis tabaklarına alalım.
Son olarak küçük küçük doğradığımız salatalık turşularını sosun içine ilave edelim.
Dilerseniz, sosunuzu evdeki yeşillikler ile süsleyebilirsiniz. Afiyet olsun!
Su içsem yarıyor diyenlerdenseniz, sadece yediklerinize dikkat etmek kilo vermek için yeterli olmayabilir. Çünkü bazılarımızın en büyük düşmanı aldığımız yağ veya karbonhidratlar değil. Vücudunuzda istemediğiniz şişliklerden yakınıyor ve kilo verememe nedeninizi bir türlü çözemiyorsanız, belki de aradığınız cevap detoks sularında olabilir!
Detoks suyu
Detoks suyu, adından da anlaşılabileceği gibi vücudunuzdaki toksinleri atmanıza yönelik hazırlanan sulardır. Detoks sularını tüketmek, vücutta ödemin giderilmesinde büyük önem taşır. Aynı zamanda içindeki meyveler sayesinde vücudun tatlı isteğinin karşılanmasını sağlar. Detoks sularının bir diğer önemi ise selülitlerden kurtulmamıza yardımcı olmalarıdır. Üstelik, detoks suyunda kullandığımız meyve, sebze ve baharatlar sayesinde saç ve cilt güzelliğinize de katkıda bulunmuş olursunuz.
Detoks sularını hazırlamak
Detoks sularında dikkat edilmesi gereken en önemli nokta, suların bekletilme süreleridir. Suyunuzda çeşitli otlar kullanıyorsanız, bu maddeleri detoks suyunda maksimum 4 saat tutmalısınız. Fakat diğer detoks suları için gece boyu bekletmeniz en sağlıklısı denebilir. Detoks sularının hazırlanışı hakkında daha detaylı bilgi edinebilmeniz için, aşağıdaki tarifleri takip edebilirsiniz.
Tatlı krizlerinin kurtarıcısı: Tarçınlı elmalı detoks suyu
Hem kokusuyla, hem de içinde şeker barındırışı ile bu suyun oldukça cezbedici olduğunu düşünüyoruz. Tarçın ve elmanın birleşimi sayesinde ilk defa detoks suyu deneyecekler için, en kolay ve içilebilir tariflerden biri olduğunu söyleyebiliriz. Bir sürahiye doldurduğunuz suya dilediğiniz miktarda elma ve iki çubuk tarçın ilave etmeniz yeterli. Dilerseniz, detoksa yağ yakıcı bir özellik katmak adına elma sirkesi de ekleyebilirsiniz.
Tam da mevsiminde: Limonlu detoks suyu
Bir kap içerisinde kestiğiniz limon ve naneleri iyice birbirine karıştırın. Karıştırdığınız ikiliye buz ilave edin. Ardından bu karışımı dolu bir sürahiye boşaltın. İçimi oldukça ferah olan bu su, ödem arttırıcı yönüyle de ön plana çıkacak.
Yeşil çay ile detoks yapmak isteyenler için
1 sürahiye denk gelecek kadar suyunuzu kaynatın. Üzerine bir poşet yeşil çayınızı atın ve demlenmeye bırakın. Hazırladığınız çaya limon ve bal ilave edin. Dilerseniz, bu karışıma mevsimine göre birkaç adet meyve de ekleyebilirsiniz. Eklediğiniz meyveler şeker ihtiyacınızın giderilmesi ve çayınıza aromatik bir tat kazandırılması açısından önemli olacak.
Gerçek bir detoks çayı: Bol malzemeli detoks
Kaynamış suyun içine 1 poşet veya iki yemek kaşığı yeşil çay, 2 tane çubuk tarçın, 1 tam limon suyu, 2 çay kaşığı mate çayı, yarım çay kaşığı karabiber, 2 tane karanfil, kabuğuyla birlikte dilimlenmiş 1 tane yeşil elma ekleyin. Suyu ağzı kapalı şekilde yaklaşık bir saat bekletin Ardından tüm malzemeleri süzün. Bir tavsiye olarak bu çayı günün erken saatlerinde tüketin. Çünkü bu çay sizi zinde tutacak ve gün içinde enerjik hissetmenize yardım edecektir. İşe yararsa ne mutlu bize!
7’den 70’e herkesin bayılarak yediği, evlerde yemek olmadığında akıllara ilk gelen tarif birbirinden çeşitli makarnalardır. Ortaya çıktığı yer olarak öncelikle İtalya düşünülse de aslında kaynaklarda makarnanın Çin’de keşfedildiği geçmektedir. Ancak yine de makarna tüketimi en çok İtalya’dadır. İtalya’ya ise makarnayı Çin gezisinden sonra Marco Polo’nun getirdiği iddia edilmektedir.
Önceleri daha çok öğrenci yemeği olarak adlandırılan makarnalar artık lüks restoranlarda farklı şekillerde ve soslarla sofralarımızda yerini almaktadır. Elimizdeki her malzemeye kolaylıkla uyum sağlayabilme özelliği ise sıklıkla tercih edilmesini sağlamaktadır. Makarnanın çok fazla tercih edilmesinin kökeninde ise günümüzde gelişmiş olan teknoloji sayesinde az maliyetli, doyurucu ve kaliteli olması yatmaktadır. İrmiğin su ile karıştırılması ile elde edilen makarna hamurunun üretimi ülkemizde de sıklıkla yapılmaktadır. 2011 yılındaki yüksek üretimi sayesinde ülkemiz en çok makarna üreten ülkeler arasında 5. sırada yerini almıştır.
Farklı farklı çeşitleri, şekilleri bulunan makarnayı evde de oldukça pratik bir şekilde yapmak mümkündür. Bunun için ise un, yumurta, tuz ve zeytinyağı yeterlidir. Geniş bir kaptaki un ve tuz karışımının ortası açılır ve içine yumurtalar kırılır. Zeytinyağı da eklendikten sonra iyice çırpılır. Çırpılan hamur yoğrulduktan sonra beklemeye alınır ve ardından parçalar haline ayrılarak bu parçalar oklavayla iyice açılır. Açılan bu hamur istenilen şekillere kesilir. Kesildikten sonra su ve tuz içerisinde pişirilmeye bırakılır. Temelinde yapımı bu şekilde olan makarna, ardından domates, köri, beşamel, peynir ve daha birçok sosla süslenip servis edilir. Erişte, lazanya, ravioli, tagliatelle, fettucini, linguine ise en sevilenler arasında yer alan makarna çeşitlerindendir. Aynı zamanda hazır makarna yapma makinelerinin çıkması ile makarna hamuru hazırlandıktan sonra aynı restoranlarda ya da marketlerde aldığımız gibi spagetti‘ler,taglietelle’ler ve daha birçok makarna çeşidini evlerde yapmak mümkün hale gelmiştir. Tüm bunlar hamur yapmak için gereken süreyi ve zahmeti azaltmakta, dolayısıyla hayatımızı kolaylaştırmaktadır.
Birbirinden lezzetli, çeşitli ve baştan sonra evde kolayca yapılan makarna tariflerini sizler için derledik. Şimdiden afiyet olsun…
KÖRİ SOSLU MAKARNA
MALZEMELER
Makarna hamuru için
2 su bardağı un
2 yumurta
Bir tutam tuz
2 yemek kaşığı zeytinyağı
Körili sos için
1 adet yeşil elma
4 yemek kaşığı yoğurt
2 yemek kaşığı mayonez
1 tatlı kaşığı köri
5 adet kornişon turşu
Tuz
Yapılışı
Makarna hamurunu hazırlamak için, 2 su bardağı unu tezgâha döküp ortasını havuz şeklinde açın. Ortasını açtığınız yere yumurtaları kırın ve tuzunu ekleyin. Pürüzsüz hale gelinceye kadar yoğurun. Yoğurduğunuz hamurun üzerini nemli bir bezle sararak yarım saat dinlendirin. Daha sonra 3 eşit parçaya bölün ve her parçayı oklavayla ince hale gelene kadar açın. Açtıktan sonra dürüm şeklinde sarın ve bıçakla istediğiniz büyüklükteki parçalar halinde kesin. Haşlama işlemi için büyük bir tencerede yağ ve tuz eklenmiş suyu kaynatın ve ardından makarnaları içine atın. Pişirirken makarnayı ara ara karıştırın ve suyun üzerine çıktıktan sonra süzüp bir kenara alın ve makarnanızın sosunu hazırlamaya başlayın. Sos için öncelikle mayonez ve yoğurdu büyük bir kâsede çırpın. Elmanın kabuğunu soyup irice rendeleyin ve yoğurtla karıştırın. Turşuları da aynı şekilde doğrayıp ekleyin. Köri ve tuz ilave edip karıştırın. Sosunuzu makarna ile karıştırın ve 10 dakika pişirdikten sonra servis yapın. Yeşil soğan ile süsleyebilirsiniz.
PEYNİRLİ CEVİZLİ ERİŞTE
MALZEMELER
2 su bardağı erişte
2 yemek kaşığı tereyağı
3 su bardağı sıcak su
1 çay kaşığı tuz
50 gram beyaz peynir
Yarım çay bardağı kıyılmış maydanoz
1/4 su bardağı kıyılmış ceviz
Erişte hamuru için
2 kg un
7 adet yumurta
½ kg su
250 ml süt
1 çay kaşığı tuz
Yapılışı
Öncelikle eriştelerinizi hazırlayın. Unu büyük bir yoğurma kabına alın ve ortasını havuz şeklinde açıp sıvı malzemeleri bu havuza ekleyin. Tuzu da atıp hamuru yoğurun. Yoğrulmuş hamurun üzerini kapatın ve bir gece bekletin. Ertesi gün hamuru portakal büyüklüğünde parçalara ayırın. Tezgâhın üzerine bir miktar un serpin ve parçalarınızı unlu tezgâh üzerinde oklavayla ince ince açın. Açtığınız hamurları bir saat kurumaya bırakın. Kuruyan yufkaları ikiye katlayın ve kenarlarından başlayarak ikişer parmak eninde küçük küçük şeritler kesin. Kestiğiniz şeritleri kurumaya bırakın. Erişteleriniz kuruduktan sonra büyük bir tencereye tereyağını alın ve eritin. Erişteleri ilave ederek rengi kahverengi oluncaya kadar kavurun. Kavurduğunuz eriştelere sıcak su ve tuz ekleyin. Suyunu çekinceye kadar haşlamaya devam edin. Altını kapattığınız tencerenin ağzını da kapatın ve erişteleri demlenmeye bırakın. Kıyılmış maydanozu ve peyniri demlenen eriştelere ekleyerek karıştırın. Servis tabağına aldığınız eriştelerin üzerine ceviz serperek servis yapın.
DOMATES SOSLU RAVİOLİ
MALZEMELER
2 adet yumurta
2 su bardağı un
1 tatlı kaşığı zeytinyağı
1 çay kaşığı tuz
İçi için
1 su bardağı lor peyniri
Üzeri için
2 yemek kaşığı tereyağı
3 adet domates
1 tatlı kaşığı domates salçası
1 çay kaşığı pul biber
1 tutam karabiber
1 çay kaşığı tuz
Yapılışı
Un ve tuzu karıştırın ve sonrasında içine yumurtaları kırın. 1 tatlı kaşığı zeytinyağı ile birlikte hamur elde etmek için iyice yoğurun. Hamuru elinizle toparlayın ve üzerini nemli bir bezle örterek 40 dakika kadar bekletin. Hamur hazır olduğunda 4 eşit parçaya bölün ve her bir parçayı unlanmış tezgâhta yufkadan biraz daha kalın olacak şekilde açın. İlk açılan yufkanın üzerine belli aralıklarla peynirleri yerleştirdikten sonra etrafını bir fırça yardımıyla su ile ıslatın. Açılan ikinci yufkayı üzerine kapatıp aralardan bastırarak birbirine yapışmasını sağlayın. Peynirlerin hepsi ortada kalacak şekilde kare biçimde kesin. Unladığınız büyük bir tepsiye bu parçaları alın. Diğer iki bezeyi de aynı şekilde yaptıktan sonra makarnayı nasıl haşlıyorsanız bu bohçaları da aynı şekilde bezle haşlayın ve sonra sudan çıkarın. Üzeri için tereyağı eritin ve rendelenmiş domatesleri ekleyip pişirin. Salça, tuz ve pul biberi de ilave ettikten sonra 10 dakika daha kaynatıp, ravioli’nin üzerine dökerek servis yapın. Kıyılmış maydanoz ile süsleyebilirsiniz.
Kadinvesaglik.org
Bu yazı, https://gastromanya.com/ sitesinden derlenmiştir.
Uzak durulması gerektiği söylenen 3 beyazdan birisi de tuz. Peki tuz gerçekten söylendiği gibi tüm hayatımızı alt üst edebilecek kadar zararlı mı?
Madem bu kadar zararlı neden ısrarla her yemeğin içerisine koyuyoruz? Tamamen doğal bir şekilde elde edilebilen tuzun hiç mi faydası yok?
Birçok kişinin aklında bu soruların olduğundan eminiz ve bizde bu yüzden tuz dosyasını açalım ve başlıklar halinde detaylı bir şekilde konuyu ele alalım dedik.
Tuz Faydalı mı Zararlı mı?
Kısa ve net bir cevap verece olursak; fazla alınmaması kaydıyla kesinlikle çok faydalı. Ama ısrarla tuzdan uzak durulması gerektiğini söyleyen uzmanlar da haklı; zira ülke olarak ortalama tuz tüketimimiz olması gerekenden 3 kat daha fazla. Bu yüzden uzmanlar ısrarla tuzdan uzak durmamız gerektiğini her fırsatta dile getiriyorlar.
Günlük Ne Kadar Tuz Tüketilmeli?
Yetişkin bir bireyin günlük tuz ihtiyacı 5-6 gram. Bu tuzu almak içinse yemeklere ekstradan tuz atmaya hiç mi hiç gerek yok. Gün içerisinde yenilen yemeklerde, ekmekte, zeytinde, yoğurtta, peynirde, tuzlu bisküvilerde ve birçok hazır gıda ürününde zaten yeteri miktarda tuz bulunuyor. Ancak ben bütün yemeklerimi kendim yapıyorum, peynir dahil hiçbir hazır gıda tüketmiyorum derseniz, biraz önce bahsettiğimiz gibi günlük 5 gramlık bir tuz ihtiyacınız var, ve bu ihtiyaç da oldukça hayati bir yere sahip.
Tuzun Yararları
* Yemekler için en önemli lezzet vericilerden birisidir.
* Düşük tansiyon problemi olanlar için tansiyonu dengeleyici bir özelliğe sahiptir.
* Solunum yolu problemlerinin çözümüne yardımcıdır. Tuz, solunum yollarında balgam oluşumunun önüne geçerek tıkanıklıkların ve enfeksiyonların önüne geçer.
* Tükürük bezlerini uyararak sindirimi kolaylaştırır ve kabızlığı bir nebze de olsa önler.
* Vücudumuz için oldukça önemli bileşenlerden birisi olan iyot için neredeyse tek başına yeter kaynak tuzdur. İyot eksikliği durumunda tiroid bezlerinin çalışmaması ve guatr, gebelikte düşük yapma, anne karnındaki bebeğin fiziksel ve zihinsel olarak tam gelişememesi, çocuklarda zihinsel gelişimin yeterli olmaması gibi bir çok durumla karşılaşmak mümkündür. Bu problemlerin tedavisi bazen mümkün değil, bazen de hem çok pahalı hem de külfetlidir. Bu yüzden düzenli olarak günlük alınması gereken miktarda tuz tüketmeye özen gösterilmelidir.
* Tuz eksikliği ile birlikte tükürük bezlerinin fazla çalışması ile uyku halinde ağızdan salya akıntıları oluşabilir. Tuz tükürük bezlerinin çalışmasını dengelediği gibi aynı zamanda melatonin salgılanmasına da yardımcı olur ve uyku kalitesini yükselterek depresyondan da korur.
* Tuz ve su eksikliği ile vücutta sodyum ihtiyacı ortaya çıkar. Vücutta yeteri kadar sodyum bulunmaması nedeniyle kemikler zayıflayabilecektir.
* Vücuttaki asit seviyesini düzenlemektedir.
* Vücutta elektrolit dengeyi sağlar.
* İdrar oluşumunda tuzun önemi büyüktür. Boşaltım sisteminin sorunsuz çalışması için tuz gereklidir.
* Migren ağrılarında etkili olduğu düşünülmektedir.
* Kasların gelişimi, kas ağrılarının çabuk geçmesi, kramp ve spazm olmaması için tuz oldukça önemli bir yere sahiptir.
Bunlar dışında tuzun haricen kullanım ile ilgili birçok faydasını da saymak mümkündür. Anlayacağınız üzere tuzun faydaları denilince bunun üzerine kalın bir kitap yazılıp detaylandırmak mümkün. Pek o zaman neden tuzdan uzak durmalıyız?
Tuzun Zararları
Tuzun zararları var demek yanlış olur. Ancak tuzun ne kadar çok faydası varsa, normalden fazla tuz kullanmanın da bir o kadar zararı var.
* Çok fazla su tutup kan basıncını artırır ve tansiyonu normalden fazla yükseltir.
* Sürekli olarak fazla tuz tüketmek kan basıncının fazla olmasına, ve dolayısı ile de damarların normalden daha esnek olmasına neden olacaktır. Bu da damarlarda yağ tabakaları ve çöküntülerin oluşmasına ve damar tıkanıklığına neden olabilmektedir. Bu durum ilerleyen yıllarda kalp krizi, felç ve kalp yetmezliği gibi birçok sorunun temelini atacaktır.
* 1 gram tuz vücutta 250 grama yakın su tutulmasına neden olacaktır. Fazla tuz tüketmek vücutta çok fazla su tutulmasıyla beraber bazı böbrek rahatsızlıkları, şişkinlik, eklem sertlikleri ve ani kilo değişimlerine neden olacaktır.
* Fazla sodyum vücuttaki kalsiyum emilimine mani olur. Yani fazla tuz tüketimi ile kemiklerin yeteri kadar güçlü olmaması ile birlikte kemik erimesi gibi birçok ciddi sorunla karşılaşmak mümkündür.
* Tuz vücuttaki asit-baz dengesini sağlıyor demiştik. Fazla tuz tüketimi ile bu denge tamamen bozularak bazı sindirim problemlerine neden olabilmektedir. Ülser ve mide kanseri gibi ciddi rahatsızlıkların nedenlerinden birisi de fazla tuz tüketimidir.
* Yine aynı şekilde tuzun vücutta elektrolit dengesini sağladığından bahsetmiştik. Fazla tuz tüketimi ile bozulan elektrolit dengesi ile kramplar, baş dönmesi ve depresyon belirtileri gözlemlenebilir.
* Fazla tuz tüketimi beraberinde su ihtiyacını da doğurur. Dışardan yeteri kadar su alınmadığı takdirde bu ihtiyaç hücrelerden su çekilerek sağlanmaya çalışılabilir. Bu da baş ağrısı, baş dönmesi, kusma ve ishal gibi önemli sorunları tetikleyebilir.
Hangi Tuz Daha Sağlıklı?
Bu soruya farklı cevaplar verebilmek mümkün. Zira kişide iyot eksikliğinden kaynaklanan durumlarda, kalp rahatsızlıkları olanlarda doktor tavsiyesi ile farklı türde tuz kullanılması gerekebilir. Ancak biz yine de genel hatlarıyla bahsedelim.
Sofra Tuzu (İyotlu Tuz)
Rafine edilmiş ve iyot ilave edilmiştir. Bu sayede iyot eksikliği riski ortadan kalkar ancak tuzun içerisindeki birçok mineralden arındırılmıştır. Buna ilave olarak içerisine topaklanmayı önleyici maddeler ve tatlandırıcılar da eklenebilmektedir.
Deniz Tuzu
Okyanus ve deniz tuzlarının suyun buharlaştırılması ile doğal yolla elde edilmesidir. Rafine edilmediği için içerisinde olması gereken mineraller tamamen korunmuş olur. Ancak deniz ve okyanus kirliliği yüzünden metal atıklarını içermesi ihtimali vardır.
Himalaya Tuzu
Son yıllarda oldukça popüler olan tuz çeşitlerinden birisidir. Uzman görüşlerine göre en sağlıklı tuz çeşitlerinden bir tanesidir. Göze batan olumsuz detayları fazladan demir içermesi ve fiyatının bir miktar daha pahalı olmasıdır.
Peki Hangi Tuzu Kullanmalıyız?
Dışarda yemiş olduğunuz yemeklerde, peynirde ya da hazır gıda ürünlerinde genelde iyotlu tuz kullanıldığı için iyot ihtiyacınızı istemeseniz de bu şekilde almanız mümkün. Bu yüzden kendi mutfağınızda çok daha sağlıklı bir seçim olan kaya tuzunu gönül rahatlığıyla kullanabilirsiniz. Ancak bu yine de tuz sağlıklı ve sınırsızca kullanılabilir demek değil. Tuz daha sağlıklı ama günlük almanız gereken tuz miktarı yine aynı, yani sadece 5-6 gram kadar.
Kadinvesaglik.org
Bu yazı, http://www.hayatkolay.com/ sitesinden alınmıştır.
Bir kombinin havası olduğu gibi değiştirecek parça hangisi diye düşünüyorsanız, bunun cevabı kesinlikle şapkalar! Yaz kış birbirinden farklı model ve renkler ile, günlük stilinize daha cool bir hava katabilir, davetlerde akılda kalıcı bir görünüm oluşturabilirsiniz. Eğer siz de şapkalı kombinleri çekici buluyor ancak günlük hayatınıza uyarlayamıyorsanız, işinizi kolaylaştıracak birbirinden farklı kombinleri aşağıda bulabilirsiniz.
Börek, kültürümüzde en çok sevilen atıştırmalıklardan biri olabilir! Gün yemeklerinin, pratik akşam yemeklerinin, çocuktan aç gelen çocukların kurtarıcısı börekler için saatler harcamanıza gerek yok. Uzun uzun hamur açmadan yapabileceğiniz, dakikalar içinde hazır olacak çıtır çıtır börek tarifleri ile karşınızdayız.
Gerçeğini aratmayan yalancı su böreği
Su böreğini hepimiz çok sevsek de, yapımı bazen uğraştırıcı olabiliyor. Sabah kahvaltıdan, gece geç saate sarkan akşam yemeklerine kadar her saate yakışıyor. Yemeyi çok sevsek de, yapımını uğraştırıcı bulanlar için, 15 dakikada hazır olacak su böreği tarifini açıklıyoruz.
Malzemeler:
5 adet yumurta
1 litre süt
6 adet yufka
1,5 çay bardağı zeytinyağı
250 gram lor peyniri
100 gram tereyağı
Yapımı:
Yumurtaları ince bir kapta çırpalım. Ardından süt ve yağı da ilave edelim. Karışımı homojen hale gelene kadar çırpalım.
Oluşan karışımdan iki su bardağı kadar kenara ayıralım.
Fırın tepsimizi veya fırına girecek herhangi bir tepsiyi iyice yağlayalım. Yağladığımız tabana ilk kat yufkayı buruşturarak serelim. Diğer yufkayı ise karışıma batırıp tepsiye yayalım.
Peynirimizi dörde paylaştırdıktan sonra, her kat için bu adımı tekrarlayalım.
En üstteki yufkaya ise önceden ayırmış olduğumuz 2 bardak karışımı dökelim.
Önceden ısıttığınız 185 derecelik fırında üzeri kızarana kadar pişirin. İşte bu kadar!
Hem hafif hem pratik: Fırında paçanga böreği
Normal paçanga böreğini fazla yağlı bulanlar için, fırındaki tarifini paylaşmak istedik. Çayla beraber servisi muhteşem olan paçanga böreği, hafifliği ve lezzeti ile herkesin aklını alacak.
Malzemeler:
2 adet yufka
1 adet domates
3 adet yeşil biber
2 adet kapya biber
100 gram rendelenmiş kaşar peyniri
200 gram pastırma
1 çay bardağı süt
1 adet yumurta
2 su bardağı galeta unu
1 tutam tuz
2 yemek kaşığı zeytinyağı
Yapımı:
Biberlerinizi yıkayıp kimini küp kimini ince ince doğrayın. Tavada zeytinyağı ile biberlerinizi diriliğini kaybettirene kadar kavurun.
Domateslerinizi de doğradıktan sonra biberlerinizin yanına tavaya ilave edin ve onları da soteleyin.
Ocağınızın altını kapatıp sıcak halde olan karışıma çemensiz pastırmalarınızı ilave edin.
Yufkaları önce ikiye daha sonra ise 4’e bölün. Böylece eşit üçgenler elde edeceksiniz.
Bir tabağa yumurtayı kırın ve çırpın. Ayrı bir tabağa galeta ununu koyun ve bir küçük kaseye sütü boşaltın.
Hazırladığınız biberli iç harçtan bir miktar kadarını yufkanın uzun ucuna yayın ve üstüne kaşar peyniri de ekleyin. Sigara böreği sarar gibi ancak daha gevşek bir biçimde sarın.
Yufkanın ucunu yapıştırmak için, yufkanın ucunu süte bandırın ve ardından önce çırpılmış yumurtaya,hemen ardından ise galeta ununu batırın.
Hazırladığınız börekleri yağlı kağıt serilmiş bir fırın tepsisine dizin ve önceden ısıtılmış 180 derece fırında, yaklaşık 10 dakika boyunca, üstleri kızarana dek bekleyin. Ardından fırından alın ve istediğiniz göre dilimleyerek servis edin.
Orijinalliği ile çok şaşırtacak: Kıymalı tortilla böreği
Tortilladan börek olur mu demeyin! Denedik, çok da güzel oluyor. Hafif Meksika esintileri ve kolaylığı ile herkesin mutlaka denemek isteyeceği bu böreğin tarifini paylaştığımız için çok mutluyuz.
Malzemeler:
250 gram kıyma
1 adet soğan
1 çay kaşığı tuz
1 yemek kaşığı tereyağı
1 çay kaşığı karabiber
4 adet tortilla ekmeği
1 adet yumurta sarısı
İsteğe göre acı baharatlar
2 yemek kaşığı zeytinyağı
Yapımı:
Tavanızda tereyağını eritin ve küp küp doğradığınız soğanları ilave edin.
Soğanlarınız pembeleştikten sonra kıymanızı ilave edin ve beraber kavurun.
Tuz ve karabiberi ilave edip, kıyma suyunu salıp çekinceye kadar pişirin.
Fırını 170 dereceye ayarlayın.
Tortilla ekmeklerini ortadan ikiye bölün.
Yumurta sarılarını çırpın ve bir yemek kaşığı zeytinyağı ile sulandırın.
Kestiğiniz ekmeklerin geniş kısmına kıymayı yerleştirin ve rulo şekilde yuvarlayın, bu aşamada dilerseniz kürdan yardımı ile pişene kadar sabitleyebilirsiniz.
Üzerine yumurta sarısı ve zeytinyağını sürüp fırında 10-15 dakika kontrol ederek pişirin. İşte bu kadar kolay, afiyet olsun!
Saça uygulanan ısı işlemleri, saçları doğru taramamak, saç boyaları gibi birçok nedenden dolayı saçlarımızın yıpranmasının önüne geçemiyoruz. Saçlar sadece kırılmakla kalmıyor, görüntüsünden ve şeklinden de anlaşılan yıpranmış bir görüntü alıyor zamanla. Üstelik, saçımızı ne kadar düzenli kestirirsek kestirelim, bazen bu durumun önüne geçemiyoruz. Eğer sizde saçınızın bu yıpranmış durumundan şikayetçi iseniz, saçınıza küsmeden keratin bakımını deneyebilirsiniz.
Keratin aslında nedir?
Keratin bakımının keratinle yapılmasının nedeni, keratinin saç ve tırnaklarımızda bulunan bir madde olması. Yani aslında, keratin dışarıdan alınan bir madde değil. Saçımızın ana maddelerinden biri olan keratin, saçın güzel dokusunu oluşturan bir protein aslında. Keratinin saçta bu kadar sevilmesinin nedeni de bu. Saçımızda var olan bir maddenin saça dışarıdan yüklemesini yaparak, saçın pürüzsüz dokusuna geri kavuşmasını sağlıyoruz.
Keratin bakımından sonra görülen değişikler
Keratin bakımı uygulanmasına ve saç tipine bağlı olarak herkeste değişiklik gösterebilir. Keratin, yoğun uygulanmış ve saçta 2 gün bekletilmiş bir bakım ise, sadece kişinin saçlarını onarmaz aynı zamanda geçici bir süreliğine düzleşmesine de neden olur. Bakım, kişinin ihtiyacına göre uygulanmalıdır. Örneğin düz ve seyrek saçlarda keratin bakımı daha az bekletilmeli ve saç diplerine getirilmemelidir. Aksi halde bakım saç tipine ağır geleceğinden, kişinin saçlarının ağırlaşmasına ve yağlı bir görünüm oluşmasına neden olabilir.
Keratin bakımını kimler sevmeyebilir?
Yukarıda da bahsettiğimiz gibi, keratin bakımı saçların düzleşmesine de neden olabiliyor. Eğer dalgalı veya kıvırcık saçlı bir kişiyseniz bu düzleştirici etkiyi sevmeyebilirsiniz. Öte yandan, bu bakımı sadece düzleştirme etkisi için tercih edenler de mevcut. Bunun dışında saç tipi çok yağlı kişilerin, keratin bakımının etkisinden memnun kalmama ihtimali de yüksek. Bakım, onarıcı etkisinden dolayı saçları ekstra yağlandırabileceği gibi, saçların haciminin azalmasına da neden olabiliyor. Bu nedenle keratin, her ne kadar saç için mucizevi sonuçlar yaratsa da, bazı saç tiplerine uygun değil diyebiliriz.
Keratinin uygulanma yöntemleri
Bakımı evde yapabileceğiniz setler mevcut olsa bile, en yüksek performansın kuaför salonlarında sağlandığını belirtmek isteriz. Evde yapılan bakımların sonuçları daha kısa süreli olup, bazen etkileri yok denecek kadar az olabiliyor. Bizim tavsiyemiz ise, güvendiğiniz ve bu konuda iyi olduğunu bildiğiniz bir salonda bu bakımı yaptırmak olacaktır.
Keratin ne yapamaz?
Keratin bakımı yanmış saçları onarmaz, saça kalıcı bir tedavi sağlamaz. Eğer etkisinden memnun kalırsanız, bu bakıma devam etmeniz gerecektir. Keratin bakımı uygulandığı yere göre, bir ay ile üç ay arası bir kalıcılık gösterebilir. Uygulanma süresinden sonra zamanla etkinin kaybolduğunu hissedersiniz. Bu durum gayet normaldir. Bakımın kalıcılığı arttırmak istiyorsanız, uygulamadan sonra sülfatsız şampuanlar tercih edebilir, saç boyama sıklığınızı azaltabilirsiniz. Saçınıza normalden az ürün kullanıyor olmanız keratinin bakımını kalıcı yapmaz, ancak süresini uzatabilir.
Çoğumuz, su alırken ne aldığımıza dikkat etmeden alıyoruz. Markette elimize hangisi gelirse onu seçiyoruz. Ancak diğer tüketim ürünlerinde olduğu gibi, su seçerken de dikkat etmenin önemli olduğunu belirtmeliyiz. Birçok farklı etken, doğru suyu seçmeniz için size yol gösterebilir.
İçme suyunda mikroskobik canlılar olması ciddi sağlık problemlerine yol açabilir. Bu nedenle mikrobiyolojik parametreler içtiğimiz sularda en çok dikkat etmemiz gereken parametreler arasında yer alır. Suda pek çok virüs ve bakteri vardır. Bütün bu canlıların özel olarak tespit edilmesi hem pahalı hem de zor olduğu için toplam koliform bakteri miktarı ile ilgili testler yapılır. Bunun yanı sıra Escherichia coli ve Enterokok olup olmadığının tespit edilmesi için de test yapılır.
pH
pH asitlik bazlık durumunu gösterir ve genellikle 0-14 arasında bir değere sahiptir. pH’si 7’nin altında olan sular asidik, 7’nin üstünde olanlar ise bazik özellik gösterir. Düşük pH’li yani asidik sular, aşındırıcı oldukları için borulardaki birtakım zehirli metalleri çözebilirler. Bu nedenle içme sularının az da olsa bazik özellik göstermesi gerekir. Eğer su çok bazik olursa hem tadı kötü olur, hem de sabun gibi bir kayganlık hissi verir. pH’nin düşük ya da yüksek olması endüstriyel kirlenmeye bağlı olabileceğinden bazik sularda pH’nin yükselmesine yol açan kimyasal maddelerin zararlı olup olmadığı kesinlikle belirlenmelidir.
Renk, Koku, Tat, Bulanıklık
İçtiğimiz su renksiz olmalıdır. Eğer suda renklenme varsa, suda çözünmüş halde bazı metal iyonları (demir, mangan, krom, nikel gibi) var demektir. İçme suları aynı zamanda kokusuz olmalıdır. Sular bazen yağ gibi kokarken bazen kimyasal hatta bozuk yumurta gibi kötü kokabilir. Benzin, yağımsı madde, endüstriyel atıklar, organik kimyasal maddeler, bakteriler, mantarlar, kükürt içeren bileşikler gibi pek çok farklı şey suya bulaşarak kokuya neden olabilir. İçme suyu standartları arasında yer alan bir diğer parametre de bulanıklıktır. Bulanıklık suda asılı (süspanse) halde bulunan maddelerin miktarını belirtir. Kil, organik maddeler, mikroskobik organizmalar, çökebilir haldeki kalsiyum karbonat, alüminyum hidroksit, demir hidroksit gibi pek çok madde suda asılı durabilir. Bu maddeler suyun içinden geçen ışığı engeller ve su bulanık görünür. Renk, koku ve bulanıklığa neden olan maddeler, içme suyunun tadını da olumsuz etkiler.
Sertlik
Suların sertliği, suyun içinde iyon halinde çözünmüş halde bulunan magnezyum, kalsiyum, demir gibi maddelerden kaynaklanan bir özelliktir. Kalsiyum ve magnezyum suda daha fazla bulunduğu için bu iyonların konsantrasyonlarının toplamı suyun sertliği olarak değerlendirilir. Fazlası suyun tadını bozduğu gibi sağlık sorunlarına da yol açabilir.
İletkenlik
Suyun iletkenliği, içindeki çözünmüş halde bulunan iyonlara bağlıdır. İçme suyunun iletkenliğinin artması suyun kirlendiğinin bir işaretidir, bu nedenle iletkenliğin belirlenmiş standartların üstünde olmaması gerekir.
İçme Suyunda Başka Neler Var?
Bütün bu parametrelerin yanı sıra içme sularında olması gereken ve asla bulunmaması gereken kimyasal maddeler de var. Genellikle su kaynaklarına evsel, endüstriyel, tarımsal atıkların karışması bu maddelerin artmasına sebep olur. Bu maddeler belirlenmiş sınırların üstünde olduğunda ciddi sağlık sorunlarına neden olabilirler.
Yeni doğmuş bebekler ilk 6 ay içinde nitrat zehirlenmesine karşı korumasızdır, çünkü bebeklerin sindirim sisteminde nitratı (NO3) nitrite (NO2) dönüştüren bakteriler vardır. Oluşan nitritler emilerek kandaki hemoglobini methemoglobine çevirir ve bu nedenle dokulara oksijen taşınamaz ve bebek ölümleri ortaya çıkar. Bu hastalığa “mavi bebek sendromu” denir, çünkü bu hastalığa yakalanmış bebekler solunum zorluğu çeker ve ciltleri mavimsi olur.
Demir
Doğal sularda bir miktar bulunsa da aşınmış veya eskimiş borulardan da karışabilir. Suda fazla miktarda bulunan demir, suyu renklendirip bulanıklaştırdığı gibi aynı zamanda suya metalik bir tat verir.
Alüminyum
Fazlası suya bulanık mavimsi bir görünüş verir. Vücutta fazla birikmesi nörolojik rahatsızlıklara sebep olabilir.
Klorür
Suyun tadını bozar ve aşındırıcı özellik verir. Fazlası tuzluluk hissine yol açar. Klorür içeren suyun uzun süreli içilmesi halinde böbrek ve yüksek tansiyon problemleri oluşabilir.
Serbest Klor
Suya dezenfeksiyon için katılan klorun fazlası suyun tadını ve kokusunu bozar. Bazen suda bulunan diğer maddelerle bir araya gelerek yan ürünler oluşturur. Bu yan ürünler de koku ve tadı etkiledikleri gibi kanserojen özellik de gösterebilir. Bu nedenle içlerinde farklı kirlilikler bulunduğu belli olan renkli veya bulanık sulara klorlama yapılmamalıdır.
Florür
Flor, suda az bulunduğunda dişler için faydalı olsa da fazla bulunması dişlerde lekelere sebep olur ve kemik hastalıklarına yol açabilir.
Nitrit ve Nitrat
Kanserojen etkilerinin yanı sıra kalıtsal bozukluğa, yetişkinlerde yüksek tansiyona ve özellikle altı aydan küçük bebeklerde çoğunlukla ölümle sonuçlanan mavi bebek hastalığına neden olurlar. Nitrat kokusuz ve tatsız olduğundan, sudaki miktarını ölçmek ancak bazı testlerle mümkündür.
Sülfat
Doğal kaynaklardan gelen sülfat suda belli bir orana kadar bulunabilir. Fakat içme suyunda bulunabilecek fazla sülfat suyun tadını acılaştırır ve bazen mide ve bağırsak sorunlarına yol açabilir.
Amonyum
Kötü bir tat ve kokuya sebep olur. Suda fazla amonyum olması genellikle bakteriyel bir kirlenme olduğunu gösterir ve sağlık sorunlarına yol açabilir. Ayrıca dezenfeksiyon etkinliğini azaltır ve nitrit oluşumuna da sebep olabilir.
Bütün bunların yanında antimon, arsenik, baryum, siyanür, benzen ve daha pek çok madde içtiğimiz sulara karışarak sağlığımızı tehlikeye atıyor. Eğer siz de içtiğiniz suyun niteliğinden şüphe duyuyorsanız bilmelisiniz ki artık sertifikalı birçok laboratuvar bu testleri kolayca yapabiliyor.
Kadinvesaglik.org
Bu yazı, http://www.yesilaski.com/ sitesinden derlenmiştir.
Makyajın çok eskilere uzanan tarihi, günümüze yaklaştıkça daha çok kadınların ilgi alanına hitap etmeye başladı. Ancak günümüzde sanat olarak tabir edebileceğimiz, birbirinden farklı makyajların da ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Üstelik bu makyajlar sadece yüze yapılan, kısıtlı ürünler kullanılan makyajlar değil. Profesyonel makyaj ürünlerinin tercih edildiği bu alanda, her yaştan ve her cinsiyetten kişi hünerlerini gösterebiliyor. İşte gerçeğinden ayırt etmesi neredeyse imkansız olan, makyaj sanatının örnekleri.
Hepimiz Starbucks’ın birbirinden güzel kahvelerine fazlasıyla aşinayız. Ancak bazen bulunduğumuz semtte Starbucks olmadığında veya gecenin bir yarısı canımız tatlı kahve çektiğinde “ah keşke evde de yapabilseydik” diyoruz. Böyle durumlar için aklınızın bir köşesinde tutabileceğiniz Starbucks kahve tarifleri ile karşınızdayız!
Buzlu kahve sevenlere: Mocha Frappucino
1 su bardağı süt, yarım su bardağı çikolata sosu, bardak alabildiğince buz ve 2 yemek kaşığı kahveyi mutfak robotunda çırpın. Üzerine bol krem şanti, çikolata sosu ve damla çikolata parçacıkları ile servis yapabilirsiniz.
Karamel severler için: Caramel Macchiato
Öncelikle kahvenizi ayrı olarak demleyin. 2 yemek kaşığı karamel, birer su bardağı süt ve buz ekleyip karışımınızı tamamlayın. Dilerseniz, kahvenize şeker şurubu veya direkt olarak şeker de ilave edebilirsiniz.
Starbucks’ın en güzel kış içeceği: Gingerbread Latte
Starbucks’ın sadece Christmas döneminde çıkardığı bu kahve, en sevilen kahvelerinden biri. 2 su bardağı sütü ve 1 çay bardağı kahveyi beraber kaynatın. Kaynayan karışıma zencefil, muskat ve tarçın ekleyerek servis yapabilirsiniz.
Çikolata sevenler için: Naneli Sıcak Beyaz Çikolata
Beyaz çikolata tarifini çok uzaklarda aramanıza gerek yok. Bildiğimiz sıcak çikolata tarifini beyaz çikolata ile değiştirerek farklı bir lezzet yakalayabilirsiniz. Nane şurubunu ise büyük kahve zincirlerinden veya marketlerden edinmeniz mümkün.
Meyve sevenlere bir yaz esintisi: Çilekli Frappucino
2 su bardağı süt, 2 tatlı kaşığı şeker, 2 bardak çilek, 1 su bardağı yoğurt, 1 tatlı kaşığı vanilya ve 2 yemek kaşığı hazır kahveye ihtiyacımız var. Malzemeleri bir araya getirdikten sonra mutfak robotunda buz ilave ederek çırpabilirsiniz. Karışımı bardağa aldıktan sonra taze çilek ve krem şanti ile süsleyebilirsiniz.
Bir Starbucks klasiği: Chai Tea Latte
Şüphesiz en sevilen Starbucks lezzetlerinden biri olan Chai Tea Latte’yi evde yapmak imkansız değil. Chai Tea Latte için bir sos tenceresinde çay ile birlikte birer çay kaşığı karanfil, muskat, taze zenvefil, karabiber, kakuleyi demleyin. Bu karışımı soğutup süzdükten sonra içine esmer şeker de ilave ederek 2 su bardağı süt ile birleştirin ve ısıtın. Şimdiden afiyet olsun!