Devamı
    Ana Sayfa Blog Sayfa 287

    Çağımızın Hastalığı: Laktoz İntoleransı

    0

    Süt ve süt ürünleri yaşam boyu hem çocuklar hem de yetişkinler için yeterli ve dengeli beslenmede vazgeçilmemesi gereken en önemli besin grubu. Ancak özellikle süt içtikten sonra, bazı kişilerin alerji veya intolerans sorunu yaşadığını biliyoruz. Eskiden süt intoleransına nadir rastlanırdı. Bugün ülkemizde her 100 aileden 25’inde çocukların sütü rahat içemediği, 22’sinde ise süt içiminden sonra rahatsızlık yaşadığı biliniyor. Yaşla birlikte her 100 kişiden 70’inde laktaz enziminin salınımının azalması hassasiyetin daha sık görülmesinde etkili oluyor. İskandinav ülkelerinde laktoz intoleransı görülme sıklığı yüzde 2 iken, Güney Amerika ve Afrika’da yüzde 50, Asya’da neredeyse yüzde 100. Bu oran Türkiye için ise yüzde 70-80 olarak belirlenmiş.

    LAKTOZ INTOLERANSI NEDİR?

    Laktoz, süt şekeri olarak bilinen glikoz ve galaktoz adlı iki basit karbonhidratın birleşmesiyle meydana gelen, süt, yoğurt, peynir, ayran ve kefirde bulunan bir karbonhidratçeşidi. Bu yiyeceklerin dışında tereyağı, krema, kaymak ve dondurmada da laktoz bolca var. Yiyeceklerle aldığımız laktoz, ince bağırsağa gelinceye kadar vücudumuzda bir sindirim işlemine uğramaz. İnce bağırsağa ulaşan laktoz molekülünün, bağırsak içi epitel hücrelerinin fırçamsı kenarlarında bulunan ve buradan salınan özel bir enzim olan laktaz enzimi sayesinde sindirimi başlar. Laktaz enzimi annenin hamileliğinin son döneminde bebeğin bağırsaklarında oluşmaya başlar ve çocukluk döneminde en yüksek seviyeye çıkar. Yaşam boyu da bağırsaklarda salınır. Bebekler doğumdan sonra anne sütünde de var olan laktozu, bağırsaklarında hazır bulunan laktaz enzimi ile çok rahat bir şekilde parçalar. Fakat bazı bebeklerde bu enzim bağırsaklarda çok az salgılanırsa sindirilmeyen laktoz, ince bağırsak ve kolondaki bazı bakteriler tarafından parçalanmaya başlar. Bu parçalanma ile hidrojen, karbondioksit ve metan gazları oluşur. Bu da erken bebeklik döneminde çocukta gaz, karın ağrısı, kramp, şişkinlik, bulantı, kusma, ishal ve sıvı kaybı gibi sorunlara neden olur.

    TANI GEÇ KONULUYOR

    Genelde bu belirtiler birçok gastrointestinal sistem hastalıkları ile benzerlik gösterdiği için çocuklarda ve yaşla birlikte yetişkinlerde görülen laktoz intoleransı tanısı hastalara epeyce geç konulur. Tedavisi de hayatı boyunca hastaların yakasını bırakmaz. Yaşla birlikte laktaz enzim kapasitesi azalabilir, bağırsaklarda oluşan hasarlar bu enzimin salgılanmasını engelleyebilir. Ağır sistemik bağırsak hastalarında, özellikle de irritabl bağırsak sendromunda enzim çalışma kapasitesi düşerek laktoz intoleransı gelişebilir.

    BESLENMEDE NELERE DİKKAT EDİLMELİ?

    Laktoz intoleransında beslenmeden laktozlu yiyecekler çıkarılınca hastalık tedavi olurken ana kalsiyum kaynaklarından fakir beslenme ve kaliteli protein kaynağının vücutta yeterli alınamaması çocuklarda büyümede gecikme, büyüyen çocukta ve erişkinde kemik yapımında bozulma sonucu osteoporoza yol açabilmektedir. Bu nedenle laktoz intoleransı olan kişilerin B2, D vitamini, kalsiyum, megnezyum ve fosfordan dengeli bir beslenme desteği ile yaşamlarını sağlıklı devam ettirmeleri mümkündür. Birçok laktoz intoleransı olan ve belirli bir miktar laktozu tolere edebilen kişilerin süt dışındaki süt ürünlerini yemelerinde sakınca olmadığını belirtmeliyim. Özellikle peynir, yoğurt ve kefir gibi süt ürünlerinde sütteki laktozun fermentasyonu sonucunda süte göre laktoz miktarı azalır. Birçok laktoz intoleransına sahip bireyler sert peynir, süzme yoğurt ve kefiri rahatlıkla az miktarda da olsa tüketebilir. Laktoz intoleransına sahip olan kişiler günlük beslenmelerinde bazı baklagiller, yeşil yapraklı sebzeler ve yağlı tohumların da çok az miktarda da olsa laktoz içermesinden dolayı yerken dikkat etmeliler. Çok az laktoz intoleransı olan kişilerde ıspanak, taze fasulye, marul, mercimek, badem yedikten sonra gaz ve şişkinlik görülebilir, bağırsaklarda ağrı yaşanabilir. Hazır birçok yiyecekte laktoz mevcuttur. Özellikle çikolata, bisküvi gibi süt, tereyağı eklenerek hazırlanmış endüstriyel yiyecekler, waffle, pancake, kraker, kek, kurabiye gibi pastacılık ürünleri, işlenmiş etlerden sosis, margarin, salata soslarında laktoz bulunabilir. Bu nedenle alınan ürünlerin besin etiketleri iyice okunmalı.

    RAHATSIZLIĞIN TESPİTİ İÇİN HANGİ TEST YAPILMALI?

    Laktoz intoleransı için altın standart, ağrılı ve uygulaması zor bir yöntem olan ince bağırsağın uygun kısmından alınan biyopsi ile laktaz enzim aktivitesi ölçümüdür. Kesin tanı için tek yöntemdir ama pratikte ilk başvurulan olmaz. İkinci yöntem ise Laktoz Tolerans Testi. 50 gram laktoz alımı sonrasında hızla klinik belirtiler ortaya çıkar ve kan şekerinde 20 mg/dL artışa idrarda galaktoz atımı eşlik eder. Bu bulgular tanının konmasında yeterli bulunur. Sık uygulanan ve laktoz intoleransı tanısı koymada en pratik yöntem ise Laktoz Nefes Testi. 50 gram laktoz tüketimi sonrasında nefes ile açığa çıkan hidrojen miktarının ölçülmesi ile değerlendirme yapılır. Laktoz intoleransında laktoz içeren besinlerin diyetten çıkarılması iyileşmeyi hızlandırdığı için biyopsiyi kabul etmeyen kişilerde ya da diğer test olanaklarını bulamayanlarda sadece beslenme planından laktoz kaynaklarının çıkarılarak bireyde laktoz intoleransına yönelik şikayetlerin izlenmesi yöntemi de uygulanabilir. Diyet birkaç yolla kolayca yapılabilir. Beslenmede laktoz içeren tüm besinler çıkarılabilir, düşük laktoz içeren beslenme yoluna gidilebilir. Laktoz içeren besinlerle eczaneden alınan laktaz enzimini tüketmek de intoleransı olan kişiler için izlenebilecek en doğru yollardan. Fakat en etkili yöntemin laktoz içeren yiyeceklerin eliminasyonu olduğunu belirtmekte yarar görüyorum. Bazı tıp merkezleri dışkıda redüktan madde, idrarda şeker kromotografisi gibi yöntemlerle de tanıya ilişkin değerlendirme yapılmakta. Kan testi ile laktoz intoleransı değerlendirilmesi ise mümkün değil..

    LAKTOZSUZ SÜT ÜRÜNLERİ TEK ÇARE

    Laktoz intoleransına sahip veya şüphesi olan kişilerde süt başta olmak üzere süt ürünlerinin yaşamdan çıkarılması başta kalsiyum olmak üzere birçok elzem besin öğelerinin yetersizliklerine neden olabilmekte. Kalsiyum kaynaklarından arındırılmış bir beslenme planı ile laktoz intoleransı hastalarında osteoporoz, hipertansiyon ve bazı kanser türlerine yatkınlık gözlemlendiğinden mutlaka bir miktar laktoz içeren yiyeceğin beslenmede bulundurması sağlanmalı. Laktoz intoleransı olan bireylerde günde 12 grama kadar laktoz alımı tolere edebilirken çok nadiren 1-2 gram laktoz aldıklarında şişkinlik, gaz, hazımsızlık ve karında ağrı görülebilmekte. Yeni besin teknolojileri, laktoz içeriği tüm bireylerde tolere edebilecek düzeyde azaltılmış ürünleri geliştirebilmekte. Sütün laktoz içeriğini azaltmak için kullanılan ultra veya nanofiltrasyon veya kromatografi yöntemleri laktozu filtreleyerek laktozsuz süt üretimini sağlayabilmekte. Sütten ayrıştırılan laktoz ise besin sanayisinde kullanılmakta. Ayrıca laktaz enzimi ile laktoz parçalanarak sütün bileşiminde bulunan doğal laktoz miktarı azaltılarak da laktozu azaltılmış sütler yapılabilmekte. Bunun için süt teknolojisi 6-8 derecede süte laktaz enzimi ekleyerek 20-30 dakika bekletilmesi ile sütün laktoz içeriğini düşürme yoluna gidiyor. Laktaz enzimi 100 ml süte 2 ya da 4 damla eklenerek hazırlanabilmekte. Laktaz enzimi eklenen sütün içindeki laktoz enzimatik reaksiyonlar sonucunda glikoz ve galaktozun açığa çıkması ile süt tatlanır ve keyifli içilebilecek kıvam alır.

     

    Kadinvesaglik.org

     

    Bu yazı, https://www.sabah.com.tr/ sitesinden alınmıştır.

    Yıllardır Süregelen Bir İnanç: Kurşun Döktürmek

    0

    Kurşun döktürmek, nazarın ve kötü enerjinin ortadan kaybolması, atılması için uygulanan bir batıl inanç. Halk arasında ise oldukça iyi biliniyor. Çoğu zaman, başına kötü bir şey gelen veya işleri yolunda gitmeyen bireylerin, kurşun döktürmeye yöneldiklerini görebilirsiniz.

    Kurşun döktürmek tamamen psikolojik bir rahatlamaya dayanmakta. Yani aslında, kurşun döktürmenin gerçekten işe yaradığını söyleyemeyiz. Yine de, kurşun döktüren kişiler, bu ritüelden sonra oldukça rahatladıklarını belirtiyorlar. Bu nedenle, kurşun döktürmenin nasıl ve neden yapıldığını incelemenin merakımızı gidereceğine inanıyoruz!

    Büyü, nazar gibi olayların yanı sıra, içsel rahatsızlıklardan kurtulmak amacı ile de kurşun döktürülüyor. Kurşun dökmenin, herkesin yapamayacağı bir işlem olması da bilinen bir konu. Ailede önceden kurşun döken birinin olması bu işlem için gerekliliklerden biridir öncelikle.

    Kurşun dökmek için ilk olarak kurşun eritme kepçesi, kurşun külçeleri, geniş madeni tas, su ve kumaşa ihtiyaç vardır. Kurşun külçeleri ocak üzerinde kurşun eritme kepçelerinde eritilir.
    Bu kurşun, kurşun dökülecek kişinin başından dökülür. İşlem sırasında, kişinin başının korunaklı olması, herhangi bir soruna sebebiyet vermemesi adına kumaşla örtülür. Kızgın kurşunlar, sağ el ile sol elde tutulan su dolu bir tas içerisine dikkatlice boşaltılır. Ayrıca işlem tamamlandıktan sonra, kurşun suyunun dökülen kişiye içirilmesi de bu ritüel hakkında bilinenler arasında. 

    Kurşun döktürmenin gerçekliği olmamasının yanı sıra, İslam dininde de yerinin olmadığını biliyoruz. Bununla birlikte, aslında kurşun döktürmek insan sağlığına oldukça zararlı. Özellikle kurşun döktürmenin kapalı alanda gerçekleşmesi, işlem esnasında çıkan buharın havaya yayılmasını da engelliyor. Bu durum, o ortamda havayı soluyanlar için oldukça tehlikeli.

    İnsanların sıklıkla, günlük sorunlarından veya çözemedikleri sıkıntılarından kurtulmak için böyle yöntemlere başvurduklarını görüyoruz. Bu tarz ritüeller gerçek bir çözüm yaratmaktan çok, kişinin psikolojik olara rahatlamasına yarar sağlıyor. Ancak kurşunun masum bir madde olmadığını bilmekte yarar var. İnsan sağlığını doğrudan etkilediği için, fal gibi diğer batıl inançların yanında oldukça tehlikeli bir noktada yer alıyor.

     

    Kadinvesaglik.org

    Salep’in Öyküsü

    0

    Salep ’in ilginç öyküsü Fethiye de yetişen Anadolu orkidesi ile başlar. Efsaneye göre bir zamanlar yaramaza bir çocuk varmış. Çocuk hiçbir lafın altında kalmadan cevabını verir kendisine yapılan uyarılara da aldırmazmış. Bir gün Tanrı bu çocuğu cezalandırmaya karar verir ama çocuk olduğu için kıyamayıp, dilini ensesinden çıkartarak bir çiçeğe dönüştürmüş. Salep ‘in Türk Kültüründe yer alması 8 yüz yıla Türklerin İslamiyet’i kabul etmesi ile başlıyor. Türkiye de doğal ortamda yetişen sadece 40 tane orkideden salep elde edilebiliyor. Bunların kalitesi yetiştiği ortama ve türüne göre değişiyor.

    Salep orkideler ailesinin birçok türünün toprak altı yumrularından elde edilen toz ve bundan üretilen içecek. Ayrıca orkide türlerine Anadolu’da verilen genel ad. Salepgiller familyasından; tel köklü otsu bir bitkidir. Kökünde 2 tane yumru vardır. Bu yumrular nişasta benzeri polisakkarit glucomannan ismi verilen bileşikler içerir. Gövdesi, dik ve silindirimsidir. Çiçekleri salkım veya başak şeklindedir.

    Kış günlerinde içimizi ısıtan, üzerine tarçın serpilmiş bir salepi, doya doya içeriz. Salep güzel bir içecek olduğu gibi, faydaları da vardır. Orkideler ailesinin toprakaltı yumrularından elde edilen tel köklü, otsu bitkidir. Kökünde 2 yumru vardır, gövdesi, dik ve silindirimsidir. Çiçekleri salkım, veya başak şeklindedir. Salep olarak kullanılan yeri, köklerindeki yumrularıdır. Salep yumruları, müsilaj, glikoz ve uçucu yağ taşır. İçerdiği en önemli madde ise glikomannandır. Su ve sütle birlikte kullanıldığında, şiştiği için, yaygın şekilde dondurma hammaddesi olarak da kullanılır. Özellikle Maraş dondurması olarak bilinen dondurmaya, tat ve koku kazandırır.

    Salepin faydaları: 

    • Göğüs yumuşatıcı
    • Öksürük ve bronşit giderici,
    • Kabızlığı önler,
    • Zihni güçlendirir,
    • Basur hastalığının tedaviside kullanılır,
    • Adeti düzenler,
    • Bağırsaktaki kurtların düşürülmesine yardımcı olur,
    • Vücuttaki ısıyı arttırtır.

    Hakiki Salep Tarifi

    Malzemeler:

    (1 Litre salep için)
    • 1 litre soğuk süt,
    • 1 çay kaşığı saf salep,
    • 1 çay kaşığı nişasta,
    • 1 paket vanilya,
    • Biraz tarçın,
    • Biraz toz şeker.

    Tarifi:

    Önce aktardan hakiki salep tozu satın alın. 1 tepeleme tatlı çay kaşığı salep ve 1 tepeleme çay kaşığı nişastayı (herhangi bir türü), biraz şekerle birlikte, küçük bir kasede karıştırın. Biraz ılık süt ile ezerek, bulamaç haline getirin. Bir yandan ocakta 1 litre süt kaynatın, kaynayan süte hazırladığınız karışımı, yavaş yavaş ekleyerek, bir yandan da çırpın. Tadına bakarak, dilediğiniz kadar şeker ekleyin, kısık ateşte yarım saat kadar kaynattıktan sonra, ocaktan almaya yakın, 1 paket vanilya ekleyin. Vanilyayı iyice karıştırdıktan sonra ocaktan alıp, sevdiğiniz bir kupaya doldurup, bol tarçın ilavesiyle yudumlayın.

    Genellikle fazla yapıp, kalanı soğuyunca buzdolabına kaldırılır. Sonraki birkaç gün boyunca, içeceğiniz kadarını ısıtıp içersiniz.

    Nişastalı Salep Tarifi

    Malzemeler:

    • 1 tatlı kaşığı nişasta
    • 1 tatlı kaşığı patates nişastası
    • 1 tatlı kaşığı pirinç unu
    • 1 su bardağı süt
    • 1 1/2 çorba kaşığı toz şeker
    • Tarçın (isteğe bağlı)

    Tarifi:

    Tencerede nişasta, patates nişastası ve pirinç ununu hafif kavurun. Daha sonra süt ve toz şekeri ekleyin. Kıvamını alıncaya kadar pişirin. Servis yapmadan önce, üzerine tarçın serpebilirsiniz.

     

    Kadinvesaglik.org

     

    Bu yazı, http://www.bucakozsalepci.com/ ve http://www.infethiye.net/ sitesinden derlenmiştir.

    Stilinize Şehirler İlham Versin: Londra Sokak Stili

    0

    Londra, havası ve sokakları itibariyle soğuk ama bir o kadar da asil bir şehir. Sizi Londra sokaklarında hissettirecek görünümler ile, aralık ayını geçirmek istiyorsanız, Londra Sokak Stili ile tanışmanın tam da sırası!

    Londra hem asi hem asil, hem muntazam hem de uçuk kaçık olmayı aynı anda başarabilen bir ruha sahip. Şehir kapalı havasının yanı sıra renkleri de içinde barındırıyor. Siz de cesur renkler ile klasik stilinizi bir araya getirmeyi seviyorsanız, bu şehire aitsiniz diyebiliriz.

    Şehir elbette pahalılığını “haute couture” giyimi içinde barındırarak gösteriyor. Yine de Londra stilini yakalamak için bu markaları takip etmek zorunda değiliz. Londra’nın kendine has tarzı, ünlü moda evlerine aykırı kombinler yapmak için de oldukça müsait.

    Londra stilini ofis hayatınıza taşımak istiyorsanız, soğuk ama iddialı renkler tam size göre. Mavinin ve bordo kahvelerin daha tok tonları ile bu sezon çok göreceğimiz beyaz ayakkabılarınızı rahatlıkla kombinleyebilirsiniz. Bu tarz görünümler iş sonrası yapacağınız akşam yemeği planları veya toplantılara da oldukça yakışacaktır.

    Belki bir hafta sonu etkinliğindesiniz belki de bir ev ziyaretinde. Ekosenin çıktığı topraklarda, bu sezonun trendini kullanmasak olmazdı! Oversize üstler ve kalem etekler, bizim gözümüze Londra caddelerini getirdi bile.

    Cuma akşamlarının kurtarıcısı uzun kollu elbiseler diyebiliriz! Aralığın havasına uyum sağlayacak içi kürklü kabanlar ve kalın topuklu botlar ile elbiselerinizi kombinleyebilirsiniz.

    Spor ve şık Londra stili diyince aklımıza jean’lerden başka bir şey gelmiyor! Baskılı t-shirtler ve oversize kürkler ile siz de Londra’nın gündüz saatlerindeki ruh halini yakalayabilirsiniz.

    Londra stilinin pek de bütçe dostu olmadığından yazımızın başında bahsetmiştik. Şehir, Burberry moda evine ev sahipliği yapmasından ötürü, en çok da Burberry tarzını yansıtıyor. Klasik giyimin öncülerinden olan bu stile, siz de trençkotlarınızla katılabilir. Bol, yüksek kumaş pantolonlar ile kazaklarınızı kombinleyebilirsiniz.

    Katılacağınız bir partide Londra’nın stilinden ilham almak istiyorsanız, biraz cesur olmalısınız. En payetli eteklerinizi şişme montlar ile kombinlemek, neon şapkalar ile stilettoları birleştirmek abartı bile sayılmayacak! Hafta içi içine kapanan bu şehrin, tüm enerjisiniz hafta sonuna sakladığını unutmayın. Siz de bu enerjiyi daha gece başlamadan kıyafetiniz ile yansıtabilirsiniz!

     

    Kadinvesaglik.org

    Lazer Epilasyon Hakkında Her Şey

    0

    Birçok kadın istenmeyen tüylerden kurtulmak istemektedir. Laser epilasyon istenmeyen tüylerden kurtulmanın en iyi yoludur. Lazer epilasyon fiyatları ve yapılan uygulamanın sonuçları düşünüldüğünde en ucuz epilasyon yoludur. Lazer epilasyon kalıcı epilasyon sağlar. Bu nedenle tüm dünyada en çok uygulanan epilasyon yöntemi lazer epilasyondur. Bu sitede lazerle epilasyon hakkında tüm ayrıntıları vermeye çalışacağız.

    Lazer epilasyon, lazer aletleri kullanılarak yapılmaktadır. Lazer aletlerinin gelişim süreci uzun yıllar almıştır. Yüzyıl kadar önce Alberth Einstein tarafından öne sürülen lazer teorisinin fonksiyonel lazer aletlerine dönüşümü geçen yüzyılın sonunda gerçekleşebilmiştir. Lazer aletleri fototermoliz yasasına göre çalışır. Yani lazerler sadece kıl köküne ve kıla etki edecek şekilde tasarlanmıştır. Lazerli epilasyon bu nedenle etkin ve güvenli sonuçları ile dikkat çekmektedir.

    Lazer epilasyon uygulamaları ile ilgili günümüzde hatırı sayılır miktarda bilimsel yayın üretilmiştir. Bilimsel yayınlar incelendiğinde lazer epilasyon sonuçlarının güvenli ve kalıcı olduğu gözlenmektedir. Sitemiz aletler, merkezler ile ilgili güncel bilgileri size sunmaya çalışacaktır.

    Lazer Epilasyon Nerede Yapılıyor?

    Lazer epilasyon uygulamaları son yıllarda hastane, tıp merkezi, polikliniklerde yapılmaya başlanmıştır. Uygulamalar için konunun uzmanları tarafından yönetilen ve bu iş için bir ekiple çalışan merkezleri öneririz. Uygulama takip eden seanslar şeklinde birden fazla seans şeklinde uygulanmaktadır.

    Lazer Epilasyon Kaç Seans Yapılır?

    Seans aralıkları yaklaşık 2 ay kadardır. Bazı bölgelerde özellikle yüz lazer uygulamalarında bu süre bir aydır. Lazerli epilasyon seanslarında her seferinde belli miktarda kılda azalma olur. Kıllar seyrekleşir. Bir miktar kıl incelir. Yaklaşık 6 seansın sonunda istenen başarı elde edilir. Lazer uygulamaları tıbbın birçok alanında kullanılmaya başlamıştır. Özellikle ameliyatlarda, göz hastalıklarında kullanılan lazerler geliştirilmiştir.

    Hücresel düzeyde kullanılan lazerlerde vardır. Daha ileri çalışmalar devam etmektedir. Ayrıca lazer cihazları cildin gençleştirilmesinde ve cilt izlerinin tedavisinde de kullanılmaktadır. Bu alanda kullanılan lazer çeşidi ise fraksiyonel lazerdir. Sitemiz lazer epilasyon aletleri, lazer epilasyon merkezleri ile ilgili güncel bilgileri size sunmaya çalışacaktır. Bu site kriterlerine uyan aşağıdaki adresleri daha fazla bilgi için önermekteyiz.

    Lazer Nasıl Epilasyon Yapar?

    Lazer epilasyon aletleri fototermoliz yasasına göre çalışır. Yani lazer cihazı sadece kıl köküne ve kıla etki edecek şekilde tasarlanmıştır. Epilasyon yapacak ışın seçilmiş bir dalga boyunda cihazdan çıkar. Başka lazer ışını içermez. Uygulama bu nedenle etkin ve güvenli sonuçları ile dikkat çekmektedir. Lazer enerjisinin hedefi kıl kökleridir. Kıl köklerinde bulunan melanin adlı boya maddesi lazeri çeker. Kıl kökünde yoğunlaşan lazer enerjisi epilasyon için gereken ani ısı değişimini sağlar. Saniyeden daha küçük zaman diliminde oluşan ve yaklaşık 70 derecelere çıkan ısı artışı kıl köklerindeki hücrelere etki eder. Bu etki nedeniyle kıl üretim fonksiyonu bozulur. Yani kökler artık kıl üretemezler. Uygulamalarında kalıcı sonuçların nedeni kıl köklerine olan bu etkidir.

    Lazer Epilasyonun Tarihçesi

    Önce lazer epilasyonun nasıl keşfedildiğini anlatalım. Bu yöntem özel lazer cihazları kullanılarak yapılır. Lazer cihazlarının geliştirilmesi uzun zaman almıştır. 1990 yılında ilk çalışmalar başlamıştır. 1998 yılında lazer epilasyonu yöntemsel olarak gösteren bir makale yayınlandı. Amerikalı doktorlar lazerli epilasyon yöntemini keşfetti. Bundan sonra tüm dünyaya yayıldı. Uygulama için aşırı talep oluştu. Birçok yeni ve modern lazer epilasyon cihazı üretildi.

    Bu uygulama  kozmetik dermatoloji uygulamalarının bir parçası haline geldi. Lazer günümüzde başka tıp alanlarda da kullanılmaktadır. Örneğin ameliyatlarda kullanılmaktadır. Lazerin tıp alanında kullanımı gelecekte daha da artacaktır.

    Lazer epilasyonun çalışma prensibi seçici odaklanma dır. Lazer enerjisi kıl kök bölümünü nişan alır. Bu sayede lazer başka dokulara zarar vermez. Melanin adındaki boya maddesi lazer enerjisini içeri alır. Kök içine giren lazer enerjisi kökün ısısını yüksek derecelere çıkarır. Bu olaylar saniyeden çok daha kısa süre içinde ortaya çıkar. Bu olay sırasında kıl kökü çok ısınır. Kıl kökünde ısı derece olarak 70 santigrat civarına kadar yükselir.

    Bu yüksek dereceli ısı enerjisi kıl kökünü yakar. Eğer Kıl kökleri yanar ise, kıl kökleri kıl üretemez. Bu yöntem  bu nedenle kalıcı epilasyon sağlamaktadır. Kalıcı sonuçlar alınabilmesi için birden fazla seans uygulanır. Her seansta bir miktar kıl kökü etkilenir. Etkilenen kıl kökleri nedeniyle her seanstan sonra alanda bir miktar kıl azalması olur. Takip eden seanslar uygulandıkça başarı sağlanır.

    Lazer Epilasyon Güvenli mi?

    Bu yöntem güvenli bir epilasyon yöntemidir. Lazer epilasyon hakkında birçok bilimsel makale vardır. Bu makaleler lazer epilasyonun güvenli ve etkili olduğunu göstermiştir. Makaleler sonuçlarının kalıcı olduğunu göstermektedir. İşlemden en iyi sonucu almak istiyorsanız profesyonel merkezlerin tavsiyelerine uymalısınız. Bu işlem sadece hastane ve tıp merkezlerinde yapılır. Bu tip merkezleri tercih etmeniz zorunludur.

    Lazer Epilasyon Merkezi Seçerken Dikkat

    Güzellik salonu ve güzellik merkezi bu işlemi yapamaz. Uygulama öncesinde iyi bir araştırma yapmalısınız. Sizin için en doğru merkezi belirleyiniz. Bu merkezle ön görüşme yapmanızı öneririz. Parayı hep ikinci planda düşünmelisiniz. Doğru merkezi seçerseniz kar edersiniz. Lazer epilasyon ortalama 6 seans uygulanır. Profesyonel bir lazer merkezi bulunuz. Bu merkez uzman doktorların çalıştığı bir merkez olmalıdır. Farklı tipte lazer cihazlarına sahip olması önemlidir. Teknik ekibi deneyimli olmalıdır.

    Bulduğunuz merkez bu kriterlere uygun mu? Doğru lazer merkezi bulduğunuza inanıyorsanız başlayabilirsiniz. Uygulamalar seanslar halinde yapılır. Öncesinde bronz olmamak gerekir. Yaz aylarında bronz olunmadığı sürece uygulanır. Seans aralıkları ayda bir ila 2 ayda bir arasında değişir. Vücut bölgelerine göre seans aralıkları fark eder. Koltuk altı, bacak, genital bölge en çok yapılan bölgelerdir. Bu bölgelerde seans aralığı 2 aydır. Yüz bölgesinde ise daha kısadır ve ayda bir uygulanır. Uygulama yapılan lazer cihazları ve lazer dozları başarıyı etkiler. En çok diode ve alexandrite tipi lazerler kullanılmaktadır. Bu lazerlerden sizin cilt ve kıl yapınıza uygun olanı ile uygulama başlatılırsa en iyi sonuç alınır.

    En çok kullanılan lazer epilasyon çeşitleri hangileridir?

    Lazerli epilasyon cihaz çeşitleri oldukça fazladır. Fakat en bilinen üç tip lazerden söz edilebilir. Bunlar dalga boyu uzunluklarına göre kısadan uzuna doğru şöyle sıralanır: alexandrite, diode ve nd yag lazerlerdir. Günümüzde en bilinen ve birçok merkezde kullanılan alexandrite ve diode lazerdir. Bizimde tüm merkezlerimizde bu iki lazer kullanılmaktadır. Hangi durumda hangi lazerin kullanılacağına doktorlar karar vermektedir.

     

    Kadinvesaglik.org

     

    Bu yazı, https://www.laserepilasyon.net sitesinden alınmıştır.

    Kabus 2 Yaşıyla Nasıl Başa Çıkalım?

    0

    Bu yaş, yani kabus iki yaşı diye adlandırdığımız dönem, bir an önce bitmesini umacağınız bir dönem değildir. Öncelike bu dönemin çocuğunuzun gelişimi açısından önemli olduğunu unutmayın. Önümüzdeki birkaç yıl boyunca, çocuklarınızın bebek bezlerinden tuvalete, beşikten yatağa geçeceği bir dönemin içine girdiğini bilmeniz gerekiyor.

    2 Yaş Sendromu Nedir?

    2 yaş sendromu, bu yaş dönemindeki bebeklerde görülen ve ailelerin en çok yoruldukları dönemdir. Bebeklerin her şeye karşı çıktıkları ve direndikleri bir dönem de diyebiliriz. Yemek yemede, uyumada direnme gibi özellikler ortaya çıkar ve bebek kendine denilenin tersini yapmaya eğilimlidir.

    Bu Dönemle Nasıl Başa Çıkabiliriz?

    2 yaş döneminde, aileler genelde çocukların özerkliğini engelleme yönünde davranışlar sergileyebiliyor. Oysa bu durum çocuğun uyumsuzluğunu arttırıyor. Bu nedenle engelleyici davranışlarda bulunmamak önemli.

    Çocuğunuz bu dönemde dünyayı tanımaya ne kadar yaklaşırsa, gelişimi de o kadar sağlıklı olacaktır. Bu dönemde çocuğunuzun merakını anlayışla karşılamalı ve soru sormasını engellememelisiniz.

    Çocuğunuzun özgür olacağı alanlar yaratmalısınız. Bu sayede çocuğunuz duyguları ortaya koyabilir.

    Onunla inatlaşmak yerine onu anlamaya çalışın. Öfkesini kontrol edemeyeceği bir dönemde olduğunun farkında olun.

    Kendisinde var olan enerjiyi dışarı boşaltmasına izin verin. Gün içerisinde ona oyun oynayacak ve dışarı çıkacak zamanlar yaratın.

    2 Yaş Döneminde Eğitimler

    Eğer çocuğunuzun yapmasını istemediğiniz bir davranışını görüyorsanız, ona ceza vermeyin. Ancak biliyoruz ki, uzun süreli açıklama çabaları da bu yaş döneminde işe yaramıyor. Bunlar yerine, dikkatini başka bir noktaya çevirmeniz daha büyük yarar sağlayacak. Bunu yapabilmek için, onunla oyun oynayan ve zaman geçiren bir anne – baba olmak oldukça önemli.

    Ayrıca bu tip aktiviteleri onunla yapabilmek için zamana ve sabra ihtiyacınız var. Çalışan bir anne baba iseniz, bu dönemde çocuğunuza daha fazla zaman ayırmaya çalışmalı onu ilgisiz bırakmamalısınız.

    Çocuğunuzu bu dönemde uyumsuz olarak görmeyin veya kötü bir çocuk olduğunu düşünmeyin. 3 yaş sonrasında bebeğiniz kurallara uyabilecek bir gelişim düzeyine yaklaşmış olacak. Bu nedenle çocuğunuz büyürken, içinde olduğu gelişim dönemini çok iyi tanımalısınız. Bu yaş döneminde normal sayılacak davranışları anlamakta güçlük çekiyorsanız, uzman kişilerden yardım alabilirsiniz.

     

    Kadinvesaglik.org

    AIDS Hakkına Bilmediklerimiz

    0

    Dünyada en çok Afrika ülkelerinde görülen HIV (Human Immunodeficiency Virus – İnsan Bağışık Yetmezlik Virüsü), günümüze kadar yaklaşık 40 milyon kişinin ölümüne yol açtı. 2016 yılı itibariyle dünya genelinde 36.7 milyon kişi HIV ile enfekte, 1.8 milyon yeni vaka bulunmaktadır. Türkiye’de ilk vakanın görüldüğü 1985 yılından 31 Aralık 2017 tarihine kadar 16 bin 201’i HIV ile enfekte, bin 651’i AIDS olmak üzere toplam 17 bin 884 vaka bulunuyor. HIV ile enfekte kişilerin ancak yüzde 45’inin enfekte olduklarını bildikleri tahmin ediliyor. Bu nedenle, bu veriler dışında ulaşılamamış yüzde 55’lik bir kısım olduğu düşünülüyor. Gelişmiş ülkelerde korunma önlemlerine dikkat edilmesi ile görülme sıklığı azalmaktadır ancak Türkiye’de bu önlemlere dikkat edilmemesi nedeniyle halen her yıl bildirilen vaka sayısı artmaktadır.

    HIV NEDİR?

    HIV yani İnsan Bağışıklık Yetmezlik Virüsü, AIDS’e yol açan bir retrovirüstür.

    AIDS NEDİR?

    AIDS yani Edinilmiş Bağışıklık Yetmezliği Sendromu, HIV virisünün yol açtığı hastalıktır. HIV virüsüyle bulaşan ve vücudun bağışıklık sistemini harap eden bir hastalık olan AIDS, bağışıklık sisteminin çökmesi ile vücutta enfeksiyonlara ve kanserlere sebep oluyor.

    Doğru tedavi yöntemleriyle AIDS hastalarının yaşam kaliteleri ve süreleri önemli ölçüde iyileştirilebildiği gibi bilinçli olmak hastalığın bulaşmasında ve yayılmasında en büyük engel.

    AIDS’IN BELİRTİLERİ NELERDİR?

    HIV virüsü bulaştıktan sonra 10-15 yıl gibi uzun bir süre belirti vermeyebiliyor. Ancak HIV bulaştıktan sonra erken dönemde ateş, lenf bezlerinde büyüme, farenjit, deri döküntüleri, bulantı, kusma, ishal, kas ve eklem ağrıları, baş ağrısı gibi AIDS’e özgü olmayan, hatta grip benzeri belirtiler veriyor.

    Belirtiler tedaviye ihtiyaç kalmadan 2-4 haftada geçiyor ve bu dönemden sonra kişi bulaştırıcı olmaya başlıyor.

    6-12 hafta arasında ise vücutta anti-HIV antikorları oluşmaya başlıyor. Ancak bu antikorların hastalığın ilerlemesini durdurucu etkisi yok.

    Bu dönemden sonra sessizlik dönemine giren AIDS, hastaların yaklaşık yüzde 40 veya 50’sinde lenf bezlerinde büyüme dışında bir belirti vermiyor. Bu süre ise yaklaşık olarak 8-10 yıl sürüyor.

    Bu dönemin sonunda hastalık yeniden belirti vermeye başlayınca erken dönemde baş ağrısı, kilo kaybı, halsizlik, nedeni bulunamayan ateş, uzun süren ve tedavi edilemeyen ishal, deri döküntüleri, yaygın ve sık herpes (uçuk) enfeksiyonları ve ağızda mantar enfeksiyonları oluşuyor.

    Daha geç dönemde, bağışıklık sistemi güçlü olan kişilerde enfeksiyon yapmayan bazı virüs, parazit ve mantarların sebep olduğu enfeksiyonlar görülmeye başlanıyor. Normal kişilerde sık rastlanmayan beyin lenfoması ve kaposi sarkomu gibi bazı özel kanser türleri de belirebiliyor.

    Bu belirtilerin kesin olarak AIDS anlamına gelmeyeceğini vurgulayan Op. Dr. Fatma Gençtürk Özer: “AIDS grip veya başka hastalıkların sebep olabileceği belirtileri gösterdiği için bu belirtilere sahip hastaların kesin olarak AIDS olduğunu söyleyemeyiz. Eğer kişi şüpheli bir ilişkiye girmişse mutlaka bir doktora başvurmalı ve ilişkiden sonraki 3 ay içerisinde ELISA testi yaptırmalıdır. AIDS’le mücadelede en önemli nokta farkındalıktır. Kişilerin AIDS’in ne olduğu ve nasıl bulaştığı hakkında bilinçlenmesi, rutin sağlık kontrollerine gitmesi ve ilişki sırasında kondom kullanması AIDS riskini neredeyse 0’a indirecektir.” diyor.

    KAN YOLUYLA BULAŞMA ORANI AZALDI

    HIV (Human Immunodeficiency Virus -İnsan Bağışık Yetmezlik Virüsü), bağışıklık sisteminin baskılanması sonucunda fırsatçı enfeksiyonlar ile seyrederek AIDS tablosuyla sonuçlanan kronik hastalığa yol açmaktadır. Kan ve kan ürünlerinin bağışı öncesinde rutin HIV tarama testlerinin uygulanması ile kan yoluyla bulaşma oldukça azalmıştır. Özellikle cinsel yolla bulaşan virüslere maruz kalmış kişiler, hem HIV alma hem de bulaştırma yönünden yüksek riske sahiptir. Diğer bir bulaşma şekli ise enfekte anneden yenidoğana plasenta yoluyla doğum sırasında veya emzirerek sütle bulaşmadır. Kan, organ ve doku nakli yoluyla da bulaşabilmektedir.

    TEDAVİYİ REDDETMEK CİDDİ SONUÇLARA YOL AÇABİLİR

    HIV vücuda alındıktan sonra ilk 1-6 hafta içerisinde akut enfeksiyon tablosu gelişmektedir. Bu dönemde şikayetler, HIV enfeksiyonuna özgü olmayıp oldukça değişkendir. Ateş, lenf bezlerinin şişmesi, farenjit, deri döküntüleri, kas veya eklem ağrısı, ishal, baş ağrısı, bulantı ve kusma, karaciğer ve dalak büyümesi görülebilmektedir. Akut dönem belirti ve bulguları 2-4 hafta içerisinde kendiliğinden kaybolur. Kişi akut enfeksiyon döneminden itibaren bulaştırıcıdır. Enfeksiyonun erken döneminde kişinin kanında virüs bulunmasına rağmen antikor ve antijen saptanamamaktadır. Bu dönem ‘pencere’ dönemi (eklips) olarak adlandırılmaktadır. Vakaların büyük kısmında 6-12 hafta içerisinde virüse karşı antikorlar gelişir ve bu dönemden itibaren kan testlerinde görünür hale gelmektedir. Tedavi almayan hastalarda hastalık bağışıklık sistemini baskılayarak kanser ve fırsatçı enfeksiyonlara neden olmaktadır.

    10 MADDEDE AIDS İLE İLGİLİ BİLİNMESİ GEREKENLER

    1. 1. HIV; tükürük, ter, gözyaşı, idrar gibi vücut sıvılarından; öpüşme (ağızda kanamalı yara yoksa), el ele tutuşma, ortak duş alanı kullanma, sinek ısırması ya da başka hayvanlardan bulaşmaz.
    2. 2. HIV için artık oldukça etkin yeni tedaviler kullanılmaktadır. İlk yıllarda hastalar günlük çok sayıda tablet almak zorunda iken artık yeni tedavi rejimleri ile günde tek tablete kadar düşmüştür. HIV hastalarına da diğer hastalar gibi standart temas önlemleri uygulanmaktadır.
    3. 3. Tamamen tedavisi olmasa da ilerlememesi ve virüs seviyesinin düşük tutulabilmesi için ilaçlar vardır. Antiretroviral ilaç tedavisiyle anneden bebeğe hamilelik sırasında geçme oranı da yüzde 0,5’e kadar indirilmiştir.
    4. 4. HIV, bağışıklık sistemini zamanla zayıflatmaktadır. Zaman içinde iyice zayıflayan bağışıklık sistemi vücudu diğer hastalıklara karşı koruyamaz hale gelmektedir. Hastalıklarla mücadele edememe evresine AIDS denir.
    5. 5. İğne, şırınga, dişçi/dövmeci ekipmanı, akupunktur, kulak delme iğnesi gibi kanla temas edebilecek keskin aletler kesinlikle ortak kullanılmamalıdır.
    6. 6. Vajinal, anal ya da oral her çeşit cinsel ilişkide prezervatif kullanılmalıdır.
    7. 7. Test edilmemiş kan nakline izin verilmemelidir.
    8. 8. HIV Pozitif olunup olunmadığını anlamak için kan testi yaptırmak yeterlidir. Cinsel yaşamı aktif kişiler mutlaka düzenli testlerini yaptırmalıdır.
    9. 9. 1996 yılından beri ilaç tedavileriyle kontrol altına alınmaya çalışılan AIDS, Dünya Sağlık Örgütü tarafından ölümcül hastalıklar listesinden çıkarılarak kronik hastalıklar listesine alınmıştır.
    10. 10. HIV taşıyıcılığı çok geç kalınmadığı sürece anormal bir durum değildir. İlaç tedavisiyle normal hayata devam edebilmektedir. Ancak bu yükün altına girmek psikolojik olarak kolay bir şey olmayabilir. Bu nedenle korunma yöntemlerine önem verilmeli ve erken tanı için düzenli test yaptırılmalıdır.

    TÜRKİYE’DE HALKIN YÜZDE 77’Sİ HIV/AIDS HAKKINDA BİLGİ SAHİBİ DEĞİL

    Araştırmalar özellikle Türkiye toplumunda bunun çok ciddi bir önem arz ettiğini gösteriyor. Zira Başkent Üniversitesi’ tarafından yapılan çalışma Türkiye toplumunun yüzade 77’sinin HIV/AIDS konusunda yeterince bilgi sahibi olmadığını gösteriyor. Peki HIV ve AIDS nedir? Aralarındaki farklar nelerdir? HIV ve AIDS hakkında doğru bilinen yanlışlar nelerdir? Korunmak için neler yapılmalıdır?

    incir reçeli gif
    2011 yapımı İncir Reçeli filmi AIDS hakkında akıl almaz hatalar içeriyordu

    Gilead Sciences Türkiye’nin desteğiyle Başkent Üniversitesi tarafından yapılan ve dünyanın en büyük HIV/AIDS Farkındalık Araştırması olan çalışmanın sonuçlarına göre Türkiye toplumunun yüzde 77’si  HIV/AIDS konusunda yeterince bilgi sahibi değil. Bu durum da toplum sağlığı açısından ciddi bir risk oluşturuyor.

    2016’DA 1 MİLYON KİŞİ HAYATINI KAYBETTİ

    Dünya Sağlık Örgütü’nün 2016 verilerine göre dünyada yaklaşık 36,7 milyon HIV hastası bulunuyor. 2016’da bu hastalıktan 1 milyon kişi hayatını kaybetti.

    Türkiye’de ise 1991 yılına kadar her yıl 30’lu rakamlarda olan yeni hasta sayıları, 2005 yılından sonra yıllık 300-700 arası değişmiş ve 2016 yılı içinde de 2470 yeni hasta sayısı olarak gözlenmiştir. Türkiye’de hastaların kadın erkek dağılımına baktığımızda  yüzde 22’si kadın ve yüzde 78’i erkektir. Vakaların yüzde 49’u 25-49 yaş aralığındadır.

    Türkiye'de AIDS

    AIDS’İN EN BÜYÜK DÜŞMANI FARKINDALIK

    AIDS konusunda bilinçli olmak, hastalığın bulaşmasını engellediği gibi yayılımını da azaltıyor. Op. Dr. Fatma Gençtürk Özer, hastalığa ilişkin önemli bilgiler veriyor.

    ELISA TESTİ: AIDS TANISINDA İLK ADIM

    HIV, vücuda girdikten sonra bağışıklık sistemi bu virüsle savaşmaya başlıyor ve vücut anti-HIV denilen antikorları üretiyor. Bu antikorları tespit edebilen ELISA testi, AIDS’i tespit etmek için rutin olarak kullanılan bir yöntem.

    ELISA’dan doğru sonuç alabilmek için şüpheli ilişkiden 3 ay sonra test yaptırmak gerekiyor. ELISA testi, yüksek duyarlılığa sahip olduğu için kanda anti-HIV antikorları az miktarda olsa bile pozitif sonuç veriyor. Dolayısıyla ELISA testinin anti- HIV negatif sonucunu vermesi, sonucun kesin olarak doğru olduğunu gösteriyor.

    Ancak ELISA testi pozitif sonuç vermişse bu kişinin kesin olarak HIV virüsü taşıdığını göstermiyor. Çünkü ELISA başka enfeksiyonlara karşı oluşan farklı antikorlarla çapraz reaksiyon verebiliyor ve hasta HIV ile enfekte olmadığı halde pozitif sonuç çıkabiliyor.

    DOĞRULAMA TESTİ: WRSTERN BLOT

    ELISA testinin pozitif çıkması durumunda doktorlar, hastalığa özgü olan başka bir doğrulama testine geçiyor. Western Blot denilen doğrulama testi, kişide HIV varsa pozitif sonuç veriyor ve sonucuna kesin güvenilir olarak bakılıyor.

    ERKEN TANI SAYĞLAYAN HIV PCR VE P24 TESTLERİ

    ELISA dışında şüpheli durumlarda erken tanıyı sağlayan HIV PCR ve p24 antijen testleri de bulunuyor. PCR denilen teknik, virüsün genetik materyali çoğaltılarak tanımlanıyor ve 9. günde pozitif sonuç vermeye başlıyor. PCR 28. günde ise yüzde 98-100 oranında güvenilir sonuç veriyor.

    p24 antijen testi ise HIV virüsüne ait bir protein olan p24 proteininin tespit edilmesi esasına dayanıyor. Bu proteininin kanda tespit edilmesi virüsün varlığını gösteriyor ve test virüsün bulaşmasından sonraki 21- 90 gün arasında pozitif sonuç veriyor.

    AIDS NASIL BULAŞIR?

    HIV, kan yoluyla, kan ürünleri, doku ve organ nakliyle, cinsel ilişki ile ve anneden bebeğe, gebelikte ve emzirme ile bulaşabiliyor. Cinsel ilişki ile HIV bulaşmasını kolaylaştıran sebeplerden biri genital ülserler. Genital ülserlerin varlığı, HIV pozitif kişi ile ilişkide hastalık bulaşma ihtimalini 5 kat artırıyor. Çünkü virüsün ilişki esnasında cilde ya da mukozaya değmesi enfeksiyonun bulaşması için tam olarak yeterli olmuyor. Bulaşma için virüsün ciltte bulunan ülserler veya görülemeyecek kadar küçük çatlaklardan kana karışması gerekiyor. Anal ilişki ile HIV bulaşma oranı vajinal ilişkiye göre daha yüksek. Bununla birlikte HIV pozitif olan partnerin cinsiyeti bulaştırıcılığı etkilemiyor. Bulaşma yollarını ayrıntılı incelemek gerekirse:

    Cinsel yolla: HIV ile enfekte kişilerle yapılan cinsel temas sayısı arttıkça, bulaş olasılığı artmaktadır. Birden fazla cinsel partneri olanlar, sık sık farklı kişilerle cinsel ilişkiye girenler, damar içi madde kullanma alışkanlığı olanlar, hemofili, diğer kanama bozukluğu, kronik böbrek hastalığı gibi hastalıkları nedeniyle sık kan verilmek zorunda olan kişilerle yapılan cinsel temasta bulaşma riski daha yüksektir.

    Kan ve kan ürünleriyle: Virüsün kanda yoğun miktarda bulunması nedenilye virüsü taşıyan kişilerden alınan kan ve kan ürünlerinin başka bir kişide kullanılması sonucu hastalık bulaşabilir.

    Ancak 1985 yılında virüse karşı oluşan antikorların kanda tespit edilmeye başlanmasıyla, kan ve kan ürünlerinin hastaya verilmeden önce HIV yönünden test edilmesi yasal zorunluluk olmuştur. Bu nedenle, sonraki yıllarda bu yolla bulaşması son derece azalmıştır.

    Öte yandan damar içi madde alışkanlığı olan kişilerin aynı iğne ve enjektörü paylaşmalarıyla bulaşma giderek artan oranlarda görülmeye devam etmektedir.

    Anneden bebeğe: HIV; gebelik boyunca, doğum sırasında ve emzirmeyle anneden bebeğe geçebilmektedir. Ancak; yüzde 20-30 olan bu oran HIV pozitif anneye antiretroviral (virüsü baskılayan) ilaç başlanması, doğumdan sonra bebeğe aynı ilacın verilmesi ve sezaryen uygulanması ile yüzde 8-10’lara düşürülebilmektedir.

    RİSK GRUBUNDAKİLER MUTLAKA TARAMA YAPTIRMALI

    AIDS ile mücadelede erken tanı ve tedavi uygulamaları, büyük bir öneme sahiptir. Uz. Dr. Yasemin Şahin “AIDS, tanısı hızlıca konulabilen, tedavisi mümkün olan bir hastalıktır. Bu yüzden risk grubunda olanlar vakit kaybetmeden tarama yaptırmalıdır.” diyor. Bunlar:

    – Korunmasız cinsel ilişki yaşaynalar ve birden fazla partneri olanlar

    – Damar içi ilaç bağımlılığı olanlar ve ortak enjektör kullananlar

    – HIV pozitif bir kişiyle cinsel ilişki yaşayanlar

    – Görülme sıklığı yüksek bölgelere seyahat edenler ya da o bölgelerde yaşayanlar

    – Cinsel saldırıya maruz kalanlar

    – Tüberküloz hastaları

    – Bilinçsiz tıbbi müdahaleye maruz kalanlar

    KONDOM KULLANIN

    HIV bulaşmasını engellemek için kondomun çok önemli olduğunu belirten Op. Dr. Fatma Gençtürk Özer: “Yapılan bazı araştırmalarda, kondom kullanan kişilerin HIV pozitif kişilerle düzenli ilişkisi olduğu halde HIV’ın bulaşmadığı görülmüştür. Bu yüzden kondomun her ilişkide ve ilişkinin başından itibaren kullanılması gerekmektedir. Yine araştırmalara göre, öpüşme ve oral ilişki ile bulaşma olmadığı gösterilmiştir. Ancak bulaşma olmayacağını net olarak söylemek mümkün değildir. HIV, bilinenin aksine tükürük, terleme, el sıkışma, sarılma, cilde temas, yanaktan öpüşme, ortak çatal bıçak kullanımı, havuz, tuvalet kullanımı, başkasının giysisini giyme gibi nedenlerle bulaşmaz.” diyor.

    TEDAVİ YÖNTEMLERİ HER GEÇEN GÜN GELİŞİYOR, DOĞRU TEDAVİ UYGULAMALARI KONFOR SAĞLIYOR

    HIV enfeksiyonunda virüsü ortadan kaldıran bir tedavi henüz yoktur; ancak virüsün çoğalmasını kontrol eden ilaçlar vardır. Tedavi ile ilgili şikayetler başlayana kadar geçen sürenin uzadığı, hücre sayısının yükseldiği ve özellikle yoğun tedavi ile yaşam süresinin uzadığı tespit edilmiştir.

    Öte yandan HIV enfeksiyonunda tedavi, artan bilgi birikimi ve ilaç sayısı nedeniyle gittikçe daha karmaşık bir hale gelmektedir. Tedavide kullanılan ilaçların yan etkileri olabilmektedir ve en önemlisi tedavinin doğru uygulanmaması direnç gelişimine neden olmaktadır.  Bu sebeple hem tedavi öncesinde hem de tedavi sırasında hastalar bu süreç hakkında ayrıntılı olarak bilgilendirilmelidir.

     

    Kadinvesaglik.org

     

    Bu yazı, https://www.evrensel.net/ sitesinden alınmıştır.

    Evde Parfüm Yapımı

    0

    Parfümler çoğumuzun belki de en çok para harcadığı ürün grubu olabilir. Hepimiz, parfümümüze iltifat almaktan hoşlanırız. Bir de bu parfümün sadece bize aitse ne mutlu bize! Biz, evde parfüm yapmanın harika bir deneyim olacağına inanıyoruz.

    Nelere İhtiyacımız Var? 

    • Jojoba yağı veya tatlı badem yağı: 15 ml
    • Alkol (sahip olduklarınızdan en güçlüsü veya votka olabilir): 75 ml
    • Damıtılmış su (musluk suyundan kaçının): 2 yemek kaşığı
    • 1 kahve filtresi (huni de kullanılabilir)
    • Koyu renkli cam şişe: 1 veya 2 adet
    • Uçucu yağlar: 25 damla
    • Bazı yağlardan (vanilya, tarçın, eğrelti, sandal ağcı, paçuli, sedir ağacı, yosun): 7 damla
    • Orta nota damlası (hindistan cevizi, limon otu, sardunya, karanfil, neroli): 7 damla
    • Üst nota damlası (lavanta, gül, yasemin, orkide, limon, bergamot, neroli): 6 – 7 damla

    Adım adım yapmaya başlayalım 

    Adım 1: Şişeler

    • Cam şişelerinizi sterilize edin
    • Onları bulaşık makinesinde yıkayın veya sıcak suda beş dakika bekletin

    Adım 2: Baz yağın dökülmesi

    • Şişeye jojoba yağını veya tatlı badem yağını dökün.

    Adım 3: Gerekli uçucu yağları alın

    • İlk kokladığınız temel notalardır. Orta notalar, parfümün durduğu sürede geçiş notasıdır. Üst nota ise parfümün en uzun süre kaldığı ve en çok hissedilen notasıdır. Diğer notalar buharlaştığında cildinizde en uzun süre kalan nota budur.
    • Temel yağları, parfümünüze sırasıyla eklemek önemlidir. Yağları temel, orta ve üst nota şeklinde eklemelisiniz. Eğer parfüm yapmakta yeniyseniz, aromaların gücünü ölçmek için birkaç damla ekleyerek başlayabilirsiniz. Böylece yağların yoğunluğu az gelirse, tekrar ilave edebilirsiniz. Kokuyu tekrar ilave etmek için eklediğiniz her şeyi not edebilirsiniz.

    Adım 4: Alkol

    • Alkolü ekleyin ve iyice sallayın. 48 saatten 6 haftaya kadar dolabın içinde bekletin.
    • Adım 5: Parfümün hazır olup olmadığını anlamak
    • 6 hafta sonra şişeyi çıkarın. Parfüm istediğiniz gibi kokuyorsa, 2 yemek kaşığı kaynar su ekleyin.
    • Tüm malzemelerin karışması için şişeyi iyice çalkalayın.
    • Kahve filtrenizi veya huniyi kullanarak ev yapımı parfümünüzü koyu bir cam şişeye dikkatlice dökün.
    • Hava ve ışık, esansiyel yağ aromalarının en büyük düşmanıdır. Şişeyi doldurduktan sonra dolapta saklayın.
    • Kokunun kalıcılığını arttırmak için bir çorba kaşığı gliserin ekleyebilirsiniz.

    Adım 6: Parfümü kullanmak

     

    • Günlük kullanım için parfümünüzü dekoratif bir şişeye dökün.
    • Eğer hediye etmeyi planlıyorsanız, şişeye egzotik bir isim verebilirsiniz.
    • Her adımı kaydettiğinizden emin olun (her yağın damla sayısına kadar), bu sayede ileride parfümün çoğalmasını sağlayabilirsiniz.

     

    Kadinvesaglik.org

     

     

    Saç Dökülmesini Nasıl Önleyelim?

    0

    Uzun veya kısa dönemde olması fark etmeksizin, kadınların da erkekler gibi saçları dökülür. Saçın tamamı incelmeye başlayabilir ya da saç ayrımın günden güne genişleyebilir. Hatta dökülmeden dolayı saçının tepe noktası açılmaya, seyrelmeye başlayabilir. Peki, kadınlarda saç dökülmesineden oluşur ve önlemek mümkün müdür?

    Kadınlarda saç dökülmesi nedir?

     

    Erkeklik hormonu olan testosteronun bir türevi olan DHT hormonu, saçlarının asıl düşmanlarından biridir. Bazı koşullar altında DHT saç tellerini öldürür ve böylece saç dökülmesi sorunu ortaya çıkar. Kadınlarda görülen saç dökülmesinin erkek tipi saç dökülmesinden farkı ise saç ayrımının dökülmeden dolayı genişlemesi ve başın üst kısmındaki saçların giderek azalarak açılmasıdır. Yani kadınlarda, erkekler gibi saç çizgisinin açılması yerine bu kısımlarda dökülme yaşanır.

    Ne kadar saç dökülmesi normaldir?

     

    Her insan günde ortalama 50-100 tel saçını kaybeder ve bu normaldir. Eğer tarağında, kıyafetlerinde düşen saçlarını buluyorsan bu saçlar normal dökülme kaynaklıdır. Ancak saç tellerinde zayıflık hissediyorsan ve bu dökülmenin aşırı olduğunu düşünüyorsan önlem almaya başlamanın zamanı gelmiş demektir.

    Kadınlarda saç dökülmesinin olası nedenleri

    Kadın tipi saç dökülmesinin birçok nedenleri vardır. Saç dökülmesi nasıl önlenir diye merak edenler bu maddelere göz atmalı. Ancak belli başlı nedenlerini saymamız gerekirse, aşağıdaki 6 nedene dikkat edilmesi gerekir.

    1.Menopoz

    50 yaşına yaklaşan kadınların yüzde ellisi, genelde saç dökülmesi sorununu yaşayabilir. Hatta bu durum menopoz dönemine girdikten sonra da daha yoğun bir hal alabilir. Hormonlar saç büyümesine destek olduğu için, östrojen hormonu azalmaya başlayınca saçlar da değişmeye başlıyor. Böylece saç dökülmesi sorunu ortaya çıkıyor.

    2.Çeşitli hastalıklar

     

    Tiroit, diyabet, anemi gibi hastalıklar da ani saç dökülmelerine neden olabilir. Bunların dışında polikistik over sendromu ve kanser hastalığının medikal tedavi yöntemleri de dökülmelere neden olur.

    3.Stress, travma

    Stresli bir dönemden ya da travmatik bir olay yaşadıktan sonra da saç dökülmeleri artabilir.

    4.Hamilelik

    Hamilelik sonrasında saç dökülmesi sorunu ortaya çıkabilir. Doğum sonrasında hormonlar normal düzeye ulaşmaya çalışırken bu durum yaşanabilir. Ancak aşırı bir dökülme yaşıyorsan önlem almaya başlaman gerekir.

    5.Beslenme düzeni

     

    Beslenme düzeninden dolayı ortaya çıkan ani kilo kaybı da saçlarını kaybetmene sebep olabilir. Vücudun, ihtiyacı olan besinleri alamadığında sadece kalp, beyin gibi hayati organlarına yetecek kadar iletir. Bu durumda da besin saçlarına ulaşmaz ve saç dökülmesi sorunu ortaya çıkar. Bu nedenle protein, demir, D vitamini ve kalsiyum içeren besinlerden oluşan bir beslenme düzeni edinmek şart!

    6.Saça sert muamele göstermek

     

    Gergin topuz, gergin atkuyruğu gibi saç derini geren saç modelleri, sıkı örgülü saçlar saç tellerini oldukça yorar. Bunların dışında ısıyla şekillendirme, perma, Brezilya fönü gibi işlemler de saçlarına oldukça zarar verir. Saçlarına uyguladığın bu sert muamele de sana ne yazık ki saç dökülmesi olarak geri döner…

    Kadınlarda saç dökülmesi nasıl önlenir?

     

    Dökülen saçlarıma nasıl bakım yapabilirim dediğini duyar gibiyiz! Eğer yaşadığın saç dökülmesi bir hastalıkla ilgiliyse uzman doktoruna danışarak ilaç tedavisine başlamalısın. Doktorunun tavsiye ettiği ilaçlar ve yeniden saç büyümesinde destek olabilecek takviyelerle beraber de saçların eski sağlığına kavuşabilir! Bu destekler ise şu şekilde olabilir:

    Serum kullan: Saçı kökünden güçlendiren Aminexil, Octeine gibi maddeler içeren, saç telinin saç derisine olan bağını güçlendirmeye yardımcı olan saç bakım serumlarını her gün kullanabilirsin.

    Saç bakımına dikkat et: Saç derini kirlerden, şekillendirici ürün kalıntılarından temizleyip saç köklerinin tıkanmasını önlemek için, Arginine, B5 proteini içeren şampuanları kullanarak saçını derinlemesine temizleyebilirsin.

    Biotin kullan: Doktoruna danıştıktan sonra Biotin içeren besin takviyelerinden yararlanabilirsin.

     

    Masaj yap: Kan dolaşımını arttırmak için sık sık saç derine nazikçe masaj yapabilirsin.

    Spora başla: Stres nedenli bir saç dökülmesi sorunu yaşıyorsan spor gibi çeşitli aktiviteler yaparak bunun önüne geçmeye çalışabilirsin.

    Editörün önerisi: Kadınlarda erkek tipi saç dökülmesi, genellikle önlerden dökülen açılmalara denir. Bu tip dökülmelerde saç serumu kullanılması önerilir.

    Dökülen saçlar için şekillendirme ipuçları

    Saçlarında aşırı dökülme varsa, kısa bir saç kesimi tercih etmeni öneririz. Ayrıca saç ayrımını değiştirerek ve dalgalı şekilde şekillendirerek de seyrek bölgeleri gizleyebilirsin. Saçlarına şekillendirici köpük uyguladıktan sonra bigudilere sar ve fön makinesiyle ılık ısıda kurut. Saçını açınca hacim veren saç spreyi uygula ve ellerinle dalgaları dağıt. İşte bu kadar!

     

    Kadinvesaglik.org

     

    Bu yazı, https://sacsirlari.com sitesinden alınmıştır.

    Kahvenin Diğer Yüzü: Kahveli Tatlılar

    0

    Sütlü tatlılar, şerbetli tatlılar, meyveli tatlılar… Daha nicesini denemiş olabilirsiniz ama size de bir eksik var gibi gelmedi mi? Kahvelerin en yoğunlarından Türk kahvesini su gibi içen bizler için, tatlının da kahvesizini düşünemezdik!

    Kahveli Cupcake Tarifi

    Malzemeler:

    • 2 adet yumurta
    • 6 yemek kaşığı toz şeker
    • 1/2 su bardağı süt
    • 1/2 çay bardağı ayçiçek yağı
    • 1 tatlı kaşığı kahve
    • 1 adet orta boy rendelenmiş portakal kabuğu
    • 1,5 su bardağı un
    • 1 paket kabartma tozu

    Kekin Kreması İçin:

    • 1 su bardağı şekersiz çiğ krema
    • 1 paket krem şanti
    • 90 gram beyaz çikolata
    • 4 yemek kaşığı pudra şekeri
    • 1 tatlı kaşığı ince çekilmiş granül kahve

    Servisi için:

    • 50 gram rendelenmiş bitter çikolata
    • 1 tatlı kaşığı kahve çekirdeği
    1. Öncelikle krema ile başlayın. Hazırladığınız çiğ kremayı kısık ateşte kaynatıp, ocaktan alın.
    2. Kaynamış kremaya parçalar halinde beyaz çikolatayı ekleyin. Çikolatayı kremanın içinde eritin.
    3. Karışıma toz krem şanti, kahve ve pudra şekerini ilave edin. Karışımı mikser yardımı ile çırpıp buzdolabında bir saat soğumaya bırakın.
    4. Hamuru için kekin malzemelerini bir kapta birleştirin. Mikser ile karıştırın.
    5. Kahve, portakal kabuğu, ayçiçek yağı ve sütü de karışıma ekleyin. Tekrar karıştırın.
    6. Hazırladığınız karışımları muffin kaplarına doldurun.
    7. 180 derece ısıtılmış fırında 20 dakika pişirin. Kekleri soğumaya bırakın.
    8. Kıvam alan kremayı sıkma torbası ile keklerin üzerine sıkın. Üstü için ayırdığınız çikolata ve kahve çekirdeklerini ilave edebilirsiniz.

    Kahveli Islak Kek Tarifi

    Malzemeler:

    • 3 yumurta
    • 2 su bardağı un
    • 1 su bardağı toz şeker
    • 2 yemek kaşığı tereyağı
    • 1 su bardağı fındık
    • 2 yemek kaşığı kakao
    • 1 su bardağı süt
    • 2 yemek kaşığı damla çikolata
    • 1 paket kabartma tozu
    • 1 paket şeker vanilin

    Sosu İçin:

    • 1 su bardağı su
    • 1 yemek kaşığı toz şeker
    • 4 yemek kaşığı kahve

    1. Yumurta ve şekeri köpürene kadar çırpın.
    2. Süt ve tereyağını ekleyip çırpmaya devam edin.
    3. Kakao, vanilin ve kabartma tozunu karışıma ekleyin.
    4. Damla çikolata ve çekilmiş fındığı karışıma ekleyip karıştırın.
    5. Kek kalıbını yağlayıp, kalıba kekin harcını boşaltın.
    6. 180 derecelik fırında üzeri kabarana kadar pişirin.
    7. Üzeri için kahve su ve şekeri karıştırıp pişmiş kekin üzerine dökün. Afiyet olsun!

    Mille Crepe Cake Tarifi

    Malzemeler:

    Krep hamuru için:

    • 4 adet yumurta
    • 2 su bardağı süt
    • 1 su bardağı su
    • 2 yemek kaşığı zeytinyağı
    • 10 yemek kaşığı un

    Kreması için:

    • 400 gram mascarpone peyniri
    • 3/4 su bardağı toz şeker
    • 3 adet yumurta
    • 3 yemek kaşığı konyak

    Krepleri pişirmek için:

    • 1 yemek kaşığı zeytinyağı

    Üzeri için:

    • 3 yemek kaşığı kakao
    • 1 çay kaşığı türk kahvesi
    1. Pastanın tiramisu kreması için, yumurtanın sarısını ve beyazını ayırın. Beyazını mikser yardımı ile köpürene kadar çırpın. 
    2. Sarısını da, toz şeker ilave ederek ayrı bir kapta çırpın.
    3. Mascarpone peynirini suyundan süzerek bir kapta krema haline getirin.
    4. Hazırladığını bu üç karışımı, yumurtanın beyazının sönmemesine dikkat ederek, birbirine karıştırın.
    5. Karışıma konyağı da ekletin ve buzdolabında 30 dakika bekletin.
    6. Krep hamuru için, su süt yumurta ve zeytin yağını bir kapta pürüzsüz hale gelene kadar karıştırın.
    7. Krep hamurunu 10 dakika kadar dinlendirin. Yanmaz yapışmaz tabanlı tavayı, zeytinyağıyla yağlayın. Kağıt havlu yardımıyla yağın fazlasını alın.
    8. Küçük bir kepçeye aldığınız krep hamurunu tavaya aktarın ve hızlı bir şekilde tavayı hareket ettirip hamurun eşit olarak yayılmasını sağlayın.
    9. Üzerleri hafif bir renk alacak incecik krepleri, ters yüz ederek her iki tarafını da kısa bir süre pişirin.
    10. Aynı işlemi tüm krepler için uygulayın.
    11. Krepleri üzerlerine krema sürerek kat kat dizin.
    12. Kalan kremayı süsleme için kullanabilirsiniz.
    13. Kakao ve Türk kahvesini karıştırıp, soğumuş pastanızı süslemek için kullanabilirsiniz.

    Kolay Tiramisu Tarifi

    Malzemeler:

    • 1 paket hazır kek
      (iki katlı pasta tabanı)
    • 1 su bardağı sıcak su
    • 1 yemek kaşığı granül kahve
    • 1 tatlı kaşığı toz şeker

    Kreması için:

    • 200 gram labne peyniri
    • 2 su bardağı süt
    • 5 yemek kaşığı

      toz şeker
    • 3 yemek kaşığı un
    • 1 adet yumurta sarısı

    Üzeri için:

    • 2 yemek kaşığı kakao

    1. Tiramisu için, ana malzemelerin hepsini ocakta muhallebi kıvamına gelene kadar pişirin. Pişen kıvamı soğumaya bırakın.
    2. Kek tabanını ıslatmak için sıcak suda şeker ve kahveyi karıştırıp, tabanın üzerine dökün.
    3. 200 gram labne peynirini mikserle çırpın.
    4. Pastanın ilk katını kahveli karışım ile ıslatın, üzerine kremayı ekleyin.
    5. Diğer kata da aynı işlemi yapıp üzerine kapatın.
    6. Kalan kremayı pastanın üzerinde kullanın.
    7. Son olarak pastayı kakao ile süsleyebilirsiniz.

    Kahveli Parfe Tarifi

    Malzemeler:

    • 200 gram yulaflı bisküvi (arzuya göre kakaolu bisküvi)
    • 2 paket toz krem şanti
    • 2 su bardağı soğuk süt
    • 4 tatlı kaşığı toz şeker
    • 1 adet yumurta
    • 2 tatlı kaşığı granül kahve
    • 100 gram fındık içi
    1. Bisküvileri parçalara ayırın ve fındıkları toz haline getirin.
    2. Yarım su bardağı soğuk sütle kahveyi karıştırın ve dolapta beklemeye alın.
    3. Toz arem şanti ve kalan soğuk sütü mikserle karıştırın.
    4. Yumurta ve toz şekeri; yumurtanın pişmesi, toz şekerin etkili bir şekilde erimesi için kaynamakta olan bir suyun olduğu tencere üzerinde benmari usulü karıştırarak çırpın.
    5. Kaynamakta olan su buharının çırpılmış yumurtaya gelmemesine ve cam kasenin direkt olarak kaynar suya değmemesine dikkat edin.
    6. Bisküvi ve fındıkları ekleyin.
    7. Sütle karıştırılmış granül kahve ve buzdolabında bekleyen çırpılmış krem şantiyi katın. Bir spatula yardımıyla tüm malzemeyi yavaşça karıştırın.
    8. Porsiyonluk muffin kalıplarının iç kısımlarını streç filmle kaplayın. Hazırladığınız karışımı kalıplara boşaltıp üzerlerini streçledikten sonra derin dondurucuda en az 3 saat kadar bekletin.
    9. Uzun bir süre derin dondurucuda bekleyen parfeleri alıp kısa bir süre oda ısısında bekletin.

     

    Kadinvesaglik.org