Yurt dışında ünlü kadınların birçoğunun oldukça ilham verici stilleri olduğunu biliyoruz. Ancak ülkemizde de böyle kadınlar yok diyemeyiz! Bugün o kadınlardan biri, ülkemizde stiliyle birçok kişiye ilham olabilen bir kadından konuşacağız. Boy ve fizik imkanlarıyla da dikkat çeken model, elbette stil dendiğinde de ilk akla gelenlerden. Evet, Didem Soydan’dan bahsediyoruz!
Kendine Özgü Tarzı
Didem Soydan’ı diğer ünlü modellerden ayıran en önemli özellik, stilinin kendisine özgü olması. Ayrıca kendisinin moda konusunda oldukça ileri görüşlü olduğunu düşüyoruz. Baktığımızda, günümüzde trend olan çoğu parçayı Didem en az 2 – 3 sene öncesinden kullanmaya başlamış oluyor. E haliyle, bu durum stiline karşı olan hayranlığımızı fazlasıyla arttırıyor.
Oversize Parçalar
Didem Soydan stilini ikonikleştiren en önemli parçalardan biri kesinlikle ‘oversize’ dediğimiz ceketler. Üstelik bu oversize parçaları günlük hayatta da kombinlemesi oldukça kolay. Dış giyimde oversize tercih etmek, içine giydiğimiz her parçaya cool bir hava katarken aynı zamanda daracık parçalara göre oldukça rahat.
Rock Chic Stil ve Didem Soydan
Didem’in tarzına baktığımızda kesinlikle ilk aklımıza gelenlerden biri oldukça cool bir kadın olduğu. Aslında yarattığı bu tarz dünyada da Rock Chic stili olarak biliniyor. Kırmızı ruj, büyük güneş gözlükleri, deri parçalar ve grup tişörtleri bu tarz akımın en önemli kilit parçalarından. Haliyle, bu tarzla en çok özleşen kadınlardan biri olan Didem Soydan’ı da sık sık bu tarz parçalarla görüyoruz.
Uyumsuz Parçaları Birleştirmek
Yine de onun tarzını tarif etmek için sadece Rock Chick stili dememiz mümkün değil. Çünkü Didem yeni stiller denemekten, birbiriyle alakasız parçaları birleştirmekten hiç çekinmiyor. Aslına bakarsanız Didem’in stilini biraz da cesur diye nitelendirmemiz mümkün. Son zamanlarda sokak stillerinde sıkça gördüğümüz bralet modasını tarzına çok güzel uyarladığını düşünüyoruz. Didem bu tarzı; büyük choker kolyeler, arkaya taranan ıslak saçlar ve büyük güneş gözlükleri ile tamamlamayı seviyor.
Peluş Modası ve Suni Kürkler
Her ne kadar, Didem Soydan’ı daha asi parçalar içinde görmeye alışık olsak bile, o da peluş diye bildiğimiz suni kürkleri sıkça kullanıyor. Yine de, bu kadar gündemde olan parçayı Didem’in kendi stiline nasıl uyarladığını görmemiz mümkün. Kaba spor ayakkabılar ve daha spor giyimle birleştiği peluş kombinleri bizce ilham almak için harika seçimler!
Biz Didem’in stiline ne kadar hayran olduğumuzu kısaca anlattık. Bizimle bu hayranlığı paylaşanların da, bu stili kendine nasıl uyarlayabileceğini düşündüğüne inanıyoruz. Hazır giyim markalarının bu sezondaki koleksiyonlarından, nasıl Didem Soydan’a benzer bir stil yakalayabileceğimizi paylaşalım dedik. Bir diğer ilham alınabilecek stil yazımız olan Erkenci Kuş dizisi Sanem karakterinin yazısına buradan ulaşabilirsiniz.
Puma, fileli üst
Ray – Ban, Wayfarer güneş gözlüğü
Puma, bol eşofman
Didem Soydan, stilinde en çok spor parçaları tercih ettiğinden, bu kombin ondan başkası ile eşleştiremeyiz bile. Benzer bir görünüm oluşturmak isteyenler için bu sezon Puma’larda bulabileceğiniz siyah kısa spor üstleri ve eşofmanları tek kombinde birleştirmek istedik. Gözlükler ise kombinin tamamlayıcısı.
Zara, siyah kruvaze elbise
Vans, siyah loafer
Mango, siyah yandan asmalı çanta
Bir de Didem’in şık kombinlerinden birini ele almak istedik. Her ne kadar kısa sarı saçlar ve kırmızı ruj da bu kombine dahil olsa da, biz şimdilik elbisenin ve çantanın benzerlerini eklemek ile yetiniyoruz! Zara‘nın yeni sezonundan seçtiğimiz bu kruvaze elbise, Mango siyah çanta ve Vans‘in klasik loaferları, sadece tek kombinde kullanmak için değil, farklı parçalarla birleştirmek için de oldukça kullanışlı olacak.
Göz kuruluğu, çoğumuzun dönem dönem başına gelen göz problemlerinden biri. Gün boyunca bilgisayar ekranına bakmak veya geceleri televizyon başında uyuyakalmak göz kuruluğunuzun nedenlerinden olabilir. Teknolojik aletlerin ışığına karşı ekstra hassaslaşan gözlerimiz, bir süre sonra isyan bayrağını çekmeye başlıyor. Neyse ki, böyle durumlarda, göz doktorunuza da danıştıktan sonra alabileceğiniz birkaç önlem var.
Ekranlar ile aranıza mesafe koyun
İş hayatında bilgisayardan uzakta yaşamak mümkün değil maalesef. Yine de bilgisayar ile ilişkimizi tamamen kesmeden aramıza mesafe koyabiliriz. Bilgisayarınızın monitörünün veya laptopunuzun gözünüze olan mesafesini ayarlarken aranızda 60 cm kadar bir boşluk olmasına dikkat edin. Bu sayede gözleriniz ekran ışığına daha az maruz kalacaktır.
Su içmeyi ihmal etmeyin.
Su içmenin önemi hayatımızın her yerinde karşımıza çıkmaya devam ediyor. Tıpkı vücudumuz gibi gözlerimizin de suya ihtiyacı olduğunu unutmamamız gerekir. Çalışma masanızda bulunduracağınız bir su bardağı, gün içinde su içmeyi hatırlamanıza yardımcı olacaktır. Su içme alışkanlığını nasıl kazanacağınız ile ilgili daha fazla ipucu için Doğru Su Tüketimi yazımıza bakabilirsiniz.
Kuru ve havasız ortamlardan kaçının
Çoğu zaman kuru ortamlarda bulunmak da göz çevremize zarar verebiliyor. Çalıştığımız veya bulunduğumuz odayı sıkça havalandırmak bu durum için iyi bir çözüm olabilir. Eğer hava koşulları kuru havanın önüne geçmenizi engelliyorsa, bulunduğunuz ortam için bir buharlı nemlendirici satın almayı düşünebilirsiniz.
Her şeyden önce hijyen
Yaptığımız ağır göz makyajları, sıkça gözleri ovuşturmak gibi birçok şey de gözlerimizin kuruluğuna davetiye çıkarıyor. Mikropları göz çevrenizden uzak tutmak için, gözlerinizi olabildiğince ovuşturmamaya dikkat etmelisiniz. Gözlerinizi ovuşturmak yerine yaptığınız işe birkaç dakika ara vermek hem siz hem de göz sağlığınız için daha sağlıklı olacak.
Gözlerinizi kırpmayı ihmal etmeyin
Gün içinde sıkça ekranla haşır neşir olmamız, gözlerimizi kırpmayı ihmal etmemize neden olabiliyor. Ekrana bakarken, sürekli bir noktaya odaklandığımız için gözlerimizi kırpmaya daha az ihtiyaç duyuyoruz. Bu nedenle gözlerinizi kırpmayı olabildiğince kendinize hatırlatmaya çalışmalısınız.
Bitkisel yöntemlere şans verin
Yıllardır süregelen salatalıkla gözleri dinlendirme hikayesi bir efsaneden ibaret değil! Kestiğiniz yuvarlak salatalık dilimlerini göz çevrenizde 15 – 20 dakika kadar tutarak gözlerinizin rahatlamasını sağlayabilirsiniz. Bu yöntem, göz çevrenizin de nemlenmesi açısından da oldukça iyi sonuç verecek. Bunun dışında lavanta yağı, aloevera gibi ürünleri de seyrelterek göz çevrenize uygulayabilir, göz çevrenizin sağlığına daha çok dikkat edebilirsiniz.
Kabarma, kırılma, bölünmüş uçlar… Hasar görmüş saçlar harika bir saç gününü tamamen hayalmiş gibi hissettirebilir. Saç detoksları, yıpranmış saçlar ile mücadele etmenin bir yolu olsa da, muhtemelen saçlarınız iyileşirken daha çabasız bir yol da izlemek isteyeceksinizdir. Bu nedenle duşta veya sonrasında izleyeceğiniz aşamalar güzel ve daha sağlıklı bir saç için ihtiyacınız olan şey olabilir. Kuru, zarar görmüş saçları yenilemek için en iyi tedavileri sizler ile paylaştık. Bu adımlar saçınızın yumuşak, parlak ve – en önemlisi – güçlü hissettirmek için yeterli olacak! Ayrıca Sizi Kuru Saçlardan Kurtaracak 3 Tarif yazımız da bu konuda size yardımcı olabilir.
1. Duş Sonrası Kremler Çok Önemli
Saçlarınızı ağırlaştırmadan tedavi eden bir bakım kremi arıyorsanız daha doğal yağlar içeren kremlere bakabilirsiniz. Hem duştan sonra, hem de saçlarınız kuruyken uygulayabileceğiniz bu kremler, kabarmış ve bakımsız görünen saçları yetiştirmek için ilk seçeneğiniz olabilir. Bir fındık büyülüğünde uygulayacağınız ürün, aynı zamanda saçınızı ısıya karşı da koruyacaktır. Eğer saçınıza ısıyla şekil vermek istiyorsanız, öncesinde bu tarz ürünleri ıslak saçınızın tamamına yedirebilirsiniz.
2. Biraz Daha Soğuk Su
Saçlarımızı soğuk suyla durulamanın da ne kadar önemi olduğunu biliyoruz. Ancak soğuk havalarda bunu yapmak zor gelebiliyor. Bu yüzden, tamamen soğuk su ile duş almasak bile banyodan çıkmadan önce; son durulama aşamasında, soğuk suyla saçlarınızı yıkayıp saçınızın parlaklığına ve güçlenmesine destek olmayı sağlayabilirsiniz.
3. Saçları Taramak
Her ne kadar fazla saç taramanın saç uçlarını daha çabuk kırdığı söylense de, ara ara saçlarımızı kuruyken taramakta yarar var. Bu sayede, gün içinde kendi yağını üreten saç diplerinden saç uçlarının da beslenmesini sağlayabilirsiniz. Bu işlem için ahşap taraklar veya saçları kırmayan özelliklere sahip taraklardan yararlanabilirsiniz.
4. Sülfatsız Şampuanlar Tercih Etmek
Çoğumuz, şampuan veya saç kremi gibi ürünlerde içeriğe dikkat etmiyoruz. Oysa ki iyi bir saç bakımı kesinlikle daha doğal içerikli ürünleri de kapsıyor. Şampuanlarımızın içindeki her içeriğe hakim olmamız biraz zaman alabilir, ancak ilk aşamada “sülfat” ve “sls” içermeyen ürünlere bakmamız bile yeterli olacaktır. Bu şampuanları hayatımızdan çıkarmanın özellikle kıvırcık ve dalgalı saç sahibi kadınlar için harika sonuçları olacağını belirtelim. Daha ön planda, parlak ve canlı saç dalgaları istiyorsanız ürün etiketlerini incelemeye başlamalısınız!
Gerçek adı Stefani Joanne Angelina Germanotta olan Lady Gaga, 28 Mart 1986’da Yonkers, New York‘ta, İtalyan bir baba ve Yunan bir anneden oluşan bir aileden dünyaya geldi. ABD’li şarkıcı, söz yazarı ve müzisyendir. 4 yaşında piyano çalmaya başladı ve piyano ile ilk bestesini 13 yaşında yaptı. 14 yaşına geldiğinde gece kulüplerinde canlı performans vermeye başlamıştı.
11 yaşında iken Manhattan’daki Juilliard School’na gönderildi, daha sonra Convent of the Sacred Heart adlı Katolik okuluna devam etti. 17 yaşında, New York Üniversitesi’nin Tisch School of the Arts bölümüne girerek dünya üzerinde sadece yirmi kişinin sahip olabildiği, erken kabul edilme hakkını kazandı. Burada müzik eğitimi alarak sanat, din, sosyal bilimler ve siyaset hakkında denemeler yazarak söz yazarlığı yeteneğini geliştirdi. Bir süre sonra Gaga, bu okuldan ayrılarak müzik kariyerine odaklanmayı tercih etti.
Kariyerinin ilk yıllarında striptiz kulüplerinde “go-go” dansı yaptı. New Kids On The Block, Pussycat Dolls gibi grupların arkasında dans etme fırsatı buldu. 2008 yılında Lady Gaga, Los Angeles’a yerleşti.19 Ağustos 2008 tarihinde “The Fame” adını taşıyan ilk stüdyo albümsa sürede 2 milyon kopyanın üzerinde sattı. Onu meşhur eden şarkısının adı Beautiful Dirty Rich’ti.
New Kids on the Block ve Pussycat Dolls gruplarının konser turnelerinde açılış sanatçısı olarak konserler veren sanatçı, 2009’un başında The Fame Ball Tour adındaki kendi turnesini başlattı. 2009’un dördüncü çeyreğine gelindiğinde Gaga, ikinci stüdyo albümü “The Fame Monster”ı yayımladı. Albümünün başarısı sayesinde Lady Gaga, The Monster Ball Tour adlı ikinci turnesini başlattı.Şarkıcının toplam 5 Grammy Ödülü ve 2 Guinness rekoru bulunmaktadır.
Tarzını oluştururken kendisine David Bowie, Queen, Michael Jackson ve Madonna’yı örnek aldığını söyleyen Lady Gaga, Donatella Versace’yi ise ilham perisi olarak adlandırıyor. Çılgın şarkıcının kamuoyunu şaşırtan bir diğer açıklaması ise cinsiyetiyle ilgili. Bir dönem hermafrodit yani çift cinsiyetli olduğunu belirten sanatçı buna karşılık her zaman kendisini kadın gibi hissettiğini söylüyor.
Söylediği şarkılar kadar teatral sahne şovu, shock art diye tabir edilen sahne performansları, kendi tasarladığı kostümleri de çok dikkat çekti. Rock ve Pop müzik kadar tiyatroyu da çok sevdiği için sahne şovunun hiçbir zaman müziğinin gerisinde kalmasını istemiyordu. Müzikle tiyatroyu nasıl bir araya getirebileceğini David Bowie ve Queen konserlerini izleyerek öğrendi. Queen klasiği Radio Gaga’dan esinlenerek sahne ismi olarak Lady GaGa’yı seçti.
2011 yılında 53. Grammy Ödüllerinde Lady Gaga 3 ödüle aday gösterilmiş ve üçünü de almıştır. Gaga‘nın 2011’e kadar dünya çapında 24 milyondan fazla albüm satışı ve 65 milyondan fazla tekli satışı bulunmaktadır.
2010 Haiti depreminin ardından ortaya çıkan seferberlik sırasında Gaga, turnesi kapsamındaki 24 Ocak konserinin tüm gelirlerini Haiti’ye aktardı. Bağışlanan miktar 500.000 doların üzerindeydi. Haziran 2010’da yayımlanan Forbes dergisine göre dünyadaki en güçlü ve etkili 100 ünlü arasında gösterilen Gaga, ayrıca Twitter’da 22 milyonu, Facebook’ta 50 milyonu aşan takipçi sayısıyla, yaşayan insanlar içinde bu sosyal ağlarda en çok izleyicisi olan kullanıcı oldu. Ünlü yıldız şimdi de kırmızı halıda ödülleri silip süpüren A Star is Born filmi ile konuşuluyor.
Kadinvesaglik.org
Bu yazı https://www.biyografi.info/ sitesinden derlenmiştir.
Instagram, Facebook, Twitter derken sosyal medya yavaş yavaş hayatımızı ele geçiriyor! Eğer siz de sabah uyanır uyanmaz tüm bildirimlerinizi kontrol etmeden güne başlayamıyorsanız, belki de ufak bir detoks yapma zamanınız gelmiş demektir. Telefondan biraz uzakta zaman geçirmenin size bir zararı dokunmayacağı gibi, aksine günlük hayatınızdan çok daha fazla verim almanızı kolaylaştırdığını siz de göreceksiniz.
1) Telefonunuzla değil, saatle uyanın
Çoğumuz, telefon alarmlarını çalar saate tercih ediyoruz. Her ne kadar teknolojik imkanlardan yararlanmak günümüzde çok daha mantıklı olsa bile, aslında geceleri telefonla uyumak bizler için çok zararlı. Hem gece boyunca radyasyona maruz kalıyoruz hem de telefonumuzun sesini açık tuttuğumuzdan verimsiz bir uykuya sebep vermiş oluyoruz. Bu nedenle, telefonumuzu uyuduğumuz odadan uzak tutmak başlangıç için iyi bir karar olabilir.
2) Bildirimlerinizi kapatın
Instagram, Twitter veya WhatsApp gibi uygulamaların hepsi telefonunuzun ayarlar bölümünden kapatılabilen bildirimler gönderiyor. Bu uygulamalardan en azından güncel olmanız gerekmeyenlerin bildirimlerini belirli süreler içerisinde kapatabilirsiniz. Örneğin pazar akşamları veya hafta içi sabahları gibi zaman aralıklarında uygulamaların bildirim ayarlarını değiştirebilir ve daha kaliteli zaman geçirebilirsiniz.
3) Kendinize gün ve saat aralıkları verin
Öncelikle bunu yapmak için sürekli kendinizi kontrol etmenize gerek yok. Çoğu akıllı telefonun kendi içerisinde uygulama kullanımı sınırlama özelliği var. Bunun dışında ise, bu tarz uygulamaları AppStore veya Google Play gibi mağazalardan bulmanız da mevcut. Bu sayede siz kendinizi kontrol edemeseniz bile, telefonunuz size uygulamayı hangi saatler arasında kullanmak istediğinizi hatırlatacaktır.
4) Sosyal yaşantınızı gözden geçirin
Sosyal medyaya olan bağımlılığımızın sebebi bazen de sosyal hayatımızdan kaynaklı olabiliyor. Sürekli evde oturmak Instagram’da gezinmeye, bu durum da kimler ne paylaşmış ne yapmış döngüsüne girmemize sebep olabiliyor. Bu yüzden belki de arkadaşlarımız veya ailemiz ile geçireceğimizi zamanı sıklaştırmak, bizi sosyal medyadan uzak tutmaya yarayabilir.
5) Yeni hobiler, yeni ilgi alanları araştırın
Belki de sosyal medyaya olan yoğun ilginiz, başka ilgi alanlarınız olmamasından kaynaklanıyor olabilir. Evde yapabileceğiniz kolye tasarımlarından yeni bir dil öğrenmeye kadar maliyetli veya daha uygun birçok hobiye başlayabilirsiniz. Kim bilir, belki de boş zamanlarınızda başlayacağınız bu aktivite size yeni bir kapı açacaktır!
Eskiden yapılan sirkeler, genellikle köylerde, büyük toprak varillerde yapılırmış. Daha sonra ne olduysa, bu adetlerimizden kopmuşuz. Şehirlere yerleşim ve fabrikasyon sirkelerin üretilmesi, “nasıl olsa hazırı var” düşüncesi, doğal yapılan sirkeyle olan bağlarımızın kopmasına neden olmuş. Sanayinin de sınır tanımayan, herşeyi ucuza imal etme mantığı, bizi sağlığımızdan etmiş. Fabrikalarda içerisine asetik asit eklenerek oluşturulan, berrak sıvıya “sirke” demeye dil varmıyor. Doğal sirkenin, zaten o kadar keskin asiti olmuyor. Lezzetini bilmediğimiz için, o sirke sanarak aldığımız şey, bize güzel geliyor. Öyleyse evde kendi sirkelerimizi nasıl yaparız öğrenmenin vakti geldi!
Üzüm Sirkesi Tarifi
Malzemeler:
• 1 kg. üzüm,
• 3 lt. su,
• 1 dilim kadar ekmek içi,
• Çok az bulgur,
• 1 avuç kadar nohut
• Üzüm sirkesi yapılırken, üzümlerin çürük kısımlarını ve saplarını da kullanabilirsiniz. Üzümün çekirdekli olması, siyah, ya da beyaz olması farketmez. Üzümlerin yenmeyen kısımlarını, yani çürüklerini ve saplarını 5 litrelik bir cam kab, yada büyükçe bir kavanoza koyun. Plastik kaplar da iş görür, ancak sağlık açısından cam veya ahşap malzeme tavsiye ederiz.
• 1 kısım çürük üzüm ve sapı için, 3 kısım su ilave edin, yani üzümlerin 3 katı kadar su ilave edin. Kavanozun ağzını tülbentle kapatın ki, hem hava alsın, hem de içerisine sinek veya benzeri haşareler girmesin. Ara sıra karıştırın. Bir zaman sonra sirkenin üzerinde beyaz bir tabaka oluşur, bu tabaka küf değildir, sirkeyi oluşturan bakterilerin artıklarıdır. Yani sirke anası denen oluşumdur, bu doğaldır.
• Sirkeyi 10-15 gün kadar bekletin, üzümler ve sapları iyice yumuşasın. 10-15 gün sonra, sirkenizi ince bir süzgeçten geçirerek süzün. Üzüm cüruflarını iyice sıkın ve üzüm suyu kazanın. Geriye kalan kuru atığı çöpe atın, ya da toprağa karıştırın.
• Kalan sulu kısma ufak bir ekmek içi, birkaç nohut ve 1 tatlı kaşığı kadar tuz (turşu için kullanılan tuz, kaya tuzu) ekleyin. Tuz şaraplaşmayı engeller. Kavanozun kapağını kapatıp, 40 gün dinlendirin.
Sirkeyi ne kadar uzun süre bekletirseniz, o kadar iyi olur (doğal asiti artar). Ayrıca zevkinize göre tarhun, melisa veya kekik de ekleyebilirsiniz.
Farklı bir üzüm sirkesi tarifi:
Malzemeler:
• 1 kg. üzüm (tercihen olgun kara üzüm)
• 3 lt. çeşme suyu
• 1 yemek kaşığı kaya tuzu
• 1 su bardağı şeker ile yapılmış şerbet (bir bardak su ile)
• Muhtelif ekşimiş, şekerlenmiş reçel, pekmez
Hazırlanışı:
Üzümleri sapları ile birlikte iyice yıkadıktan sonra, bir bidona (tercihen cam veya ahşap malzeme) koyup, üzerine 3 litre suyu ekleyin. Üstünü bir tülbentle örtüp bırakın. Yaklaşık 10 gün sonra, üzümler pişmiş olacağından, elinizle yoğurup, ezin. Tülbentle örtüp beklemeye bırakın. 1 ay kadar sonra şerbeti, 1 yemek kaşığı kaya tuzu ve ekşimiş reçel, pekmez gibi şeyleri içine ekleyerek, iyice karıştırıp, üzerini bir tülbentle örtüp, serin bir yerde bırakın. Yaklaşık 1 ay sonra sirke kullanılabilir hale gelecektir.
Üzüm sirkesinin faydaları:
• Üzüm sirkesini su ile karıştırıp içerseniz, uykusuzluk ve yorgunluğa karşı iyi gelir.
• Boğaz ağrısında üzüm sirkesiyle gargara yapın.
• Ekmeği üzüm sirkesine batırın, nasırlarınıza ya da sertleşmiş deri üzerine uygulayın.
• Baş-ağrısı, astım ve çilleriniz için üzüm sirkesini suda kaynatın ve buharına durun.
• Üzüm sirkesini güneş yanığına sürün. İkinci derece yanıkları dahi iyileştirir.
• Kaşınan yerlerinize ve çatlak derinize üzüm sirkesi sürün.
• Bir bez parçasını üzüm sirkesine batırıp, midenizin üzerinde tutarsanız, mide bulantısı ve kusmayı önler.
• Sirkeye batırılmış bir bezi varislerinize uygulayın.
• Kepekli ve mat saçlar için, saçlarınızı çalkaladığınız suya, biraz üzüm sirkesi ekleyin. Sonra kokusu uçuşur, endişe etmenize gerek yok.
• Saç şekillendirici olarak sulandırılmış sirkeyi kullanabilirsiniz.
• Üzüm sirkesi, doğal iştah kesicidir. Vücuttaki safrayı baskılayarak iştahın kesilmesini sağlar.
• Üzüm sirkesinin şeker ve kolestrol düşürücü özelliği vardır.
• Üzüm sirkesi, bakteri öldürücü etkisinden dolayı enfeksiyon hastalıklarında kullanılır.
• Üzüm sirkesi, bakteri öldürücü özelliğinden dolayı deodorant olarak kullanılabilir. (Karbonat da kullanabilirsiniz)
• Üzüm sirkesi tümör oluşumunu engelleyicidir.
Elma Sirkesi
Yalnız dış kabuk ve çekirdek kısımlarından elma sirkesi yapılabilir. Yani para verip aldığınız meyveyi tüketip, kalan kısımlarını sirke için kullanabilirsiniz. Ancak elinizde bol miktarda elma var ise, elmaları ufak ufak doğrayarak da kullanabilirsiniz. Sirke yapımı için en uygun elma türü, şeker oranı yüksek kış elmalarıdır. Değişik çeşitlerin bir araya getirilerek kullanılması da, sirkeye ayrı bir lezzet katar. Sirke yapımında kaçınılması gereken elma türleri ise, ham ve ekşi olanlardır. Kullanılacak kaplar, cam veya ahşap olmalıdır. Örneğin pazardan aldığınız ucuz plastik kaplar da iş görebilir, ancak sağlık açısından cam veya ahşap malzeme daha iyidir.
Malzemeler:
• 3 kg. elma,
• 1 yemek kaşığı elma sirkesi,
• Kaynamış soğutulmuş su,
• 1 çimdik tuz,
• 1 fincan tozşeker.
Elma Sirkesi Tarifi:
Elmalar yıkandıktan sonra, kullanılacak malzeme ve kapları da sıcak su ile iyice yıkanmalıdır. Elmaları küçük parçalara ayrırdıktan sonra presleyin, veya katı meyve sıkacağından geçirin, sularını çıkartın (veya yalnız parçacıklar halinde) bir kaba yerleştirin. 3 kg elma için, 3 lt. kaynamış ve soğumuş su kullanın. İsterseniz malzemeleri daha az kullanıp, suyunu arttırabilirsiniz, ama elma ve su eşit olursa, daha iyi netice alırsınız. Maya olsun diye, bir fincan tozşeker ve 1 çimdik kaya tuzu ekleyin.
Bakterilerin verimli çalışmasını sağlayacak sıcaklık ve oksijen (havalanma) önemlidir. Havayla teması arttırmak için, mümkün olduğunca geniş ağızlı ve sığ bir kavanoz seçin. Meyve suyunu, üstte boşluk kalacak şekilde kavanoza doldurun, meyve sineğinin geçemeyeceği ve havalanmanın sağlanabileceği temiz bir bez/tülbentle kavanozun ağzını kapatın. Zaman zaman bir kez karıştırarak, havalanmayı sağlamak, sirkeleşmeyi hızlandırır.
Sirkeleşme için ılık (15-25 C) bir ortam tercih edin. Sirke küpünü güneş ışığından uzak, loş bir yerde saklayın. Meyve suyundaki şeker, fermantasyona uğrayarak, önce alkole, sonra asetik bakterilerinin yaptığı fermantasyonla, asetik asite, yani sirkeye dönüşür. Yapım sırasında sirkeleşmeyi hızlandırmak için, daha önce yapılan doğal elma sirkesi eklenebilir.
Sirke, seçilen elma türü ve koşullara göre üç ile altı hafta içinde oluşur. Sirke kokusu alınmaya başlandığından itibaren, her gün tadarak, istenilen tat ve asit derecesi (yüzde 4-8 asit oranı) elde edilene kadar işleme devam edilir. Elde edilen sirke fermantasyonun devamını engellemek için birkaç kat tülbentten, kahve filtresi vb. filtrelerden veya süzme yoğurt kesesinden geçirilerek, iyice süzülür. Böylece meyve kalıntılarından arındırılır. Hava almasına olanak vermeyen ince uzun şişelere, tam dolacak şekilde aktarıldıktan sonra serin, loş, güneş ışığı almayan bir yerde saklanır.
Elma sirkesinin faydaları:
• Elma sirkesini hem bakterileri, hem virüsleri, hem de mantarları öldürmek için kullanabilirsiniz.
• Elma sirkesi çok iyi bir koku giderici ve dezenfekte edicidir. Koku gidermek istediğiniz yerlerde kullanabilirsiniz.
• Elma sirkesini çamaşır makinesinde yumuşatıcı gözünde kullanabilirsiniz. Hem çamaşırları yumuşatır, hem de deterjanın zararlı koku ve etkilerini azaltır. Ayrıca düşük sıcaklıklarda yıkanan çamaşırlarda koku problemi olmaz.
• Bulaşık makinesi için kullanılan parlatıcılar kimyasal olup, durulanmadıklarından sağlık için sakıncalıdır. Alternatif olarak parlatıcı gözünde elma sirkesi kullanabilirsiniz.
• Güneş yanıkları, sinek ısırıkları gibi kaşıntılı durumlarda, elma sirkesini bir pamuğa damlatın ve kızarık yere uygulayın, acısını alıp kaşıntıyı geçirecektir.
• Elma sirkesi ile suyu karıştırın, camlarınızı temizleyin. Lekelenen yerleri bol sirkeli bezle silin.
• Karbonat ve elma sirkesi ile lavaboları ovduğunuzda, ışıl ışıl parlar.
• Elma sirkesi ile dişler fırçaladığında, ağıza ferahlık, dişlere beyazlık katar.
• Elma sirkesi ve soda karışımı çok iyi bir cilt temizleyicisidir.
• Elma sirkesi topuk dikenine iyi gelir, bunun için topuk dikenini sürekli sirkeyle temas ettirin.
• Bir beze sirke dökerek, ayağa bağlamak ve ayağı sirkeli suda bekletmek faydalıdır.
• Saçlarınızın kepeksiz olması ve parlaması için elma sirkesi kullanın.
• Elma sirkesini, hazım problemleri, sinüs enfeksiyonları, saç dökülmesi, kilo vermek, reflü, gut, artrit, sistit, mantar enfeksiyonu, yüksek tansiyon, menopoz sıkıntıları, siğil, ayak-vücut kokusu, zona, uçuk, varisler, uyku sorunlarında, yorgunlukta, kolestrolde kullanabilirsiniz. Yalnız direkt saf sirkeyi içmeniz, dişlere ve yemek borusuna zarar verebilir, sulandırarak kullanın.
• Kanser, şeker hastalığı ve kemik erimesinden korunmak amaçlı, elma sirkesinden faydalanabilirsiniz.
• Elma sirkesinde, çeşitli bitkileri bekleterek, bitki sirkeleri elde edebilirsiniz. Size iyi gelen şifalı bir bitkiyi, yaptığınız elma sirkesinde 20 gün kadar bekletin. Böylece elma sirkesinin şifasını iki katına çıkarmış olursunuz. Örneğin adaçayı menopoz sıkıntılarına karşı etkili bir bitkidir. Adaçayı sirkesini yaparak, salatalarınıza ve yemeklerinizde kullanıp, İlaç kullanmadan, yan etki görmeden sıhhatli bir yaşam sürdürebilirseniz.
Nar Sirkesi Tarifi
Malzemeler:(1 Litre sirke)
• 3 adet orta boy nar
• 1 lt. su
• 1 çay bardağı ev yapımı sirke
• 1 tatlı kaşığı kaya tuzu
Hazırlanışı:
• Narları bıçakla dörde bölün, büyükce bir kabın üzerinde tanelerini kaba düşecek şekilde ayırın. 2 adet 500 gramlık cam kavanoza nar tanelerini paylaştırın, veya 1 litrelik cam kavanoz kullanın. Nar tanelerini bir tahta kaşıkla kavanozun içinde, veya daha önce bir kabın içinde ezin. Kavanozun içine tuz ve sirkeyi (mümkünse ev yapımı üzüm veya elma sirkesi) ekleyin, üzerlerini su ile doldurun ve karıştırın.
• Kavanozun üzerini toz, sinek vs. girmemesi ve hava alabilmesi için bir tülbent bez ile kapatın. Üzerine ince bir lastik gerebilir, ya da ip ile bağlayabilirsiniz. Kavanozları oda sıcaklığında karanlık bir dolabın içine koyun. Aklınıza geldikçe kavanozları elinize alıp çalkalayın. 2-3 hafta sonra sirkenin üzerinde sirke anası oluşur. Yaklaşık 4-5 hafta sonra sirke kokusu alırsınız.
• Geniş bir kabın üzerine büyükçe bir tel-süzgeç yerleştirin üzerine tülbent koyarak nar sirkenizi süzün. Kullanacağınız cam şişelere yerleştirin, buzdolabına kaldırın. Sirke ne kadar fazla beklerse, o kadar fazla sirke tadı oluşur.
Nar sirkesi ve Sağlık:
Nar sirkesi bir numaralı antioksidandır. Bağışıklık sistemini güçlendirir ve hastalıklardan korur. Aynı zamanda bedenin yaşlanmasını yavaşlatır, kanser hücrelerinin gelişmesini engeller. Cilde iyi gelir, tansiyonu düzenler. Enfeksiyona karşı vücut direncini artırır. İdrar sökücüdür, kolestrol ve kan şekerine karşı iyi gelir.
Kadinvesaglik.org
Bu yazı, http://www.infethiye.net/ sitesinden derlenmiştir.
Kilo verememenin biz kadınlar için yıllardır süregelen bir problem olduğu kesin. Ne şok diyetler kaldı denemediğimiz ne kinoa salataları… Fakat dönüp sonuca baktığımızda hala majör değişiklikler göremiyoruz!
Eğer kilo vermek istiyorsak, zayıflama ve beslenme konularında düştüğümüz en büyük hata “yaz diyetleri” olabilir. Yılın 12 ayı boyunca kilo mevzusu üzerine konuşurken, baharın son zamanlarında diyet kararı vermek pek mantıklı görünmüyor! Öncelikle, gerçekten fazla kilolarımızdan kurtulmak istiyorsak bunun farkına varmamız gerekiyor. Sadece yazın bikini giyebilmek için yapılan diyetler maalesef sağlıklı sonuçlar vermiyor. Bunun yerine, bize sağlıklı beslenmeyi benimsetecek yollara başvurmamız şart. Her şeyden önce, bu yaz öncesi diyetler ile kilo verebilsek bile, vücudumuzda ani kilo alımı ve verimi çatlak ve selülit oluşuma neden olabiliyor.
Bu nedenle en büyük tavsiyemiz, kilo verelim derken vücudumuzda başka hasarlara yol açmamak adına planlı uygulamalar yapmak olacak. Kilo verme planımızı günlere değil, uzun bir zaman dilimine yaymamız gerektiğini anladığımıza göre görmemiz gereken birkaç madde daha var.
#BeslenmedeTrendOlmamalı
Saç rengimizden ayakkabımızın içinde kullanacağımız çorap rengine kadar trendlerden faydalanıyoruz. Ve evet, bundan çok keyif alıyoruz! O sezon hangi stil revaçtaysa ona göre manikür yaptırmak da bize enerji veriyor. Ancak bilmeliyiz ki, beslenme düzeni yılın trendlerine göre şekillenen bir konu olmamalı.
Her trend olan yemek sizin bünyenizde işe yaramayacağı gibi, bir de var olan düzene ekstra besin eklemek sizin için tehlikeli olabilir. Eğer zaten haftanın bazı günleri ufak çikolata kaçamakları yapıyorsanız, o dondurulmuş vişneleri yavaşça marketteki yerine geri bırakabilirsiniz.
Uyku Düzeninizin Ne Kadar Farkındasınız?
Maalesef bu sorunun cevabı “ben gece kuşuyum,” olmayacak. Bazılarımızın gece daha üretken olması, bizi ancak iş hayatında başarıya götürebilir. Çünkü eğer dünyadan izole yaşamıyorsanız, gün içine ayarlamanız gereken toplantılar, yemekler veya diğer etkinlikler olacak. Bu etkinler de sizin uyku sürenizi kısaltacaktır. Bununla beraber, sabahları uyurken gün ışığından veya dış seslerden (fark etmeden) etkileniyor olmanız, uyku veriminizi düşürecektir. Eğer vücudunuzdan iyi bir yağ yakımı beklentisi içindeyseniz onu gereken koşullarda dinlendirmek zorunda olduğunuzu hatırlatmak istedik.
Kilo Vermek, Sadece Yemediklerinizden İbaret Değil
Sağlıklı ve diyetinize uygun beslenmek kilo vermek için olmazsa olmazınız. Ancak her şey bununla bitmiyor. Günde yaptığınız hareket miktarı, bol su içmek, yağ yakıcı egzersizler ile diyetinizi desteklemek işinizi oldukça kolaylaştırır.
Bununla beraber dışarıdan aldığınız takviyelerin ödem yapma, iştah açıcı olma gibi özellikleri varsa sorununuz bunlardan da kaynaklanıyor olabilir. Eğer takviye gıda, vitamin ve benzeri ürünler tüketiyorsanız, bu gıdaların özelliklerini iyice araştırmanızı öneririz. Belki sorun, sadece yemediklerinizde olmayabilir!
Öğrenci evinin baş tacı, çalışan annelerin kahramanı ve İtalya’nın önemli sponsoru 🙂 olan makarnanın farklı tatları her zaman çok daha çekicidir. Sade makarna yapıp yemek istemiyorsanız haberimizde sizler için bir araya getirdiğimiz birbirinden lezzetli 5 özel makarna sosunun tarifini uygulayabilirsiniz. İşte damak zevkinize göre seçebileceğiniz o lezzetli tarifler…
1) Bolonez Soslu Makarna Tarifi
En sevilen makarna soslarından biri olan bolonez sos, aslında domates sosa birkaç malzeme daha kattığımızda elde edeceğimiz bir sos. Öyleyse gelin birlikte bakalım. Bu lezzetli sos için şunlar gereklidir:
200 gr kıyma
3 diş sarımsak
1 kuru soğan
1 dolu kaşık salça
1 su bardağı domates rendesi
1 su bardağı küp doğranmış domates
yarım çay bardağı ketçap (dileyen bunun yerine 1 kesme şeker de kullanabilir)
yarım çay bardağı zeytinyağı
karabiber
tuz
kekik
fesleğen (baharatlar isteğe göre)
Peki, bolonez sos için gerekli malzemeler bunlar ama nasıl hazırlayacağız?
İşte bolonez soslu makarna hazırlanışı:
Zeytinyağını tavaya koyun.
Sarımsakları doğrayın ve yakmadan kavurun. Bu, kokuyu ve lezzeti verecek ilk tattır.
Kuru soğanı rendeleyin ve kıyma ile birlikte ilave edip kavurun.
Kıyma tane tane olduğunda salçayı ekleyin.
Bunları karıştırıp iyice birbirine yedirin ve domatesleri ekleyin.
Daha sonra diğer malzemeleri de ekleyin ve karıştırın.
Birkaç dakika kaynatıp altını kapatabilirsiniz.
2) Domates Soslu Makarna Tarifi
Domates sos, makarna için en çok yapılan soslardan biridir ve makarnaya çok güzel bir lezzet katar. İşte lezzetli mi lezzetli domates sosu hazırlanışı için gereken malzemeler:
4 domates
1 yemek kaşığı domates salçası
1 diş sarımsak
tavayı yağlandıracak kadar tereyağı
pulbiber
kekik
tuz (baharatlar isteğe göre)
Makarnaya lezzet katacak olan domates sosun hazırlanışı çok basit. İşte domates sosu hazırlanışı:
Domatesler rendelenir ve salça içinde ezilir. İsterseniz biraz su katarak kıvamını yumuşatabilirsiniz.
Daha sonra sarımsağı ezip karışıma ekleyin ve karıştırın.
Tereyağını tavada eritin ve hazırladığınız sosu döküp pişirin.
Son olarak baharatları ekleyip karıştırın. Sosunuz hazır!
3) Penne Arabiata Tarifi
Acı sevenler için harika bir makarna sosu… İşte penne arabiata için gerekenler:
2 dolu yemek kaşığı tereyağı
5 domates
1 kuru soğan
3 diş sarımsak
1 yemek kaşığı acı ketçap
8-10 dal maydanoz
tuz
pulbiber
yarım su bardağı rende kaşar (dilerseniz üzeri için)
Penne arabiata makarnanın hazırlanışı ise şu şekilde:
Tereyağı eriyince ince kıyılmış soğanı ekleyin.
Domatesleri rendeleyip ekleyin.
Ketçap, pul biber, dövülmüş sarımsak ve tuz ilave edin.
Domates salça gibi olana kadar pişirin.
Maydanozları küçük küçük doğrayıp ekleyin ve birkaç kere karıştırın.
Haşlanmış makarnanıza katmak için sosunuz hazır.
4) Fesleğen Soslu (Pesto) Makarna Tarifi
Mutfağa dolan o harika koku, fesleğenin kokusu, makarnayı tatmadan bile insanı mest ediyor. İşte harika lezzete sahip olan fesleğen soslu makarna, yani pesto makarna için gereken malzemeler:
8-9 dal taze fesleğen
100 ml. sıvı krema
3 yemek kaşığı peynir rendesi (mozerella rendesi daha iyi olur)
3 diş sarımsak
2 yemek kaşığı dolmalık fıstık (isteğe göre)
yarım çay bardağı zeytinyağı
tuz
karabiber
yeşil zeytin (yeşil zeytinleri küçük küçük doğrayıp eklemek de çok güzel bir tat katıyor)
Robot varsa robotta çekmeniz iyi olacaktır. Yoksa küçük küçük doğramalısınız.
Daha sonra içine sarımsağı, zeytinyağının yarısını, peynir rendesini ve fıstıkları koyup karıştırın.
Daha sonra kalan yağı, tuzu ve karabiberi ekleyip tekrar karıştırın.
Tavaya alıp içine kremayı ekleyin. 2 dakika kadar kısık ateşte karıştırın.
5) Kremalı Mantarlı Makarna Tarifi
Kremalı mantarlı makarna en sık yapılan makarna tariflerinden biri olarak damaklarımızın yakından bildiği bir lezzet. Güzel mi güzel bu makarna tarifinin hazırlanışı için gerekli malzemeler şunlar:
2 yemek kaşığı tereyağı
500 gr. mantar
2 diş sarımsak
400 gr. krema
tuz
karabiber
Gelelim kremalı mantarlı makarnanın hazırlanışına… İşte bu harika lezzetin çok kolay olan hazırlanışı:
Tereyağını eritin.
İnce dilimlenmiş sarımsakları ekleyin.
Birkaç kez karıştırıp mantarları ekleyin ve iyice pişirin.
Daha sonra krema, tuz, karabiber ilave edin. Afiyet olsun!
Kadinvesaglik.org
Bu yazı, https://www.neoldu.com/ sitesinden alınmıştır.
Eminim hepimiz seviyoruzdur yurtdışı tatillerini ama maalesef kafamıza estiği gibi atlayıp gidemiyoruz çoğu ülkeye. Yeşil pasaportluları bu yazıda şöyle bir kenara alalım, biz fanilerin gidebileceği en güzel ülkeleri şöyle bir hatırlatalım istedik. Yine de bu ülkelerin bazılarının online sistem üzerinden prosedürleri olabileceğini hatırlatalım. Sorgusuz sualsiz, vize bekleme derdi olmadan gidebileceğiniz en güzel ülkeler için bavullarınızı hazırlamaya başlayın isterseniz!
1. Sırbistan
İlkler herkes için değişkendir tabii ki. Ancak son zamanlarda Sırbistan’da inanılmaz genç bir ruhun hakim olduğu teyit edilmiş bir bilgi. Özellikle Sırbistan’ın Belgrad şehrini, Avrupa şehirlerinden ayırmak neredeyse mümkün değil. Birçok ülkeden akın eden üniversite öğrencileriyle şehrin 7 24 ayakta olduğu oldukça konuşulan bir durum. Şehri ve ülkeyi özellikle bahar ve yaz aylarında ziyaret ederseniz, cıvıl cıvıl sokakları, cana yakın insanları ile kopamayacağından eminiz. Yine de bu Beyaz Şehir’i ve ülkeyi adının hak ettiği gibi kışın ziyaret etmek isteyenler için de birçok görecek yer imkanı mevcut. Bu ülkeye seyahat etmeyi düşünenler bizim için de yerel kahvesinden bi kere içsin mutlaka!
2. Bosna Hersek
Saraybosna ve Mostar‘ın güzelliği kesinlikle görülmeye değer. Kardeş ülke olmasının verdiği sıcaklığı ülkenin her yerinde hissedebiliyorsunuz. Doğasıyla eşsiz bir ülke olduğunu söylememize ise gerek bile yok. Duygusal bir atmosfere sahip bu güzel ülkeyi seyahat planlarınızın yanına mutlaka bir iliştirmenizi öneririz. Hatta daha uzun bir seyahat planı yapmak isteyenler, Sırbistan’dan Bosna‘ya geçip güzel bir Balkan turu yaşayabilirler.
3. Japonya
Vizesiz ülkeler diyince gözünüz sadece komşu ülkelerimizi aramasın. Yaşadığımız ülkeden tamamen farklı bir kültüre ait bu yeri bence gezilecek yerlerin başında değerlendirebilirsiniz. Japonya’ya gitmek sizin için sadece bir seyahat değil, aynı zamanda çok farklı bir deneyim olacak. Her gidenin farklı bir hikaye edindiği Japonya’da kendinizi bambaşka biri gibi hissedeceksiniz.
4. Maldivler
Eğer bu tatil için birikiminizin bir kısmını gözden çıkarmayı düşünüyorsanız, biz sizi tutmayalım! Maldivler’in gözümüzde büyüleyici bir fotoğraf karesi gibi bir yeri var kesinlikle. Ancak Maldivler’e iyi bir bütçe ayıramıyorsanız, tatil sizin için çok da “beklendiği gibi” olmayabilir. Yine de iyi bir tatil planı, lüks bir otel ile bu rüya gibi adalarda çok çok mutlu olacağınızdan eminiz.
5. Güney Kore
Son zamanlarda Ayla filmi ile akıllara tekrar düşen, canlı ve harika bir ülke Güney Kore. Ülkenin tarihi, aktiviteleri, farklı ve zengin mutfağı ile kesinlikle çok farklı bir deneyim sunacağını garanti edebiliriz. Seul gibi her zaman yaşayan bir şehrin festivallerinde doyasıya zaman geçirmek çoğumuzun yaşamak isteyebileceği bir tatil serüveni. Üstelik, şehrin rengarenk kalabalığında kendinizi içlerinden biri gibi hissetme şansını yakalayacaksınız!
Çağımıza damgasını vuran bir tasarımcı, kendi doğrularından hiçbir zaman taviz vermeyen bir stil ikonu, devrin moda kavramını alt üst eden bir modacı, adına birçok hayat ve servet feda edilen karşı konulamaz bir sevgili, ünü ve şöhreti hiçbir zaman ölçülememiş patroniçe, geçmişini peri masalına dönüştüren bir kraliçe…
Boy Chapel, ünlü Rus Besteci Stravinsky ve Westminster Dükü’nün büyük ve derin aşkı, yazar Cocteau ve Picasso’nun yakın dostu Gabrielle Coco Chanel’i gelin yakından tanıyalım…
Gabrielle Bonheur Chanel Doğuyor
19 Ağustos 1983 yılında Batı Fransa-Saumur’da Jeanne Devolve adında temizlikçi bir kızın ikinci çocuğu dünyaya gelir. Baba, Albert Chanel at arabası ile kasabalardaki pazarları dolaşır, göçebe bir yaşama sahip Albert Chanel seyyar satıcı olarak hayatını sürdürmekte ve ailesinden bir haber yaşamakta. Gabrielle’nin doğumundan 7 yıl sonra anne ve babası evlenirler. Bundan 5 yıl sonra anne Jeanne, henüz 20 yaşındayken tüberküloz nedeniyle hayatını kaybeder, ardında 5 çocuk bırakır. Gabrielle’nin kendinden 1 yaş büyük bir ablası, kendinden küçük 1 kız, 2 erkek kardeşi vardı.
Genç Jeanne’nin ölümü ardından erkek kardeşler işçi olarak çalıştırılmak için tarlalara, Gabrielle ve kız kardeşi de Katolik Manastırına eğitime gönderilirler. Bu sıkı ve disiplinli hayat Gabrielle Chanel için katlanılır değildir. Bu sıkı disiplin ve Katolik inancının zorlu telkinleriyle baş etmek zorundadır ancak Gabrielle buna katlanmayacaktır, bu onun istediği hayat değildir.
18 yaşına geldiğinde Gabrielle artık manastırda kalmak için oldukça büyüktür. Gabrielle’nin bu fırsatı kaçırmaya niyeti yoktur, kardeşlerini de yanına alarak Katolik kızların kaldığı Fransa’nın Aubazine şehrinde bulunan bir evde kalmaya başlarlar. Aubazine’de kaldığı 6 yıl boyunca dikiş dikmeyi öğrenir. Ve terzi olarak işe başlamayı kafasına koyar genç Chanel. Birkaç zaman içerisinde Fransız Subaylarının kıyafetlerini diken bir terzide işe başlar. Chanel’in çalıştığı yere sık sık gelip gitmektedir Süvari Fransız Subayları… Ve Etienné… Gabrielle isminin unutulup Coco oluşu, Chanel’in ilk aşkı… Etienné genç bir Fransız Subayıdır. İlk görüşte etkilenmiştir genç Chanel’den, tıpkı Chanel gibi. Tanıştıkları gün Etienné Gabrielle’yi Fransız Subaylarının gittiği Cafe Chantant adlı eğlence mekânına davet eder. Chanel ilk kez böyle bir yere gelmiştir. Kadınlar, kahkahalar, dans, subaylar, sigara dumanı ve sahne… O sırada sahnede bir kadın şarkı söylemektedir. Etienne, Gabrielle’nin sahneye çıkıp kendisi için bir şarkı söylemesini ister. Zoraki de olsa sahneye çıkan Gabrielle piyanist’in yanına yaklaşarak “Qui qu’a vu Coco dans I’Trocadero?” parçasını biliyor musunuz der. Yani “Coco’yu Trocadero’da kim gördü? … Şarkı biter ama alkışlar bitmez bir yandan da Bir daha Coco! Bir daha Coco! Diye haykırışlar gelmektedir. Gabrielle sahneden indikten sonra Etienné kendisine sarılır ve “Co-co Co-co” diye fısıldar, “sen benim için bugünden sonra Coco olucaksın” der. ve Coco Chanel aslında o gün doğar…
Etienné Balsan isimli Fransız Subayı ile 3 yıl boyunca metres hayatı yaşar Coco Chanel. Coco için bu yaşam tarzı başlarda oldukça çekici gelse de aslında yine de mutsuz olduğunu hisseder. Etienné’nin çiftliğinde tüm gün parti ve içki eşliğinde misafir ağırlamak Coco’ya göre değildir.
1908 yılında Balsan’ın düzenlediği bir partiye arkadaşı Boy Chapel’de davetlidir. Boy Chapel; İngiliz üst sınıfına mensup, aristokrat bir aileden gelmektedir. O gece birbirini gören Boy Chapel ve Coco Etienné’yi arkalarında bırakarak beraber Paris’e giderler. Aşk hiçbir şeye dur diyememektedir. Ve onlar âşık olmuşlardır. Boy Chapel, Coco için Paris’te bir apartman dairesi kiralar ve Chanel’in ilk dükkânını açmasını finanse eder. İlk olarak şapka tasarlar Coco. 1910 yılında Chanel’in 21 tane şapka dükkânı vardır. Ardından Coco’nun lüks ve kişiye özel kıyafet tasarımları gelir ve Chanel markası büyümeye başlar.
Chapel ve Chanel çifti Deauville’de uzun zaman beraber mutlu vakit geçirseler de Chapel hiçbir zaman Coco’ya dürüst olamaz. Ve 9 yıl sonra aristokrat bir İngiliz bayanla evlendi buna rağmen hiçbir zaman Coco ile bağlarını koparmadı. Boy Chapel’in araba kazasıyla hayatını kaybettiği gün Coco onu yalnız bırakmaz ve Chapel’in ölümünün ardından, ‘”onun ölümü benim için büyük bir şok oldu. Chapel’i kaybettiğim gün aslında her şeyimi kaybettim. Hayatta gelebilecek tüm mutlulukları da kaybettiğimi söylemek zorundayım.” diye bir açıklama yapmıştır.
1920’de balet Sergei Diaghilev tarafından Igor Stravinsky ile tanıştırılır. Tutkulu bir aşk yaşayan ikili kısa süre içerisinde yollarını ayırırlar.
1925 yılına gelindiğinde Coco, Avrupa’da ki elit kesime hitap edilen ve tasarımları herkesin beğenisi toplayan bir modacı olmuştur artık. Bu sene içerisinde, İngiliz aristokratlarından Vera Bate Lombardi’nin düzenlediği partiye Bayan Lombardi’nin yakın arkadaşı olan Coco’da çağırılır ve o partide Westminster Dükü ile tanıştırılır. Coco resmi olarak adı konulmasa da artık bir düşestir…
Westminster Dükü, Coco’ya pahalı mücevherler, değerli sanat eserleri ve Londra’ya yakın bir bölge olan Mayfair’da bir ev armağan eder. 1929 yılında, Dük, Coco için Monte Carlo yakınlarında bir arazi satın alır ve Coco’da buraya büyük bir villa inşa eder. Dük ve Coco’nun ilişkisi on yıl kadar sürer. Coco, zamanın en gözde erkeklerinin metresi olmasına rağmen hiçbir zaman evlenmedi. Ona neden Westminster Dükü ile evlenmediği sorulduğunda “Bugüne kadar birkaç tane Westminster Düşesi olmuştur ancak dünyada yalnızca bir tane Chanel vardır.” demiştir.
1939 yılında 2. Dünya Savaşı başladığı Chanel tüm dükkanlarını kapattı. Yalnızca evinde haute couture giysiler dikerek o dönemi geçirdi. 1945 yılında, Coco İsviçre’ye taşındı. Ve 1954 yılında Paris’e geri döndü. Aynı yıl Chanel’ moda dünyasına da geri döndü. Kendine yeniden dükkan açtı. Sadık İngiliz ve Amerikan müşterileri sayesinde eski ününe kavuştu.
1971 yılının başında 87 yaşındayken Coco, yaşlılığa engel olamadı yorgun ve hasta düştü. Ancak buna rağmen bahar koleksiyonunu hazırlamaktan da geri kalmadı. 1983 yılında 10 Ocak günü bir pazar sabahı hayata gözlerini yumdu.
” Başarı her zaman yenilginin ne demek olduğunu bilmeyenlerindir.” -Coco Chanel.
Coco Before Chanel Film Fragmanı
Kadinvesaglik.org
Bu yazı, http://blog.modapedia.com sitesinden derlenmiştir.