Aşk, moda, entrika, gençlik, yakışıklı erkekler ve güzel kadınlar… Gossip Girl, rengarenk ve lüks hayatların anlatıldığı gelmiş geçmiş en iyi dizi olabilir! Zenginliğin sınırlarını zorlayan bir grup gencin hayatlarının anlatıldığı bu dizi, aynı zamanda bize New York’un Yukarı Doğu Yakasının tüm ihtişamını da sunmaktaydı.
Dizinin belki de bu kadar parlamasının nedeni, o zamanların modasına yön verecek kadar iyi bir moda anlayışına sahip olması olabilir. Hala, o gün kullanılan kıyafetlerin günümüzde demode bir tarzı yansıtmadığını görebiliyoruz. Dizide birçok moda evinin parçalarına yer veriliyor hatta defile kıyafetleri sete taşınıyordu. Bu durum da diziyi 2019’da bile Blair ve Serena’nın giydikleri ile hatırlamamızı sağlıyor!
Dizinin Olmazsa Olmazı: Blair Waldorf Stili
Dizide “stil sahibi” denilince aklımıza ilk önce Blair Waldorf geliyor! İkonik paltoları, neredeyse bir ev fiyatındaki çantaları ve olmazsa olmaz saç aksesuarları ile dizide stiliyle en çok Blair Waldorf parlıyor. Blair’i asla gittiği ortama uymayan bir parçayla göremezsiniz. Stili her ne kadar kendine özgü olsa da, giyiminde “aşırılık” görmek de pek mümkün değil. Alında bu yönden bakıldığında, Blair Waldorf, stiliyle bir New York kadınından çok, bir İngiliz Kraliyet ailesi üyesini anımsatıyor.
Blair’in davetlerde de değişmeyen aksesuarı kesinlikle saç aksesuarları. Tokalar, bandanalar, ışıltılı taçlar her zaman ondan soruluyor. Maşalı ve her zaman kusursuz görünen saçları ile bu taçların ondan başkasına yakıştığını da düşünmüyoruz doğrusu! Saç aksesuarları dışında, davet elbiseleri için söyleyebileceğimiz şey ise Blair’in her zaman zarif seçimlere sahip olduğu…
Gossip Girl dizisinin ne kadar iyi bir trend belirleyicisi olduğunu görmek için fazla düşünmeye gerek yok. 2019’da moda olan neon modası, dizide o dönemde bile oldukça fazla kullanılıyordu. Vücuda oturan paltolar, mini kol çantaları ve zarif stilettolar ile Blair Waldorf sadece kendi modasının değil, zamansız modanın da öncüsü oluyor.
Herkesin Gözdesi Serena Van Der Woodsen Stili
Dizide bir diğer ikonikleşmiş stil tabii ki Serena Van Der Woodsen‘a aitti! Serena, dizinin en göz alıcı kadını olmasına rağmen, stilinden çok, sarı saçları ve uzun bacakları ile ön plana çıkıyordu. Yine de bu güzel kadının, sokak stilinde kesinlikle ilham verici olduğunu söyleyebiliriz. Yüksek topuklular ve ekstra mini kıyafetler, Serana’nın imza parçalarından. Aslında Serena gibi giyinmek için, biraz uyumsuz ve biraz da kendinize özgü tarzınız olması gerekiyor.
Serena’nın gece kıyafetlerinde ise belirgin bir tarzı yok. Ancak genelde daha spor / şık giyimi benimsediğini söyleyebiliriz. Yüksek bel etekli elbiseler, mini kıyafetler ve daha salaş görünüme sahip saçlarını ikonikleşen görünümlerinden sayabiliriz.
Dizinin iki gözde kadınının stili hakkında birçok şey söylenebilecek olsa bile, sanırım karakterlerindeki tutkunun stillerine de yansıdığını söylemek ile yetinebiliriz. Ayrıca Serena ve Blair’in beraber ne kadar uyumlu olduklarını görmek, zıtlıklardan ne kadar mükemmel sonuçlar çıkacağını görmemiz için ufak bir ipucu! Diğer ünlü dizi stilleri yazılarımız için Erkenci Kuş: Sanem Stili ve Sarmaşık’ın Kraliçesi: Merve Aksak Stiline bakmanızı öneririz.
Son zamanların en popüler ve ilgi çeken beslenme biçimi Ketojenik diyet hakkındaki merak edilenleri ele alalım istedik. Ketojenik diyet nasıl olur, ketojenik diyet menüsü, ketojenik diyete geçtiğinizde fark edeceklerinizi bu yazıda bulabilirsiniz. Hangi diyeti uygularsanız uygulayın kilo veremediğinizi düşünenlerdenseniz, Kilo Verememek: Yanlışlar, Doğru Bildikleriniz Olabilir yazımız tam size göre olabilir.
Pek çok diyette olduğu gibi keto diyetinde de istediğin her şeyi yiyemiyorsunuz. Fakat özellikle karbonhidratlar konusunda keto oldukça sıkı. Vücudunuzun ketosis moduna girebilmesi için karbonhidratı neredeyse tamamen kesmeniz gerekiyor. Karbonhidrat ise yalnızca hamur işleri gibi sağlıksız gıdalarda değil, bazı çok sağlıklı gıdalarda da yer alıyor. İşte ketoyu diğerlerine göre bir parça daha zorlu kılan tarafı bu. Ancak bedeniniz bir kez keto moduna geçince karbonhidrat pek aramamaya başladığınız için işiniz kolaylaşıyor. Keto demek başta biraz sabır ve daha çok kararlılık demek.
Keto yaparken tahıl (ekmek, makarna, kahvaltı gevrekleri), nişasta (patates, fasulye, baklagiller) ve meyveleri hayatından çıkarıyorsunuz. Kontrollü tüketildiği müddetçe avokado ve böğürtlengiller gibi istisnalar var.
Yenilmeyecek gıdalar
Tahıllar — Buğday, mısır, pirinç, yulaf türevleri
Şeker — bal, agave, akaağaç şurubu, pekmez
Meyve — elma, muz, portakal, kavun, karpuz
Kökler — patates, tatlı patates
Baklagiller
Yenilebilecekler
Etler — balık, biftek, kuzu, kümes hayvanları, yumurta
Yeşil Yapraklı Sebzeler — Ispanak, lahana, roka, marul
Toprak üstü sebzeleri — brokoli, karnıbahar
Bol yağlı süt ürünleri — Kaşar, beyaz beynir, krema, tereyağı
Yemiş ve tohumlar — ceviz, fındık, ay çekirdeği, kaju, makademia
Avokado ve böğürtlengiller — yaban mersini, böğürtlen, karadut, frambuaz gibi glisemik indeksi düşük olanlar
Tatlandırıcılar — stevia, eritritol gibi düşük karbonhidratlı tatlandırıcılar
Diğer yağlar — hindistan cevizi yağı, çörek otu yağı, iyi zeytinyağı, susam yağı, vs.
Makrolar
Bir diyetin temel enerji kaynağı olan besin gruplarına makro diyoruz.
Yağlar
Protein
Karbonhidratlar
Ketojenik diyet yüksek yağ bazlı bir beslenme biçimi olduğu için günlük kalorilerinin çoğu yağlardan gelecek. Ketojenik diyete başladığınızda ne olursa olsun günlük net karbonhidrat oranın 20 gramı geçmemeli.
Ketojenik Diyete Başlarken
Ketojenik diyet tariflerini ve başlarken nasıl bir yol izleyeceğinizi kendi alışkanlıklarınıza göre seçmenizde fayda var. Bunun için interneti iyice araştırıp bolca farklı seçenek bulabilirsiniz. Genel hatlarıyla bilmeniz gerekenler:
Beslenme planını çok iyi yapın ve yiyeceklerinizi iyi planlayın. Yanlış adımlar atmamanız başlangıçta çok önemli.
Günlük makro hedeflerini hesaplamak
Bolca su içmek
Yeterli ve kaliteli uyku uyu
Keto diyeti bolca hesaplama gerektiren ve karmaşık bir sistem gibi görünse de işin kolay yolları var. En başta kendinize bir makro tablosu yapıp, hangi yiyeceklerin size faydalı olduğunu ve hangilerinden uzak durmanız gerektiğini bilirseniz, bu tabloya bakıp günlük ve haftalık öğünlerini planlayabilirsiniz.
Keyif alacağınız yiyecekler hazırlamayı unutmayın, hiçbir diyet yemek yemekten soğuyarak uzun süre sürdürülemez…
Ketosis moduna nasıl geçilir?
Ketosis diyeti uygularken bedeninin bir an önce ketosis moduna geçmesi şart olmasa da pek çok insan için bu önemli bir kilometre taşı sayılıyor.
Aşağıdaki adımlar ketosis moduna geçmeniz için kolaylaştırıcı olacak:
Karbonhidratları kısıtla: Kesinlikle diyetin en önemli aşaması bu. Günde 20 gramdan fazlasına ne olursa olsun geçmemelisiniz.
Proteini de kısıtla: Proteini aşırı tükettiğinde fazlası vücut tarafından glikoza dönüştürülebiliyor. Bu durumda ketosis moduna geçemiyorsunuz, o yüzden protein fazlasına da dikkat etmelisiniz. Günlük kalori tüketimininiz %25’ini geçmemeli.
Yağları kafana takma: Diyet yaparken her zaman yağlı yiyeceklerden uzak durmamız kafamıza kazındığı için bu algıyı değiştirmek biraz vakit alabiliyor. Fakat ketonun en büyük olayı temel enerjinin yağlardan gelmesi. Sağlıklı, organik ve doymuş olduğu müddetçe yağları ve yağlı besinleri bolca tüketebilirsiniz. Zeytinyağının doğru tüketiminden bahsettiğimiz Zeytinyağı Nasıl Tüketilmeli? yazımıza da buradan ulaşabilirsiniz.
Su iç: Su tüketiminin en önemli olduğu diyet belki de keto diyeti. Ketosis moduna geçerken yağı enerji olarak kullanırken vücudun su kıtlığı asla çekmemesi gerekiyor. O yüzden günde 10 bardak suyu aklınızda tutun…
Atıştırmalıklara dikkat: Ketoya başlarken ara sıra insülin tetiklenmeleri yaşayabilirsiniz. Bu sırada eliniz atıştırmalıklara gitmezse kilo vermeniz kolaylaşır.
Oruç tutmayı dene: Aralıklı oruçlar hakkında sıkça bilgi paylaşıyoruz. Tüm gün yemek yerine günde sadece 8 saat içerisinde yeme sistemini deneyebilirsin.
Egzersiz mutlaka yap: Günde 20–30 dakikalık yürüyüş bile kilo kontrolünü ve kanınızdaki şeker oranını dengeleyebilir. Tabii daha zorlayıcı egzersizlere girdiğinizde makrolarınızı da gözden geçirmek isteyebilirsiniz çünkü keto size daha çok enerji verse de kalori tüketiminizi göz önünde bulundurarak ağır egzersizleri dengelemek gerekebilir.
Ketosis moduna geçtiğinizi nasıl anlarsınız?
Vücudunun ketosise geçtiğini anlamanın çeşitli yolları var. Eczanelerde satılan keton şeritlerini kullanmak bunun bir yolu. Kan şekerinizi takip etmek de bunun farklı bir yolu. Keton şeritleri ketosis moduna geçtiğinizi söylemiyor fakat idrarınızdaki keton miktarının artışını göstererek fikir veriyorlar. Doğal yoldan gözetleyebileceğiniz semptomlar da var:
İdrar sıklığı: Vücudunuzun enerji kaynağı olarak kullandığı ketonlar, başta asetoasetat gibi keton bünyelerinden oluşurlar. Bunların fazlası vücuttan idrar yoluyla atılır. Bu sebeple idrara çıkma sıklığı artar.
Ağız kuruluğu: Bedeninizden sıvı atımı sıklaştıkça ağız kuruluğu daha fazla yaşamaya başlarsınız. Aynı zamanda bedeninizin elektrolit ihtiyacı duyduğu anlamına gelir. Elektrolitler kalp damar sağlığı için çok önemlidir. Turşu gibi tuzlu şeyler yemek, aşırıya kaçılmadığı müddetçe bu ihtiyacı dengeleyebilir. Himalaya tuzu gibi sağlıklı tuzlar tüketerek ve potasyum, magnezyum takviyesiyle elektoritleri dengeleyebilirsiniz.
Nefes kokusu: Aseton nefes yoluyla bedenden atılan bir keton tipidir. Yani ağzınız aseton gibi kokarsa sebebi tam olarak bu. Fakat bir süre sonra geçiyor, merak etmeyin.
Azalan açlık hissi ve artan enerji: İşte ketosisin en efsanevi göstergesi. Eskisi kadar sık acıkmadığı farkedeceksiniz ve yediğiniz yemekler size daha uzun süre yetecek. Çünkü daha fazla enerjiniz olacak.
Bizden uyarı, keton seviyeni sürekli ölçmek gibi bir çılgınlığa kapılmayın. Neyi nasıl yapacağınızı çözmeye başladıktan sonra bedensel farkındalığınızı arttırarak keto moduna geçtiğinizi rahatça anlayabilirsiniz.
Kadinvesaglik.org
Bu yazı, https://blog.fitwell.com.tr/ sitesinden derlenmiştir.
Diğer tüm ten ürünlerinde olduğu gibi, allık seçimimizde de cilt alt tonumuzu bilmek oldukça önemli. Elbette hepimiz her renkte allık kullanmakta özgürüz.
Ancak, en doğru seçime ulaşmak için renklerin sıcak ve soğukluğuna göre hareket etmemiz gerekiyor. Bu sayede, kendimize en çok yakışacak allığı bulmamız daha kolay olacak. Benzer bir yazımıza göz atmak isterseniz, Doğru Fondöten Seçimi Nasıl Olmalı? yazımıza da göz atabilirsiniz.
Allıklar, makyajda hem en çok tercih edilen, hem de kullanımı en eskiye dayanan ürünlerden biri. Makyaj yapmayan annelerimizin, büyük annelerimizin bile makyaj çantalarında en azından bir allık görmeye alışkınız bu yüzden. Allığın bu kadar popüler olmasının en büyük nedeni, cilde daha canlı bir ifade katması olabilir. Cildimizi daha solgun, cansız hissettiğimiz günlerde sadece allık uygulamanın bile bizi ne kadar değiştirdiğini görebiliyoruz.
Cilt Alt Tonuna Göre Allık Seçimi
Peki, her allık her ciltte aynı etkiyi yaratabiliyor mu? İşin aslı, hayır yaratamıyor. Örneğin sıcak alt tonlu ciltlerde uçuk pembeler, yüzde olması gerekenden daha neon bir şekilde okunabiliyor. Ya da çok yanık turuncuların ve sıcak kahvelerin soğuk alt tonlu ciltlerde uyumsuz bir görüntüye yol açtığını görebiliyoruz.
Sıcak Alt Tonlar İçin
Tüm bunların nedeni, doğru alt tona uygun allığı seçememizden kaynaklanıyor. Eğer cildimiz sıcak alt ton diye bildiğimiz “sarı alt ton” grubunda ise, tıpkı cildimiz gibi daha sıcak tondaki allıkları tercih etmemiz gerekiyor. Örneğin, içerisinde altın sarısı ışıltılar bulunan pembeler, turuncular veya mürdümler bu ten grubu için çok daha uygun. Özellikle daha fazla kiremitlik içeren şeftaliler bu alt tonu kurtarıcısı sayılabilir.
Pembe Alt Tonlar İçin
Genelde pembeler, mürdümler ve daha “canlı” diye tabir edeceğimiz tüm allık tonları, soğuk alt ton grubuna daha çok giden renkler diye bilinir. Bu alt ton grubundaki kişilerin sıcak tonlardan uzak durması, daha iyi bir görüntüye kavuşmalarını sağlayacaktır. Genel olarak, yaz renklerini pembe alt tonlu ciltler daha iyi taşırken, kış tonlarını ise sarı alt ton grubu daha iyi taşımakta diyebiliriz.
Her ne kadar, burada alt tonlara göre doğru tüyoları paylaşmaya çalışsak da, en önemlisinin sizin kendinize neyi yakıştırdığınız olduğunu hatırlatmadan geçmeyelim! Unutmayalım ki, makyajda kesin kurallar yok, biz sadece ufak tüyolar verebiliriz!
21 Mart perşembe günü sabaha karşı 04:42’de Terazi burcunun ilk derecesinde Dolunay var.
Bugünlerde yapmak istediğimiz şeyler ile kendi doğamız arasında ölçüyü tutturmaya her zamankinden daha çok gayret ediyoruz. Aklımızdan geçenler ile elimizde olanları karşılaştırıyoruz. Bir çeşit tamamlama veya tamamlanma ihtiyacındayız. Oysa güneşin koç burcuna girdiği bu mevsimde ölçüyü tutturmaktan çok, ne istiyorsak onun peşinde gidebilmek önceliğimiz olmalıydı. Çünkü koç burcu; 12 aya yayılan burçların ilkidir. Güneş ve diğer gezegenlerin başlangıç noktasıdır. Baharın habercisidir, mevsimleri ve dolayısıyla doğada yeni bir döngüyü başlatandır. Bu nedenle güneşin koç burcuna geçtiği gün, astrologlar için, yeni bir döngü/yılın başlangıcını ifade eder ve “Dünya Astroloji Günü” olarak kutlanır.
Koç burcu doğası gereği, başkalarından destek beklemeden kendi isteğini yapar, cesur ve bağımsızdır. Daha önce gidilmemiş yerlere gider, ilk gören-duyan olur, bir şeyleri başlatır, yapılmamış olanı yapar. Yalnız başına hareket edebilir, o bir maceraperesttir. Yolculuklara her an çıkabilmek ve özgür kalabilmek için yükler almaz, bağlayıcı olan iş-ilişkilerden uzak durur.
Güneş’in Koç burcuna geçtiği günde terazi burcunda gerçekleşen dolunay, yola çıkmadan önce iyice düşünmemiz gerektiğini anlatıyor bize. Ne isteyip ne istemediğimizi bilerek harekete geçmeliyiz. Aynı zamanda yeni bir döngünün başladığını da aklımızda tutarak, 2020 Mart ayına kadar, işbirliklerin anlaşmaların pazarlıkların ortaklıkların dostlukların ilişkilerin önem kazanacağını şimdiden öngörebiliriz. Uzlaşmanın olduğu yerde, rekabetin, çekişmenin ve fikir ayrılıkları yaratan meselelerinde olacağını unutmayalım, elbette.
Dolunayın baş aktörlerinden Venüs, aynı günlerde Mars’ı köşeye sıkıştırıyor. Onunla aralarında uzlaşamadıkları bir mesele, çekişme var. Biri yenilik ve değişim isterken diğeri elindekileri korumaya kararlı. Merkür de geri gidiyor, aklımıza yatmayan net olamadığımız konular var. Yani işimiz çok, çözüm için bekleyen birden fazla meselemiz var. “Etliye sütlüye karışmayayım, başım ağrımasın” günlerinde değiliz. Zaten aklımızdan geçen de bu değil. Bir süredir içinizde kaynayıp duran ama dışarıya yansıtmadığınız meseleler bu hafta gün yüzünde çıkabilir. İçimizde kaynayan bu suyun sıcaklığını makul bir seviyeye düşürmemiz gerekiyor. Biraz rahatlamaya, kendimizi anlatmaya, orta bir yol bulmaya ihtiyacımız var. Arzu ettiklerinizi elinizden kaçırmanıza neden olacak şekilde davranmamaya özen gösterin. Ayrıca bugünlerde libidonuz hareketlenebilir, bedensel zevklere olan düşkünlüğünüz artabilir. Fırtınalı ilişkiler, bir dargın bir barışık haller ortaya çıkabilir, uyarmadan geçmeyeyim. Hepimize kolay gelsin
Gramer çalışıp, bir turistle karşılaşıldığında düzgün cümleler kuramamak veya İngilizce öğrenip de konuşamamak ciddi dil sorunudur.
Dil, kelimelerin sistemli olarak bir araya getirilmesi ile anlam kazanmaktadır. Bu bakımdan doğru konuşabilmek ve yazabilmek için, öncelikle temel gramer (dilbilgisi) kurallarına hakim olmak gerekiyor.
Bu konuda en fazla yapılan hata, aynı konuların sık sık tekrar edilmesi ve küçük ayrıntılar üzerinde gereğinden çok durulması. Her detayı bilmek zorunda değiliz, bu nedenle pratik ve hızlı bir şekilde öğrenmeye çalışmak en mantıklı yoldur.
Bu yazımızda İngilizce konuşma becerisinin nasıl geliştirilebileceğine dair yöntemleri anlatacağız.
İngilizce Geliştirmek İçin Hangi Yöntemler Kullanılmalı?
Dilbilgisi kurallarına yeterince hakim olduktan sonra, kelime dağarcığının geliştirilmesi gerekiyor. Bunu yapabilmek için, seviyeli ve sadeleştirilmiş hikaye kitaplarından faydalanabilirsiniz ya da paragraf bazlı okuma ve kelime becerilerini ölçen kitaplar alabilirsiniz.
İlk zamanlarda kelime bilginizi genişletmek, ciddi bir emek ve zaman gerektirecektir. Aynı zamanda kelime öğreniminde dikkat etmeniz gereken bir başka husus, kelimelerin anlamlarına odaklanmak yerine, çalıştığınız kelimelerin kullanıldığı cümleleri ve İngilizce açıklamalarını öğrenmektir.
Uluslararası fonetik alfabesi (IPA), sözlüklerde kelimenin parantez içerisinde nasıl okunduğunu gösteren sembol sistemidir. Her bir ses için ayrı bir sembol bulunur. IPA öğrenmek, kelimeleri doğru telaffuz etmek için önemlidir.
Bu sistem, eski dönemlerde hemen hemen zorunlu gibiydi, fakat günümüzde artık çevrimiçi sözlüklerden her bir kelimenin nasıl telaffuz edildiğini sesli olarak dinleyebiliyorsunuz.
Dinleme Becerilerini Geliştirmek ve Metinleri Sesli Okumak
Kelime dağarcığını geliştirmenin en etkili yollarından birisi metinlerdir, fakat belli bir seviyeye gelindikten sonra dinleme becerisine ağırlık verilmelidir. Dil öğrenirken karşılaşılan en önemli sorunlardan biri de, yazılı olarak birçok kelime bilip nasıl telaffuz edileceklerini bilmemektir.
Konuşmak, hem fiziksel hem de zihinsel bir eylemdir, yani konuştuğunuz zaman dilinizin de sık sık dönmesi gerekir. İngilizcenin kelime yapısı ve telaffuzu Türkçeden çok değişik olduğundan, İngilizce kelimelerin düzgün telaffuz edilmesi epeyce pratik ister.
Bunu yapabilmek için herhangi bir İngilizce metni sesli şekilde ve mümkün olduğu kadar doğru telaffuzla okuyarak sesinizi kaydedin, daha sonra kendi sesinizi dinleyerek düzeltmeler yapın.
İngilizce Konuşmaya Hazırlanmak
Bir kişinin kendi kendine İngilizce konuşması, oldukça işe yarayan bir yöntemdir.
Çevrenizde her zaman pratik yapacak birilerini bulamayabilirsiniz, bu nedenle otururken ya da yürürken, zamanınız olduğunda kendi kendinize İngilizce cümleler kurabilir ve değişik gramer yapılarını tecrübe edebilirsiniz.
Bu yöntem, hem hızlanmanıza hem de kendinize güven duymanıza katkı sağlayacaktır. Konuşmalar, genellikle anlık olsa da kimi zaman yapacağınız bir konuşmaya önceden hazırlanma şansınız olabilir.
Örneğin, birkaç gün sonra herhangi bir konuda arkadaşlarınıza sunum yapacaksınız, bu durumda konuyu daha önceden okuyup iyi bir hazırlık yapabilirsiniz. Ayrıca konuşmanın provasını yaparak, muhtemel soruları düşünebilir ve bu soruların cevaplarını verebilirsiniz.
Kendiliğinizden pratik yaparken cümleleri Türkçeden İngilizceye çevirerek değil, İngilizce düşünerek cümleler kurmaya çalışın.
İngilizce Konuşma Gruplarına Katılmak
İngilizcesini geliştirmeye çalışan diğer insanlarla bir araya gelerek, herhangi bir konu belirleyebilir ve o konuyla ilgili konuşmalar yapabilirsiniz.
Bu yöntemde yanınızda İngilizcesi çok iyi olan birinin bulunması ve sizi gözlemlemesi oldukça önemlidir. Aksi halde farkında olmadan yanlış cümleler kurabilir ya da telaffuz yanlışları yapabilirsiniz.
Konuşma gruplarında sadece İngilizce konuşma kuralının konması da etkili olacaktır. İnsanlar bazen iyi seviyede İngilizce konuşabilmek için yabancı ülkeye gitmek zorunda olduklarını savunuyorlar. Yurt dışına hiç çıkmadan gayet güzel İngilizce konuşan kişiler de var.
Şayet çevrenizde iyi derecede İngilizce konuşan kişiler varsa, bu mümkündür. Yani böyle bir imkanı değerlendirerek, aslında yurt dışı sizin ayağınıza gelmiş oluyor. Ayrıca internet üzerinden yabancı arkadaşlar bularak onlarla pratik yapmanız da mümkün.
Dil öğrenen birçok insanın yaşadığı sorunlardan biri de, hata yapma endişesidir. “Hata yaparsam benimle dalga geçerler” endişesi ile insanlar İngilizce bilseler dahi konuşmaktan kaçınabiliyorlar. Şayet hata yaparsanız ve bu hatanızı birisi düzeltirse o hatayı bir daha yapmazsınız, ancak hata yapma endişesiyle hiç konuşmazsanız, hatalar ömrünüz boyunca sizinle kalır.
Bu bakımdan mümkün olduğu kadar çok pratik yapın, sizden daha iyi konuşan kişilerden hatalarınızı düzeltmelerini ve önerilerde bulunmalarını isteyin.
Böylece adım adım ilerleyerek daha iyi ve etkili konuşabilirsiniz. İngilizce konuşmanın ciddi bir emek ve zaman gerektirdiğini unutmayın, mükemmel olmaya değil, iletişime ve anlaşılabilir olmaya odaklanın.
Bu doğrultuda hatalarınızdan ders çıkarabilir, sıklıkla yaptığınız hataları not edebilir ve bilinçli olarak bunların üzerine gidebilirsiniz. Uzun zamandır profesyonel olarak İngilizce konuşan ve yazı yazan kişiler bile, bazen belirli nedenlerden dolayı gramer hataları yapabiliyor. Bundan dolayı hata yaparsanız, asla pes etmeyin ve kendinize karşı acımasız olmayın.
İngilizce Geliştirmenin Diğer Yolları
1. Yazarak Çalışmak: İngilizce kelimeleri yazarak öğrenmeye çalışmak, İngilizce geliştirmenin en etkili yollarından biridir. Böyle bir çalışma yöntemi, yeni kelimeler ezberlemenize imkan tanıyacaktır, fakat ezberlediğiniz kelimeleri kullanmamanız halinde unutulma oranları da yüksek olacaktır. Bu yöntemden en etkili şekilde faydalanabilmek için, düzenli olarak çalışmalı ve pratik yapmalısınız.
2. İngilizce Yayınları Takip Etmek: İngilizce altyazı ile yayın yapan TV kanallarını takip ederek, İngilizce anlama becerinizi geliştirebilirsiniz. Aynı zamanda İngilizce yayın yapan radyoları da takip ederek bu yöntemden faydalanabilirsiniz. Bu yöntemin tek dezavantajı, konuşmanızı geliştirmeyecek olmasıdır.
3. Sosyal Medya Kullanmak: Sosyal medyanın bu kadar popüler olmadığı dönemlerde, mIRC tarzı programlar ile İngilizce sohbet kanallarına girilerek İngilizce sohbetler yapılıyor ve yabancı dil geliştirilmeye çalışılıyordu. Sosyal medyanın oldukça gelişmesi ile birlikte, insanlar bu imkanı daha çok kullanmaya başladılar.
4. İngilizce Setlerden Faydalanmak: Bu setler her ne kadar eski dönemlerde çıkmış ve gelişme konusunda katkı sağlamışsa da, günümüzde pazarlaması hala yapılan araçlar arasındadır. Bu setler sayesinde İngilizcenizi çok fazla geliştirmeniz mümkün değildir, çünkü birçoğunun içeriğinde olan bilgiler güncellenmemektedir. İngilizce eğitim setleri ile İngilizcenizi geliştirme şansınız düşük olsa da, yeni kelimeler ve cümle kalıpları öğrenmeniz açısından katkı sağlayabilirler.
İngilizcenizi geliştirirken Amerikan ya da İngiliz aksanına yönelebilirsiniz. Her ikisi arasında çok bariz telaffuz farklılıkları olduğuna şahit olmuşsunuzdur. Bir turistin konuşmasını dinleyerek onun Amerikalı mı, İngiliz mi yoksa Kanadalı mı olduğunu anlamanız mümkündür.
Kelimeler arasında ufak farklılıklar olsa da, İngilizce konuşan ülke vatandaşları birbirlerini kolayca anlayabiliyorlar. Belli bir aksanı öğrenmek tabii ki güzel bir şey, ancak illa mükemmel bir İngiliz ya da Amerikan aksanıyla konuşacaksınız şeklinde bir kaide yok.
Günümüzde uluslararası iş dünyasında esas olan şey, temiz ve anlaşılır şekilde konuşmaktır. Bunu gerçekleştirebildiğiniz zaman hedeflerinize ulaşırsınız, ancak İngilizceyi kesinlikle Türkçe gibi konuşmaya çalışmayın.
Kadinvesaglik.org
Bu yazı, http://www.bilgibaba.org/ sitesinden derlenmiştir.
Her ne kadar ülkemizde yerleşmiş bir çay kültürü oluşmuş olsa bile, güne çok erken başlayanların olmazsa olmazı kahve diyebiliriz. Aynı durum elbette gececiler için de geçerli. Kahve içmenin büyük bir tutku olduğu bir gerçek. Bir de bu tutkuyu birbirinden şeker fincanlar ile yaşadığımızda güne kötü başlamanızın ihtimali kalmayacak! Kahve içmeyi daha eğlenceli bir deneyim haline dönüştürmek isteyenler veya misafirlerine daha şık fincanlarda sunum yapmak isteyenler için, birbirinden tatlı 30 kahve fincanını sizler için bu galeride derliyoruz. Kahve bağımlılarının mutluluğunu ikiye katlayacak bir diğer konu French Press Kültürü yazımıza da buradan ulaşabilirsiniz.
Soğuk havaların cildimizdeki olumsuz etkisi yetmiyormuş gibi, bir de yağlı cilt problemlerini çözmeye çalışmaktan bıkmış durumdayız! Sivilceler bitse siyah noktalar, siyah noktalar bitse ciltte kontrol edemediğiniz yağ sizin de canınıza tak ettiyse, yağlı ciltler kulübüne hoş geldiniz demektir!
Karma ve yağlı ciltler, çoğu durumda en problemli cilt türlerinden sayılabilir. Bu cilt tipinin, kullandığı ürünlere normal ve kuru ciltlere göre daha çok dikkat etmesi gerekebilir. Örneğin ten – makyaj ürünlerinde yağ içermeyen ürünlere yönelmeleri bu cilt tipinin yararına olacaktır. Makyajda yağ içermeyen ürünleri karma & yağlı ciltlerin en büyük kurtarıcılarından olacaktır. Bu konu hakkındaki daha detaylı yazımız için, Doğru Fondöten Seçimi Nasıl Olmalı? yazımıza da bakmanızı öneririz.
Nemlendirmeyi Unutmayın!
Karma ve yağlı ciltlilerin diğer dikkat etmesi gereken nokta ise, kesinlikle ciltlerini nemlendirmeyi unutmamaları. Yağlı cilt görüntüsü her ne kadar ‘nemlendirilmiş’ cilt hissiyatı verse de, aslında cildinizin tam aksi sinyaller veriyor olma ihtimali çok yüksek. Çoğu zaman cilt, fazla kuru kaldığında ekstra sebum üretmeye daha yatkın olur. Bu nedenle yağlı ciltler, cilt tipine ağır gelmeyecek su bazlı nemlendiriciler ile sabah ve akşam olmak üzere günde iki kere nemlendirici kullanmayı ihmal etmemeliler.
Cildinizi İyi Temizleyin
Cildin nemli tutulması kadar önemli bir şey varsa, o da makyajdan iyi arınması olabilir. Çoğu kadın, gün içinde yoğun makyajlar uygulamasa bile gözeneklerinin tıkanmasından şikayetçi olabiliyor. Şehir hayatında yüzümüzdeki toz ve kirin sadece suyla arınmasını beklemek hiç de mantıklı değil. Bu nedenle yüzümüzde arındırıcı temizleyiciler kullanmamız gerekiyor. Bu arındırıcı jeller ile birlikte, haftada bir veya iki kere uygulayacağımız bir kil maskesi de, cildimizdeki gözeneklerin temizlenmesinde oldukça etkili olacaktır. Kil maskelerini hazır tercih edebileceğiniz gibi; aktarlardan toz şeklinde alıp, kendi kil maskenizi kendiniz de yapabilirsiniz.
Bakım, Bakım ve Bakım
Cildimizi belirli bir temizleme rutinine oluşturduktan sonra cilt bakımında bazı yan ürünlere de ihtiyaç duyabiliriz. Bunlar cildinizin problemlerine göre sivilce kurutucu kremler, nem maskeleri veya cilt probleminize göre cilt yenileyici ürünler olabilir. Bu noktada önemli olan, hangi ürüne ihtiyacınız olduğunu bilmeniz. Eğer hali hazırda sivilceye meyilli bir cilt yapısına sahipseniz, ekstra nem veren maskeler sizin cildinize ağır gelebilir. Ya da daha genç yaşlarda iseniz, cilt yenileyici ürünler ile tanışmak için erken olduğunu söyleyebiliriz. Burada önemli olan, cildinize fazla ürün kullanmak değil, doğru ürünlerden oluşan bir rutin oluşturabilmek.
Eğer kendi cilt tipinize uyan bir rutin oluşturmayı başarabilirseniz, zorlu kısmı atlatmışsınız demektir. Dilerseniz, ek olarak profesyonel cilt bakımına da aylık cilt bakımı rutiniz içinde yer verebilirsiniz. Ancak bu gibi uygulamalarda yaptıracağınız bakımların sizin cildiniz için uygun olup olmadığını bilmeniz gerekiyor. Bu aşamada bir dermatoloğa danışmak ve bakımlar hakkında kapsamlı bir araştırma yapmak aklınızın bir köşesinde olmalı. Unutmayalım ki bakımlı bir cilde sahip olmak isterken cildimizi yormak istemeyiz.
Elinde bir tabak ile çocuklarının arkasından koşturan annelerin sayısı sanırım azımsanmayacak derecede. Maalesef her çocuk yemek konusunda ılımlı olmayabiliyor. Özellikle de tat konusunda seçici ve sıklıkla yemek seçen bir çocuğunuz varsa mutfakta yaratıcılık sınırlarını zorluyor olabilirsiniz. Tüketim konusunda en çok zorlanılan besin gruplarından biri de sebze… Çocukların sebze tüketimi konusunda oldukça seçici olduğu bir gerçek. “Çocuğuma sebzeyi nasıl sevdirebilirim ve ona nasıl sebze yedirebilirim?” diyorsanız işte birkaç öneri…
Bazı araştırmalar çocukların damak zevklerinin anne karnındayken şekillenmeye başladığını söylüyor. Çalışmalara göre; hamilelik sırasında bir anne karnındaki bebek dış dünya hakkında bilgileri alıyor, bu yüzden, anneler çocukları daha doğmadan önce yemek istedikleri besinleri onlara aşılayabilirler.
Ek besine geçiş döneminde çocuğunuzun mümkün olduğunca bütün sebzelerin tadına bakmış olmasına özen gösterin. Sebzeleri karışık halde sunmayın ki her sebzenin tadıyla tanışsın.
Mutfakta ondan yardım isteyin. Özellikle sevmediği sebzeleri hazırlama ve pişirme evrelerinde ondan yardım isteyebilirsiniz, emek verdiği yemekleri tüketmesi daha kolay olacaktır.
Eğer çocuğunuz daha büyükse öncelikle sebzelerin neden faydalı olduğunu ve yemesinin ona ne gibi avantajlar sağlayacağını ona güzel ve açıklayıcı bir dille anlatın.
Pazar ya da market alışverişini birlikte yapabilir ve istediği sebzeleri kendisinin seçmesini sağlayabilirsiniz. Çocukları yemeği yapım aşamasına dahil etmek, sürecin onlar için daha keyifli bir hal almasına yardım edecektir.
Bahçenizde ya da balkonunuzda saksıda küçük sebzeler yetiştirebilirsiniz. Onları beslemek, büyütmek ve toplamak onun için eğlenceye dönüşecek ve sonrasında yemek için sabırsızlanacaktır.
Sebzeleri tamamen yok etmeden, sevdiği bir tatla karıştırıp sunabilirsiniz. Pırasalı köfte, sebzeli makarna çocukların hayır diyemeyeceği seçenekler arasındadır. Mevsime uygun sebzeleri çocuklarınızın sevdiği yemeklerin içine dahil etmek de bir çözüm olabilir. Hamburger sosis gibi sevdiği yemeklerin yanına garnitür olarak tatlı patates, fırında sosladığınız havuç gibi sebzeler tercih edebilirsiniz. Bu sebzeleri hazırlarken farklı yöntemler kullanmak da, çocuğunuzun sebzeye olan bakış açısının değişmesine yardımcı olacaktır.
Bütün bunlara rağmen sebze tüketmeyen bir çocuğunuz varsa, biraz daha sabırlı olmakta fayda var. Çocuklar zaman zaman beslenme alışkanlıkları konusunda farklı alışkanlıklar geliştirebiliyorlar. O dönemin geçmesini bekleyin ve pes etmeyin. Belirli aralıklarla sevmediği sebzeleri ona sunun ve tekrar tekrar deneyin. Bu süreçte çocukların en büyük örnekleri anne ve babalarıdır, unutmayın sizin tüketmediğiniz hiçbir besini çocuğunuzun severek tüketmesini bekleyemeyiz.
Kadinvesaglik.org
Bu yazı, https://www.uplifers.com/ sitesinden derlenmiştir.
Modanın ne kadar fazla kendini tekrar ettiğini ve sürekli geçmişe dönüşten ibaret olduğunu biliyoruz aslında. Leopardeseni geri dönen akımlardan biri. Kalın tokalı kemerler, neon elbiseler, büyük saç tokaları derken sürekli annelerimiz hatta büyük annelerimizin dolaplarına göz kırpıyoruz! Hayvan desenlerinin kıyafetlerimizde yeniden boy göstermesi de bu durumlardan hiç farklı değil. Özellikle yılan ve leopar deseni taşıyan her kıyafet, geçtiğimiz sezondan itibaren her stile uyacak şekilde karşımıza çıkıyor.
Öncelikle nereden bakarsak bakalım, leopar desenli kıyafetlerin karşımıza çıkışı çok yeni bir durum değil. Yıllardan beri, leopar deseni belli sezonlarda kendini hatırlatmayı başarıyor bize. Özellikle 1950’ler ve 60’lar leoparın parlayan dönemi olarak geçiyor diyebiliriz. 17. yüzyıl ise moda tarihinde ‘leoparın çıktığı dönem’ olarak biliniyor. Leoparın serüveni, Christian Dior ile podyumlarda başlıyor. Ardından Yves Saint Laurent ve Dolce & Gabbana gibi büyük moda evlerinin leoparı koleksiyonlarına adapte etmeleri ile günümüzdeki karizmasına kavuşmaya başlıyor. Öncelerde şapkalarda ve yaka aksesuarlarında çoğunlukla kullanılan bu desenin, şimdilerde telefon kaplarından çoraplara kadar her alana geçtiğini rahatça görebiliyoruz.
2019’da Leoparı Nasıl Kullanmalıyız?
Evet, leoparın geçmişten bugüne gelen ihtişamlı bir duruşu olduğuna katılıyoruz kesinlikle. Ancak günümüzde leoparı eski trendlere uygun biçimde kullanmak biraz demode kaçabilir. Artık modada trendler ne kadar iç içe olursa olsun, leoparı eskilerin esintilerinden biraz uzaklaştırıp kullanmamızda yarar var. Bunu yapmanın en kolay ve eğlenceli yollarından biri ise kesinlikle stilinize renk katmak! Günlük hayatta sıkça tercih etmediğiniz canlı renkleri leopar ile birleştirmeyi denemelisiniz. Bunu yaparken aynı renklerin benzer tonlarını birleştirmek kombininize kesinlikle özgün bir hava getirecektir.
Leoparı Diğer Trendler ile Birleştirmek
Bu sezonun, en az leopar kadar önemli bir diğer trendi kesinlikle neon parçalar. Özellikle yeşil ve sarının tonlarını önümüzdeki ilkbahar yaz koleksiyonlarında sıkça göreceğiz. Durum böyleyken, neden sezonun iki güçlü trendini birleştirmeyelim ki? Leopar ve neonu bir arada kullanırken neon takımlara leopar desenli aksesuarlar tercih edebilir veya tam tersini yapabilirsiniz. Kombininizin dikkat çekiciliğini arttırmak için, siz de görseldeki gibi dış giyimde kontrast yaratacak parçalar seçebilirsiniz.
Ne Giydiğiniz Değil, Nasıl Taşıdığınız Önemli
Her ne kadar kombin önerileri vererek işinizi kolaylaştırmayı hedeflesek de, en önemlisi o kıyafetin içinde nasıl hissettiğiniz. Çoğumuz, leopar gibi iddialı parçaları taşırken kombinimizden rahatsızlık duyabiliyor veya tereddüte düşebiliyoruz. Haliyle bu durum dışarıya öz güvensiz bir duruş yansıtmamıza neden oluyor. Şunu unutmayın ki, trendleri uygulayış tarzlarınız tamamen size kalmış! Giyeceğiniz parçaları seçerken içinde ne kadar rahat ettiğiniz ve sizi ne kadar mutlu ettiği önceliğiniz olmalı. İşte tam olarak bu sayede leopar desenli kombinlerin hakkını verebilirsiniz!
1 - 25
Zara, leopar desenli merserize çorap
Zara, leopar desenli şal
Zara, leopar neon triko
Defacto, leopar desenli tişört
Cameo, leopar desenli elbise
Daisy, şeritli elbise
Derimod, siyah spor ayakkabı
GLAMOROUS, kare yaka bluz
Zara, kırmızı mini leopar elbise
Zara, leopar desenli kemer
Michael Kors, kırmızı siyah leopar desenli elbise
Stella McCartney, leopar desenli spor ayakkabı
Trendyol Milla, leopar desenli ceket
WYLDR, ceket
Robin, leoparlı ceket
Saint Laurent, leopar desenli stiletto
Mavi, bel çantası
Aspinal of London, manta
ALEXIS, leopar desenli mini etek
ALICE+OLIVIA, kırmızı uzun etek
CAMEO, mini etek
Defacto, leoparlı uzun hırka
LCW, leopar desenli pantolon
Defacto, etek
MIAOU, yüksek bel pantolon
Tercihlerinizde size yol gösterici olması adına leopar desenli parçalardan oluşan bir galeri hazırlamayı ihmal etmedik. Galerideki parçalar bu sezonun hazır giyim koleksiyonlarından olduğu için hepsinin erişimi oldukça kolay. Biz şimdiden, leopar deseni ile yaratabileceğiniz en feminen stilleri oluşturmanızı diliyoruz!
Biz kadınlar için, en yaygın güzellik sorunlarından biri kesinlikle koyu göz altları! Size de artık göz altı kapatıcıları yetmiyor, çevrenizden sık sık “bugün iyi uyumamış gibisin,” gibi cümleler duyuyorsanız, belki sizin de bu sorunla yüzleşme zamanınız gelmiş demektir.
Koyu göz altları, her ne kadar çoğunlukla kalıtsal durumlarla ilişkilendirilse de, daha sağlıklı görünen göz altlarından vazgeçmek için henüz çok erken. Öncelikle, gününüzün çoğunun bilgisayar ekranına bakarak geçmediğine, uykunuzu iyi aldığınıza ve ciddi bir stres problemi yaşamadığınıza emin olmak gerekiyor. Eğer ana probleminiz bunlardan birinden kaynaklanıyorsa, çözüm için göz kuruluğu yazımızda da bahsettiğimiz yöntemlere bakabilirsiniz. Ama koyu halkaların bu nedenlerden de kaynakladığını düşünmüyorsanız bizlesiniz!
Çoğumuz, göz altımızdaki koyu halkaları iyi görünmemizin arkasındaki bir engel gibi görüyoruz. Aslında haksız da sayılmayız. Çünkü ne kadar iyi beslenirsek beslenelim, kendimize dikkat edersek edelim bu halkalar yüzünden dışarıya sağlıksız bir görüntü verebiliyoruz. Çoğu kadın, bu durumun kozmetik ürünler ile önüne geçmeyi denese de maalesef göz altı kapatıcılarımız da bir yere kadar bizimle dayanıyor. Üstelik göz çevresi gibi ekstra hassas bir bölgeye kat kat ürün uygulamak pek de sağlıklı değil.
Bizi Koyu Göz Altlarından Kurtaracak Bitkisel Öneriler
Vereceğimiz bitkisel önerilerin çoğu göz altlarımızı mor halkalardan kurtarmak için tek başına yeterli değil. Bu adımları uygularken bol bol su içmek, stresten uzak bir yaşantıya devam etmek ve tabii ki sağlıksız besinler ile aramıza mesafe koymak gerekiyor. Eğer bu adımları uygulamayı atlamazsanız, güne başlarken sizi daha aydınlık gözlerin bekleyeceğini söyleyebiliriz!
E vitamini yağı
E vitamini, göz çevresi için tercih edeceğiniz ilk ürünlerden biri olmalı. E vitamini yağı sayesinde göz çevreniz nemleneceği gibi, düzenli kullanımda koyu göz altlarına iyi geleceğini de söylemek mümkün. Üstelik E vitamini, nemlendirici etkisi sayesinde göz çevrenizdeki kırışmayı da minimuma indirecek.
Üzüm çekirdeği yağı
Az bilinen fakat etkisi asla küçümsenmeyecek bir diğer ürün ise üzüm çekirdeği yağı. Aslında üzüm çekirdeği yağı sadece göz çevresinde değil, yüzde de oldukça etkili sonuç veriyor. Üzüm çekirdeği yağının bilinen etkileri arasında cildi nemlendirme, mat görünümden kurtarma ve renk eşitleme gibi vaatler mevcut. Bu yağı daha önce deneyimleyenlerden olarak, renk eşitleme anlamında çok iyi sonuçlar verdiği vurgulamadan geçmeyelim!
Soğuk süt
Uzun yıllardan beri bilinen bir diğer yöntemimiz ise kesinlikle soğuk süt! Süt, hem ulaşım kolaylığı açısından hem de yatıştırıcı etkilere sahip olduğundan göz çevresinde oldukça mantıklı bir seçim. Göz çevrenizde yatıştırma, nemlendirme gibi etkileri olacağı gibi cildinizin sıkılaşmasında da etki sağlayacaktır. Sütü, göz çevrenize uygularken bir pamuktan yardım alabilirsiniz. Pamuğa damlattığınız sütü gece yatmadan on dakika boyunca göz çevrenizde bırakıp fazlasını nemli bir bezle silerek uygulama yapabilirsiniz.
Avokado
Avokadonun yararları say say bitmiyor. Daha önce avokadoyla ilgili yazdığımız yazısına ulaşmak için buraya tıklayabilirsiniz.Avokadonun vücuda birçok yararı olduğu gibi, göz çevresi için de çok etkili bir meyve olduğunu biliyoruz. Ezdikten sonra göz çevrenize uygulayacağınız avokadoyu 15 dakika gözlerinizde bekletin ve sonrasında göz çevrenizi bir nemli bezle silin. Bu sayede avokadonun göz altı torbalarındaki muhteşem etkisiyle tanışmış olacaksınız.